ÖMER SEYFEDDİN

(d.1302/1884-ö.1338/1920)

hikâyeci, şair, dilci, fikir adamı

 

Dağıstan göçmeni alaylı bir subay olan Ömer Şevki Bey ve İsfendiyaroğulları’ndan Ankaralı topçu kaymakamı Mehmed Bey’in kızı Fatma Hanım’ın oğludur. Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğar. Bir kısmı otobiyografik özellikler taşıyan ve buna istinaden belge diye kullanılan hikâyelerinden elde edilen bilgiye göre ilk çocukluk yılları “And” hikâyesinde anlatıldığı gibi Gönen ve ilçe yakınlarındaki Karalar köyünde geçer. Dört yaşındayken Gönen’de Raşit Efendi Mahalle Mektebindeki bir kadın hocanın nezaretinde başlayan eğitimi, babasının görevi gereği gittikleri İnebolu ve Ayancık’tan sonra İstanbul’da devam eder. İstanbul’da anne tarafından dedesinin Kocamustafapaşa’daki konağında kalan Ömer Seyfeddin, bir yıldan kısa süre Mekteb-i Osmanîde okur, ardından da 1883’te Eyüp Askerî Baytar Rüşdiyesine kaydettirilerek subay çocuklarının okuduğu “sınıf-ı mahsusa”ya devam eder. 1896’da bu okulu tamamlayarak aynı yıl Edirne Askerî İdadisine kaydolur ve 1900 yılına kadar burada okur. İdadi eğitiminden sonra İstanbul’da Mekteb-i Harbiye-i Şahaneye geçen Ömer Seyfeddin, 1903 yılında Makedonya’da baş gösteren isyan hareketleri yüzünden Harbiyeden imtihansız olarak mezun edilen “sınıf-ı müstacele” içinde yer alır. Mülazım-ı Sani (asteğmen) rütbesiyle Merkezi Selanik’te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna atanır. Birliğinin gönderildiği Selanik ve Manastır’a bağlı Pirlepe’de görev yapar. 6 Eylül 1904’te Kuşadası’na döner. 1907’de İzmir’de açılan Aydın Vilayeti Jandarma Alay Mektebine tayin edilir. Bu okulda kavâid-i diniyye hocalığı görevini yürütür. Kuşadası ve İzmir’deki görevi boyunca basın hayatının içinde bulunur; bu vesileyle Serbest İzmir, Sedâd ve Muktebes adlı süreli yayın organlarında yazı ve şiirleri yayımlanır. Bu sıralarda bir taraftan Fransızcasını ilerletme yolunda Baha Tevfik’ten yardım alırken bir taraftan da Türkçü Necîb’in yönlendirmesiyle dilde sadeleşme ve millî bir edebiyat vücuda getirme konuları üzerinde düşünmeye başlar. 1909 yılı başında Selanik’e tayin edilir. Bu sıralarda 31 Mart Vakası’nı bastırmak için İstanbul’a gelen Hareket Ordusundaki görevi dışında aynı yıl içinde Köprülü’de Askerî Rüşdiyede beden eğitimi hocalığı yapar. Balkanlar’daki sınır karakollarında çeşitli görevlerde bulunur; dağlarda eşkıya takibi ve manastırlarda silah arama gibi görevler sırasında Bulgar ve Makedon komitacıların millî ülküleri uğruna yaptıkları mücadelelere şahit olur. Bu görevler sırasında gördükleri ve yaşadıkları bir taraftan onun milliyetçilik konusundaki fikirlerini belirginleştirirken bir taraftan da ileride yazacağı hikâyelerine hayli malzeme toplamasına vesile olur. Sonraları dilde ve düşüncede bir yolun öncülüğünü yaparken ortaya koyacağı ilkeler, onda, bu sıralarda belirginleşmeye başlar. Askerlik görevinin yanında edebiyat uğraşısını da devam ettiren Ömer Seyfeddin, yazı ve şiirlerini Bahçe, Kadın, Hüsün ve Şiir, Tenkîd, Piyano gibi dergilerde yayımlatır. Bunlardan Selanik’te yayımlanmakta olan Hüsün ve Şiir’in müessislerinden Ali Cânib ile mektuplaşmaları sırasında ona, Türkçeyi sadeleştirme ve edebiyata millî bir nitelik kazandırma konusundaki görüşlerinden bahsederek bu yolda birlikte çalışmayı teklif eder. Konuyu İttihat ve Terakki Fırkasının merkez-i umumî üyesi olması münasebetiyle Selanik’te bulunan Ziya Gökalp’a açan Ali Cânib, onun da desteğini alınca Ömer Seyfeddin’in teklifini kabul eder. Bu günlerde Hüsün ve Şiir’in adı değiştirilmiş, dergi Genç Kalemler adıyla yayımlanmaya başlamıştır. Ömer Seyfeddin, dil ve edebiyata dair görüşlerini içeren bir yazı kaleme alarak bunu Ali Cânib’e gönderir. “Yeni Lisan” başlıklı bu yazı, Genç Kalemler’in yeni ebatta çıkmaya başlayan ikinci cildinin ilk sayısında yer alır. Böylece “Yeni Lisan Hareketi” adıyla 20. yüzyıldaki Türk dili ve edebiyatına damgasını vuracak dil ve edebiyat anlayışı başlatılmış olur. Askerlikteki on iki yıllık mecburi hizmetinin kalan beş yılı için gereken tazminatın Ziya Gökalp aracılığıyla İttihat ve Terakki bütçesinden ödenmesinin ardından Ömer Seyfeddin, Genç Kalemler’in daimi tahrir heyetine katılır. Bu dergide Ali Cânib, Ziya Gökalp, Mustafa Mermi, Kâzım Nami gibi arkadaşlarıyla 1912’de Balkan Savaşı’nın başlamasına kadar çalışan Ömer Seyfeddin, savaş münasebetiyle tekrar orduya döner. 14 Eylül 1912’de üsteğmen rütbesiyle Garp Ordusunun 39. Alay 3. Taburuna katılır. Komanova’da Sırplara, Yanya’da Yunanlılara karşı savaştıktan sonra 20 Ocak 1913’te Kanlıtepe’de Yunanlılara esir düşer. Nafliyon kasabasındaki esaretten sonra 17 Aralık 1913’te İstanbul’a döner ve askerlikten tekrar ayrılarak bir süre Türk Sözü’nün başyazarlığını yürütür. Aynı sıralarda Darülmuallimînde kıraat ve Kabataş Sultanisinde edebiyat hocalığı görevlerine getirilir. Kabataş Sultanisindeki görevi ölümüne kadar devam eder. 1915 yılında İttihatçıların önde gelen isimlerinden Besim Edhem Bey’in kızı Calibe Hanım ile evlenir. Ertesi yıl Güner adında bir kızları olur; ama evlilik ancak üç yıl devam edebilir. 1920 yılı başlarında hastalanan Ömer Seyfeddin, 6 Mart 1920’de vefat eder. Cenazesi Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedilir. Burada yapılacak bir yol düzenlemesi dolayısıyla mezarı 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’na nakledilir.

