SEYRÂNÎ

(d.1222?/1807/1808?-ö./1866)

âşık

 

Asıl adı Mehmed’dir. Kayseri’nin, eski ismi Everek olan Develi ilçesinde dünyaya gelmiştir. Doğum tarihine dair farklı iddialar bulunmaktadır. Ahmet Hazım Ulusoy’a ait Sânihât-ı Seyrânî adlı eserde doğum tarihi 1222/1807-1808 olarak verilmiştir (Ulusoy 1340: 6). Hasan Ali Kasır bu bilgiye karşı çıkmış, âşığın Yaş Destanına dayanarak âşığın 1800 yılında doğduğunu ileri sürmüştür. Kadir Özdamarlar ise 1978’de kaleme aldığı bir yazıda şairin doğum tarihinin 1730’dan önce olması muhtemel olduğunu ifade eder. Özdamarlar daha sonra yayımlanan bir yazısında ise şairin “15 Safer 1203”/15 Kasım 1788) doğduğu bilgisini vermiştir (Özdamarlar yty: 9). 2010 yılında Seyrânî Şenlikleri kapsamında tertiplenen sempozyumda bu bilgi tekrarlanmış, kaynak olarak da babasına ait olduğu iddia edilen bir not gösterilmiştir. Bu nota göre Seyrânî 15 Safer 1203/15 Kasım 1788’de dünyaya gelmiştir (Metin yanlış okunmuştur, Özdamarlar’ın kaynak olarak gösterdiği notta “on beşinci” değil, “on altıncı” yazmaktadır) (Özdamarlar 2010: 53). Doğum tarihi hakkındaki bu muğlaklığa bazı kaynakların âşığın doğum tarihini 1800 olarak göstermesi de dâhil edilmelidir (Çatak 1992: 9; Kasır 1984: 13; Kalfaoğlu 3; Yüksel 1987: 1; Kasır 2001: 15; İslamoğlu 2002: 16). İnal ise âşığın doğum tarihinin 1220/1805 olduğunu ifade etmiştir (İnal 1988: 1698). Betül Aydoğdu tarafından yapılan doktora tezinde ise Seyrânî’nin Develi Halasiye Medresesi’nde eğitim almasından hareketle doğum tarihiyle ilgili şöyle bir çıkarımda bulunulmuştur: Halasiye Medresesi 1820 yılında inşa edilmiştir. Bu tarihten yola çıkılarak düşünülürse âşığın 1800’den önce doğması durumunda medresede eğitim görmek için oldukça yaşlı olacağı fark edilecektir. Bu duruma göre Seyrânî’nin doğum tarihinin Ahmet Hazım Ulusoy tarafından verilen 1222/1807-1808 tarihinin “doğruya en yakın tarih” olduğu düşünülebilir (Aydoğdu 2011: 49). Şairin babası İmam Cafer Efendi, annesi ise Emine Hanım'dır. İlk öğrenimini Develi'de bulunan Oruza Camii'nde imamlık yapan babası İmam Cafer Efendi’den almıştır. Daha sonra Develi’de bulunan Halasiye Medresesi’ne gitmiş, burada iki yıl öğrenim görmüş ancak buradan icazet al(a)mamıştır. Öğrenimini İstanbul’da kaldığı dönemde Köprülü Medresesi’nde tamamlamıştır. Develi’de bulunduğu dönemde gördüğü rüya neticesinde âşıklık yeteneği kazanmıştır. Anlatılan ilk rüya metni Ulusoy’a aittir (Ulusoy 1340: 3-4). Bir yaz sabahı babası, Mehmed'i caminin kapısını açmak üzere camiye gönderir. Rivayete göre camiyi açık ve ışıkları da yanık bulan Mehmed burada nur yüzlü kimselerle karşılaşır. Heyecanlanarak bayılan Mehmed bu olay neticesinde âşıklık yeteneği kazanır ve saz çalarak şiir söylemeye başlar. Bu metin zaman içerisinde evrilmiş ve daha farklı öğelerle beslenerek dönüşüm geçirmiştir. Aydoğdu tarafından Alaaddin Oben (Âşık Güzinî)’den derlenen rüya anlatısı ise oldukça genişlemiştir. Anlatının baş kısmı yani ak sakallı, nur yüzlü kişilerle karşılaşmasına kadar olan kısım, Ulusoy tarafından aktarıldığı gibidir, sadece Oben rüyanın kışın görüldüğünü belirtmiştir. Oben, Mehmed’in nur yüzlü kişilerle sabah namazı kıldığını ve namaz sonrasında ise bu kişilerin kendisine “bizimle olacaksınız” şeklinde hitap ettikten sonra Mehmet’in bayıldığını aktarmıştır. Oben, bayılan Mehmet’in eve götürüldüğünü başında Kur’an-ı Kerim okunduğunu ancak Kur’an okuyan kişinin uyuyakaldığı bir sırada uyanarak mangal maşası ile yani maşayı saz gibi kullanarak şiir söylemeye başladığını ifade etmiştir (Aydoğdu 2011: 52-53).