Ömer Seyfeddin, Türkiye’de her yaştan insanın en çok okuduğu ediplerdendir. Buna istinaden ölümünden sonra onun eserleri tamamen ya da kısmen olmak üzere defalarca basılmıştır. Bu yayınlardan bir kısmı bilimsel ölçütlere uygun olarak ve yayın tarihinde ulaşılabilen/bilinen külliyatın tamamını muhtevi iken bir kısmı da çeşitli seviyedeki okuyucu kitlesine hitaben eğitim amaçlı veya ticari kaygılarla yapılmıştır. Burada sadece edibin sağlığında kitap/çık olarak yayımlananlar verilmiş, bilimsel ölçütlere uygun olarak yapılmış son yayınlar ise “Kaynakça” kısmında gösterilmiştir.

Eserleri şunlardır:

1. Vatan! Yalnız Vatan: (“Genç Kalemler Tahrîr Hey’eti” kaydıyla), Selanik: Yeni Hayat Kitâbları Aded 2, Rumeli Matbaası, 34 s., yty. Beynelmilel gizli cemiyetlerle beynelmilel gizli gayelerin ve bu bağlamda Masonluğun vatan ve milliyet fikrine vuracağı darbelere dikkat çeken kitapçık.

2. Herkes İçin İctimâiyat Birinci Kitâb Ticâret ve Nasîb: (“Ömer Tarhan” müstearıyla), İstanbul: Türk Yurdu Kitâbhânesi, Resimli Kitâb Matbaası, 30 s., yty. Türklerin ticarete bakış açısı, ticareti bilip bilmedikleri ve ticaretten nasiplenmek için yapılması gerekenler hakkında kaleme alınmış kitapçık.