Seyrânî’nin bilinen resmî bir görevi yoktur. Geçimini âşıklık yaparak kazanmaktadır. Ancak âşığın camiler için hat yazdığı, cami içi tezyinatı yaptığı bilinmektedir.

Seyrânî İstanbul’a gitmeden önce evlenmiş ve bu evlilikten altı çocuğu olmuştur: Seyfullah, Nasrullah, Emine, Fatma, Zeliha ve Havva. Hâlen Seyrânî’nin soyundan gelenlerin bir kısmı Develi’de, bir kısmı ise Niğde’de ikamet etmektedir.

Seyrânî âşıklık yeteneği kazandıktan sonra evlenmiştir (Çatak 1992: 10-11). Evlendikten sonra İstanbul’a giderek burada sanatını sergilemiştir. İstanbul’a ne zaman gittiği, ne kadar süre ve nerelerde kaldığı hakkında resmî bilgi bulunmamakla birlikte Sultan Abdülmecit döneminde (1839-1861) İstanbul'da olduğu kaynaklar tarafından bildirilmektedir. İstanbul'da padişahın huzurunda sanatını icra ettiği de yine kaynaklarda ifade edilmektedir. Sivri dili ve şiirlerindeki eleştirilerden üst makamlardaki kişilerin rahatsız olması sebebiyle sürgün cezası almadan saraydaki hemşehrileri tarafından İstanbul’dan kaçırılmıştır. Nereye kaçırıldığı, hangi şehirleri gördüğü hususu da ihtilaflıdır. Birçok araştırmacı bu konuyu aydınlatmak için şiirlerinden yararlanmış ve şairin şiirlerinde zikrettiği her şehir ismini, şairin gördüğü ve buralarda yaşadığına hamletmiştir. Ancak bu görüşlerin resmî bir kaynağı yoktur. Seyrânî’nin kaçırıldığı yer/yerlerden tekrar Kayseri’ye döndüğü ve ömrünün sonuna kadar Kayseri'de yaşadığı bilinmekle beraber, 1866'da Develi'de vefat eden âşığın mezarının yeri bilinmemektedir. Bunun sebebi de şairin defnedildiği mezarlığın, daha sonra Tirem mezarlığına nakledilmesidir.

Seyrânî’nin hangi tarikata mensup olduğu hususu tartışmalıdır. Şairin Bektaşi, Kadiri veya Nakşibendi tarikatlarından birine intisap ettiği farklı kaynaklarda iddia edilmiştir. Ancak şairin hangi tarikata intisap ettiği veya herhangi bir tarikata intisap edip etmediği hususu tartışmalıdır. Şairin içinde yaşadığı çevre ve dönemin etkisiyle farklı tarikatlara sempati gösterdiği şiirlerinden anlaşılmakla birlikte, bu konuda sadece şiirlerini kaynak göstererek kesin bir yargıya varmanın doğru olmayacağı açıktır.

Şairin adının yaşatılması hususunda 1978’den beri her yıl (1980, 1981 ve 1999 yılları hariç) Develi Belediyesi tarafından Seyrânî Kültür ve Sanat Şenlikleri düzenlenmektedir. Bu şenliklerde âşıklar atışma yapmakta veya kendi şiirlerini okumaktadırlar. Akşamları ise ulusal üne sahip sanatçılar konserler vermektedir. Şenlikler kapsamında sempozyum da düzenlenmektedir.

Seyrânî adı etrafında ‘Hak âşıklığı’yla bağlantılı olarak ‘kutsiyet’ algısının oluşması dikkat çekmektedir. Âşığın hayatı, ölümü ve öldükten sonraki dönemle ilgili olağanüstü nitelikli anlatılar halk arasında yaygın bir şekilde söylenmeye devam etmektedir. Bunlardan en dikkat çekeni ve Seyrânî adı etrafında kutsiyet oluşmasında büyük pay sahibi olan mezar yerinin kaybolmasıyla ilgili olan anlatıdır.