3. Yarınki Turan Devleti: İstanbul: Türk Yurdu Kitâbhânesi, Kader Matbaası, 20 s., 1330. “Bir devletin tabiî hudûdları dağlar ve ırmaklar değildir, istinâd ettiği milliyetin lisânî ve dînî sınırlarıdır.” düşüncesinden hareketle kaleme alınmış bu kitapçık, II. Meşrutiyet Türkiye’sinde Türkçülüğün taraftar sayısının artmasında etkisi bulunan yayınlardandır.

4. Mekteb Çocuklarında Türklük Mefkûresi: (“Ö. S.” Rumuzuyla), İstanbul: Çocuk Dünyası Mecmuası Neşriyatından Aded 19, Şems Matbaası, 30 s., yty. Mefkûre, milliyet ile mefkûre arasındaki ilişki ve Türklük mefkûresi konularında çocuklara yönelik kitapçık.

5. Millî Tecrübelerden Çıkarılmış Amelî Siyâset: (“Tarhan” müstearıyla), İstanbul: Matbaa-i Hayriye ve Şürekâsı 38 s.,1330.Türkçülük, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Liberalizm siyasal düşünceleri etrafında, Osmanlı İmparatorluğu’nun bekasını temin yolları hakkında görüş ve önerilerin dile getirildiği eser.

6. Turan Masalları: İhtiyarlıkda mı Gençlikde mi?. İstanbul: Türk Yurdu Kitâbhânesi, Matbaa-i Şems, 27 s., yty. Türk Yurdu Kitâbhânesinin yayımladığı “Turan Masalları” dizisinin ikinci kitabı.

7. Ashâb-ı Kehfimiz. İstanbul: Kanaat Kitâbhânesi, Kanaat Matbaası, 101 s., 1918. “İctimâî Roman” alt başlığını taşıyan bu eser, yazarın yaptığı açıklamaya göre yayımlanışından beş yıl önce “Münevverlerimizin garîb düşünüşlerini ictimâî hakikatle karşılaştırmak” (s. 5) amacıyla kaleme alınmıştır.

8. Harem. İstanbul: Nâşiri:Türk Kadını Mecmuası, Orhaniye Matbaası, 56 s., 1334/1918. “Büyük Hikâye” alt başlığını taşıyan bu eser, 29 Ağustos – 28 Kasım 1918 tarihleri arasında Kadın Mecmuası’nda tefrika edildikten sonra aynı yıl kitaplaşmıştır.

9. Efrûz Bey. İstanbul: Vakit Matbaası, 80 s., yty. 1919 yılı Aralık ayı içinde Vakit gazetesinde “Fantezi Roman” nitelemesiyle tefrika edilmeye başlarken beş bölümden meydana geldiği söylenen eserin sadece “Hürriyete Lâyık Bir Kahraman” başlıklı birinci bölümü tefrika edilmiş; tefrikanın bitmesinden hemen sonra da bu bölüm müstakil kitap olarak yayımlanmıştır.

36 yıllık ömrünün yaklaşık 20 yılını dil ve edebiyat alanındaki faaliyetleriyle dolduran Ömer Seyfeddin, yazı ve şiirlerinde asıl açık adı dışında “Ayas, A(yın), A(yın) H(a), A(yın) K(ef), A(yın) S(in), Camsab, Ç. Kemal, Enver Perviz, F. Nezihi, Feridun, M. Enver, M. Enver Perviz, Ö. Seyfeddin, Ö. Tarhan, Ömer Tarhan, Perviz, S(in), Süheyl Feridun, Şit, Tarhan, Tekin, ?, ??” müstear ve rumuzlarını da kullanmıştır. Hem fazla müstear kullanmasından hem de yazdıklarını sağlığında düzenli bir külliyat şeklinde yayımlamamış olmasından dolayı eserlerinin tam listesinin henüz tespit edilemediği iddia edilebilir. Bugünkü bilgilere göre yayımlanan ilk şiiri Pul Mecmuası’nın1 Temmuz 1314/14 Temmuz 1898 tarihli 12. sayısında bulunan “Lâne-i Garâm”, yayımlanan ilk hikâyesi ise Sabah gazetesinin 31 Mart 1318/13 Nisan 1902 tarihli 4469. sayısında imzasız olarak yer alan “Tenezzüh”tür. Ölümünden sonra el yazısı hâlinde bulunarak veya çeşitli tarihlerde arkadaşlarına gönderdiği mektuplarda yer alıp sonradan tespit edilerek yayımlananlar da dâhil olmak üzere 100’e yakın şiiri ile birer roman denemesi olan Ashâb-ı Kehfimiz, Harem, Yalnız Efe ve Efruz Bey dışında 150 civarında hikâyesi bulunan Ömer Seyfeddin’in bu türlerden başka mensur şiir, fıkra, hatırat, mektup, makale ve çeşitli türlerdeki tercümelerden oluşan geniş bir külliyatı mevcuttur. Dil, üslup ve muhteva bakımından Servet-i Fünûn etkisinde yazdığı ilk dönem şiirlerinde aruz veznini kullanan Ömer Seyfeddin, 1911’de Genç Kalemler yazı kuruluna katılıp Ziya Gökalp’la tanışana kadar aruz taraftarıdır. Hatta birinci “Yeni Lisan” makalesinde “… aruzu atıp Mehmed Emin Bey’in hecâî vezinlerini hiçbir şair kabul etmez.” diyecek kadar hece muhalifidir. Ancak -muhtemelen Ziya Gökalp’ın tesiriyle- 1912 yılından itibaren hece ölçüsüyle yazmaya başlar. 1917’ye gelindiğinde ısrarlı bir hece taraftarı olur. Bu tarihte kurulan Şairler Derneği’nin mensupları arasında yer alır. Kurucuları arasında bulunduğu bu derneğin sade Türkçeyle ve hece ölçüsüyle yazmaya yönelik ilkesi, onun bu sıralardaki tavrına delil gösterilebilir. 1912 ve sonrasında şiirinin muhtevasında da belirgin değişiklikler görülür. Önceleri Servet-i Fünûncuların etkisinde kalarak daha ziyade santimantal ruh hâliyle beşerî aşk şiirleri yazan şair, bu tarihten itibaren Türkçülük düşüncesinin yönlendirmesiyle ve gür bir sesle kaleme alınmış Mehmed Emin’in şiirlerini andıran eserlere ağırlık verir. Onun 1910’ların ikinci yarısında iyice belirginleşen bu tavrı, yine Şairler Derneği’nin üretilecek eserlerde kaynak olarak İran ve Yunan esatiri yerine Türk destanlarını kullanmaya yönelik bir ilke belirlemesinde etkili olmuştur. Tanzimat’tan XX. yüzyılın başlarına kadar yetişen yazarların hemen hemen hepsi hikâye ve roman türünü bir arada düşünüp hikâyeyi romana geçişte bir aşama olarak görürken Ömer Seyfeddin, genel eğilimin aksine hikâyeciliği asıl uğraş alanı olarak benimsemiştir. Bu yönüyle o, Türk hikâyeciliğinde bir kilometre taşıdır. Bilhassa 1911’de yeni bir dil ve edebiyat anlayışının kurucularından biri olduktan sonra ürettiği hikâyeleri, ifrat ve tefritten kaçan dil ve üslup özelliklerinin yanında, Müslüman Türk kahramanlığının; ahlak, gelenek, görenek, inanç ve toplumsal yaşayışının yansımalarını barındıran, önemli bir kısmı yazarın kendi hayat tecrübesinden hareketle üretilmiş olması yönüyle hem Türk hikâyeciliğinde hem de yazarın edebî hayatında önemli bir yere sahiptir. Ömer Seyfeddin, Türk dili ve edebiyatının XX. yüzyıldaki yönünü belirleyen fikrî faaliyetlere yaptığı katkıyla da önemli bir düşünürdür. Onun Nisan 1911’de Genç Kalemler dergisinde yayımlanan birinci “Yeni Lisan” makalesi, Türkçenin yazı dili ile konuşma dili arasındaki ikiliğinin giderilmesine ve Türk edebiyatının millîleştirilmesine yönelik girişimler tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu makalede ortaya konulan ve Ziya Gökalp’la Ali Cânib başta olmak üzere derginin yazar kadrosunun desteğini alan dil ve edebiyat anlayışı, her zaman aynı ağırlıkta olmamakla birlikte XXI. yüzyıla kadar varlığını ve etkisini devam ettirmiştir.

Kaynakça

Argunşah, Hülya (1999). “Sunuş”, Ömer Seyfettin Bütün Eserleri Hikâyeler 1. İstanbul: Dergâh Yay. 5-12.

Argunşah, Hülya (hzl.) (1999). Bütün Eserleri Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar, Hatıralar, Mektuplar. İstanbul: Dergâh Yay. 

Argunşah, Hülya (hzl.) (1999). Ömer Seyfettin Bütün Eserleri Hikâyeler 1. İstanbul: Dergâh Yay. 

Argunşah, Hülya (hzl.) (1999). Ömer Seyfettin Bütün Eserleri Hikâyeler 2. İstanbul: Dergâh Yay. 

Argunşah, Hülya (hzl.) (1999). Ömer Seyfettin Bütün Eserleri Hikâyeler 3. İstanbul: Dergâh Yay. 