Seyrânî mahlasını kullanan ilk şair "İmam Seyrânî" olarak bilinen Rumelili Seyrânî'dir. Seyrânî mahlasını kullanan ikinci âşık "Hacı Seyrânî" olarak da bilinen Ispartalı Seyrânî'dir. Rumelili ve Ispartalı Seyrânî aynı devirde yaşamış ve şiirleriyle karşılıklı olarak atışmışlardır. Bu atışma neticesinde Rumelili Seyrânî mat olmuş, geleneğe bağlı olarak mahlasını Ispartalı Seyrânî'ye bırakmak zorunda kalmıştır (Kum 1942: 1369; Yüksel 1985: 1). Ispartalı Seyrânî'den sonra bu mahlası Develili Seyrânî kullanmıştır. Develili Seyrânî'den sonra ise Âşık Müslim Seyrânî ile Ağrılı Seyrânî de aynı mahlası kullanmıştır. Bahsi geçen âşıklar haricinde Seyrânî mahlasını kullanan ancak bu olgu içerisine kimliği unutulmuş olan âşıkların olduğunu şüphesiz düşünebiliriz. Ancak Develili Seyrânî'nin diğer Seyrânîlere göre daha çok hatırlandığı, Seyrânî denilince onun eserlerinin söylendiği görülmektedir. Başka bir deyişle Seyrânî adı etrafında ‘Seyrânî geleneği’ oluşmuş ve bu gelenekte Develili Seyrânî baskın temsilci olarak öne çıkmıştır.

Seyrânî’nin şiirlerini topladığı kendisine ait bir divanın veya eserlerini topladığı bir yazmanın olduğu rivayet edilse de buna ulaşılamamıştır. Şiirleri cönk, mecmua, sözlü hafızada ve âşık hakkında yayımlanmış kitap ve makalelerde bulunmaktadır. Âşığın hece vezniyle ve aruz vezniyle şiirleri bulunmaktadır. Aydoğdu tarafından yapılan doktora tezinde şairin 822 şiiri tespit edilmiştir (Aydoğdu 2011). Bunların 633'ü hece vezni ile söylenmiştir. Seyrânî'nin hece vezni ile söylediği şiirlerini irticalen; aruz vezni ile söylediği şiirlerini ise önceden düşünerek hazırladığı ve daha sonra icra ettiği Ulusoy tarafından ifade edilmiştir (Ulusoy 1340: 9). Hece veznini kullandığı şiirlerini açık ve akıcı bir dille söylemiştir. Aruzlu şiirlerinde ise dil ağırlaşmıştır, sanatlı bir söyleyiş hâkimdir. Ancak bu şiirlerindeki yabancı kelimeler halkın tamamen yabancı olduğu, anlaşılması zor kelimeler değildir. Dinleyici veya okuyucular şiirin genelinden kastedilen manayı anlayabilmektedir. Şiirlerinde yöresel kelimelere ve ağız özelliklerine rastlanmaktadır.

Seyrânî’nin heceli şiirleri ‘koşma’ ve ‘destan’ nazım şekilleriyle kurulmuştur. Aruzlu şiirlerini ise ‘divan’, ‘selis’, ‘semai’ ve ‘kalenderi’ nazım şekilleriyle kurmuş, en çok divanı tercih etmiştir.

Seyrânî ilahî ve beşerî aşk konulu şiirler söylemiş ancak asıl ününü dönemin ileri gelenlerini veya ‘zamane’yi hicveden şiirleriyle kazanmıştır. Şairin gözlemlediği yanlışlık, eksiklik ve hataları sivri bir dille ifade ettiği görülmektedir. Seyrânî dönemin bazı önemli sosyal, ekonomik ve politik olaylarına da şiirlerinde doğrudan veya dolaylı göndermeler yapmıştır. Tanpınar onun “realite görüşü ve siyasi hiciv” yönünü Ziya Paşa’ya benzetmiştir. Aralarındaki farklılığın ise Ziya Paşa’nın “hürriyet”, Seyrânî’nin ise “adalet” kavramı merkezli olarak eser vermelerinden kaynaklandığını ifade etmiştir (Tanpınar 1997: 107).

Âşık, heceli şiirleri, özellikle de devrin eleştirisini yapan taşlamaları ile ünlüdür. Şair Âşık Namî, Âşık Madazlı Derviş Osman, Âşık Molulu Revaî gibi âşıklarla atışmış, askı muamması indirmiş, devrinin önde gelen âşıklarındandır. Köprülü, Seyrânî hakkında, “kendisiyle müşâare’ye kalkan bütün saz şairlerini mağlûp eder ve el öptürürmüş” diyerek şairin atışmalardaki ustalığına dikkat çekmiştir (Köprülü 2004: 476). Ayrıca Hızrî, Talip Kılıç, Hasretî, Kul Gazi, Yusuf Polatoğlu, Sefil Selimî’nin şairnamelerinde de adı geçmektedir. Seyrânî’nin bazı şiirleri bestelenmiş ve notaya alınmıştır. Bunlardan “Eski libas gibi âşıkın gönlü”, “Muhabbet küpünün olsam şarabı”, “Ne hikmettir şu dünyaya” ve “Hüsne mağrur olma ey ru-yı mahım” (bu şiir aslında Bursalı Serverî’ye aittir ancak şiir kaynaklarda Seyrânî’ye ait olarak gösterilmiş ve Seyrânî geleneğine dâhil olmuştur.) şiirleri yaygın olarak bilinmekte, Cinuçen Tanrıkorur, Cengiz Özkan, Muharrem Temiz, Sabahat Akkiraz, Güler Duman gibi ulusal sanatçılar tarafından icra edilmektedir. Ayrıca Ürgüplü Refik Başaran “Kimi koğar kimi kaçar” ayaklı metni “Seyrani Baba” adıyla taş plağa okumuştur. Hafız Kemal Efendi “Kurban olsam dillerine” ayaklı şiirini, Saadettin Kaynak “Her güzelin kahrı çekilmez imiş” ve “Bir mimar eline geçer mi bilmem” ayaklı şiirlerini, Kemanî Haydar Telhüner “Tir-i ahım Kûh-i Keşiş’den geçdi” ayaklı şiirini ve Cinuçen Tanrıkorur “Nedir aslı neden ağlar” ayaklı şiirini Türk Sanat Müziği formunda bestelemiştir.

Seyrânî hakkında yazılmış bir de halk hikâyesi kitabı bulunmaktadır (Güloğul 1941). Eser, Güloğul tarafından seçilmiş Seyrânî’ye ait 30 şiir halk hikâyesi formunda kurgulanarak oluşturulmuştur. Eserde Seyrânî gençliğinde aslında saraylı olan Gülbeyaz isimli bir komşu kızına âşık olur. Onun ardından İstanbul’a gider ve orada Gülbeyaz’ı bulur. Ancak kavuşmak üzereyken kızın öldürülmesiyle perişan bir hâlde memleketine döner (Güloğul 1941). Telif bir eser olan bu kitap, âşığın gerçek hayat hikâyesiyle ilgili değildir.

Kaynakça

Aydoğdu, Betül (2011). Türk Edebiyatında Seyrânî Olgusu: Develili Seyrânî ve Eserleri (İnceleme-Metin). Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora tezi. Kayseri.

Çatak, Ali (1992). Bütün Yönleriyle Seyrânî. Bayrak Yayımcılık.

Güloğul, Faruk [Rıza] (1941). Seyrani. İstanbul: Sinan Matbaası.

İnal, İbnülemin Mahmut Kemal (1988). “Seyranî”. Son Asır Türk Şairleri. İstanbul: Dergâh Yay. 3: 1698-1700.

İslâmoğlu, Mustafa (2002). Seyrânî – Hayatı-Kişiliği-Sanatı-Şiirleri-. İstanbul: Denge Yay.

Kalfaoğlu, Mustafa (yty). Seyrânî Seçme Şiirleri. yyy.

Kasır, Hasan Ali (1984). Develili Seyrâni Hayatı-Sanatı-Şiirleri. İstanbul: Acar Matbaacılık.

Kasır, Hasan Ali (2001). Seyrânî. İstanbul: Timaş Yay.

Köprülü, M. Fuad (2004). Saz Şâirleri I-V. Ankara: Akçağ Yay.

Kum, Naci (1942). “XIX uncu Asır Bektaşi Şairlerinden: Ispartalı Âşık Seyranî (Hacı Ahmed)”. Ün Dergisi. 9 (99-102): 1367-1370.

Özdamarlar, Kadir (yty). Develi’li Âşık Seyrâni Hayatı ve Şiirleri. Kayseri: 4. Seyrâni Tertip Komitesi Yay.

Özdamarlar, Kadir (2010). “Belgelerin Işığında Seyrânî”. 28. Âşık Seyrânî Sempozyumu Bildirileri. Derleyen: Nezir Ötegen. Kayseri: Sanat Ofset. 52-60.

Tanpınar, Ahmet Hamdi (1997). 19uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Çağlayan Kitabevi.

[Ulusoy], Ahmet Hazım (1340). Sanihat-ı Seyrânî, Anadolu Halk Şairlerinden Everekli Merhum Mehmed Seyrânî. İstanbul: Matbaa-yı Millî.