Argunşah, Hülya (hzl.) (1999). Ömer Seyfettin Bütün Eserleri Hikâyeler 4. İstanbul: Dergâh Yay. 

Argunşah, Hülya (hzl.) (2000). Ömer Seyfettin-Bütün Eserleri Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar, Hatıralar, Mektuplar. İstanbul: Dergâh Yay. 

Argunşah, Hülya (hzl.) (2001). Bütün Eserleri Makaleler 1. İstanbul: Dergâh Yay.

Argunşah, Hülya (hzl.) (2001). Bütün Eserleri Makaleler 2 – Tercümeler. İstanbul: Dergâh Yay.

Bozdoğan, Ahmet (2007). “Birinci Yeni Lisan Makalesini Millî Edebiyat Akımının Bildirgesi Olarak Okumak”. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. (XI/2): 251-266.

Cunbur, Müjgan (1985). “Ömer Seyfettin Bibliyografyası”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin. Ankara: AKM Yay. 113-180.

Cunbur, Müjgan (1985). “Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri”. Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin. Ankara: AKM Yay. 1-18.

Huyugüzel, Ö. Faruk (2000). İzmir Fikir ve Sanat Adamları (1850-1950). Ankara: KB Yay.

Parlatır, İsmail ve Nurullah Çetin (hzl.) (1999). Ömer Seyfeddin (“?” rumuzuyla)- “Yeni Lisan”, Genç Kalemler Dergisi. Ankara: TDK Yay.

Polat, Nazım H. (2007). “Ömer Seyfeddin”. İslâm Ansiklopedisi. C. 34. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 80-82.

Polat, Nazım H.(2011). “Ömer Seyfettin Hakkında”. Ömer Seyfettin Bütün Hikâyeleri. İstanbul: Yapı Kredi Yay.

Polat, Nazım H. (2011). Bütün Hikâyeleri. İstanbul: Yapı Kredi Yay.

Yalçın, Murat (Ed.) (2001). Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi. C. 2. İstanbul: Yapı Kredi Yay.

PROF. DR. AHMET BOZDOĞAN
Madde Yazım Tarihi: 16.01.2015
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Koşma

Milletleri uyandırır uykudan,

Bir ateştir… Alevi var, külü yok!

Hainlerin ödü kopar korkudan

Kurtulunca yayından bu ateş ok…

Bu ateşin nuru ile esirler

Zincirleri koparırlar, galeyana gelirler.

Taht yıkarlar, baht yapalar ve derler:

“Durmayalım, hakkımız var daha çok…”

Mefkûre bu… Yok mu ey Türk haberin?

Bu mukaddes şeyle yanar içerin,

Aç gözünü artık uyan ve gerin,

Bırak çıksın kalbinden şu ateş ok…

Argunşah, Hülya (hzl.) (2000). Ömer Seyfettin-Bütün Eserleri Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar, Hatıralar, Mektuplar. İstanbul: Dergâh Yay. 96.

 

Yeni Lisan’dan

Eski Lisan

Nedir? Asla konuşulmayan, Lâtince ve İbrânice gibi yalnız kendisiyle meşgul olanların zevk ve idrakine taallük eden bir şey!… Size bunun tarihini çabucak çizelim. Biz Asya’dan Garb’a, Anadolu’ya hicret etmişiz. Din ve edebiyat bize Arabî ve Farisî öğretmiş. Hatta bir zamanlar resmî lisanımız Farisî olduğu gibi, bir padişahımız da Arapçayı bize umumî ve millî bir lisan olmak üzere kabul ettirmeye kalkışmış. Hicretimizin ilk asırlarında Arabî ve Farisî birçok kelimeler lisanımıza girmiş. Bunun kat’iyen zararı yok. Lâkin edebiyat, sanat ve dolayısıyla tezeyyün-i fikrî Arabî ve Farisî kaideler de getirmiş. Türkçe muvazenesini kaybetmiş. Tabiata muhâlif ve son derece sun’î bir hâl kesbetmiş. Fakat nasılsa yine aslını, esası olan fiiller ve sigaların istiklâlini muhafaza etmiştir. İşte bu istiklâldir ki bugün bize Türkçeyi tekrar eski safiyet ve suhuletine irca etmek ümitlerini veriyor.

Parlatır, İsmail ve Nurullah Çetin (hzl.) (1999). Ömer Seyfeddin (“?” rumuzuyla)- “Yeni Lisan”, Genç Kalemler Dergisi. Ankara: TDK Yay. 75.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.