Yüksel, Hasan Avni (1985). Develi’li Âşık Seyrânî ve Şiirleri. Yüksek lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

Yüksel, Hasan Avni (1987). Âşık Seyrânî “Hayatı ve Şiirleri”. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.

YRD. DOÇ. DR. BETÜL (AYDOĞDU) GÖRKEM
Madde Yazım Tarihi: 20.09.2013
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Koşma

Hazret-i Mehdî Âl-i Resul’ün

Şartınca sikkenin kızıl[ı] çıktı

Ahkâm-ı vâlânın zevîl ahvalin

Re’yinden ehl-i halk usanıp bıktı

 

ʿÂlemde idrakler ol kavm-i Firenk

Ahval-i ʿâlemi kaldı diğer renk

Dîn-i Muhammed’e tuç zenberek

Atıp iʿtikad-ı İslam’ı yıktı

 

Gör ehl-i İslam’ın çille çekmezin

Gör çillekeşlerin boynun bükmezin

ʿAdalet küpünün döktü pekmezin

Zulüm sirkesinin koruğun sıktı

 

Mazlum Seyrânî’nin malın yiyenin

Tanrılık davası tacın giyenin

Mertebem Rabb’inden âlâ diyenin

Hak derya çamurun ağzına tıktı

 

Aydoğdu, Betül (2011). Türk Edebiyatında Seyrânî Olgusu: Develili Seyrânî ve Eserleri (İnceleme-Metin). Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Kayseri. 429-430.

 

Koşma

Meclis-i zamiun ikdas olduğu

Çeşme-yi rüşvetin akmaklığından

Kaza bela ile ʿâlem dolduğu

Kazların kadıya uçmaklığından

 

Selefin rüşvetle hüccet düzmesi

Halefin anlayıp hükmün bozması

Yıkılınca binaların tozması

Asıl mayesinin topraklığından

 

Asıl sermaye-yi niyabetleri

Malı mevti yetim ticaretleri

Daʿvet-i rüşvete icabetleri

Sıdkıla gönlünün alçaklığından

 

Bülbülün aşkıdır dalda öttüğü

Çobanın sütedir koyun güttüğü

Toprağın Habil’i kabul ittiği

Şüphesiz yüzün(ün) yum(u)şaklığından

 

Dünyadan ahrete gidip gelmemek

Olmasa (i)di lazım gelir ölmemek

Balık baştan koktuğunu bilmemek

Seyrānì gafilin a[h]maklığından

 

Aydoğdu, Betül (2011). Türk Edebiyatında Seyrânî Olgusu: Develili Seyrânî ve Eserleri (İnceleme-Metin). Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Kayseri. 758-759.

 

Semai

Ne hikmettir bu dünyaya

Gelen ağlar giden ağlar

Soralım yoksula baya

Nedir aslı neden ağlar

 

ʿÖmrümün defterin dürdüm

Ḥak-i paye yüzüm sürdüm

Bir ʿacaʾip kalʿe gördüm

Burc [u] baru beden ağlar

 

Bir deveci çeker deve

Yularını seve seve

Birbirinden ive ive

İven ağlar yeden ağlar

 

ʿAcep Seyrânî’ye nolmuş

Gözleri kan ile dolmuş

Kimi etmiş kimi bulmuş

Bulan ağlar iden ağlar

 

Aydoğdu, Betül (2011). Türk Edebiyatında Seyrânî Olgusu: Develili Seyrânî ve Eserleri (İnceleme-Metin). Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Kayseri. 849.

 

Divan

İzzetin kadri bilinmezdi rezalet olmasa

Minberin kadri bilinmezdi hitabet olmasa

 

Yapışıp bir dala hâkim beklemezdi mahkeme

Arz eder ahvalini ehl-i şikâyet olmasa

 

Kim Resul’ü hak bilip Hak’tan hidayet umduğun

Anlaşılmazdı uluvvü’l-emre itaat olmasa

 

İp gerip üstünde cambaz oynamazdı can için

Ol oyun cambaza ehl-i ticaret olmasa

 

Sıçrayıp üstünde gâh altında ipin oynamaz

Eylemezdi arz-ı hüner ehl-i firaset olmasa

 

Evlenen kimse oruç ayında tutmazdı oruç

Yer idi bir güne altmış gün kefaret olmasa

 

Bir velî Seyrânî’ye göstermezdi keşfini

Anlayıp kenz-i kanaatte keramet olmasa

 

Aydoğdu, Betül (2011). Türk Edebiyatında Seyrânî Olgusu: Develili Seyrânî ve Eserleri (İnceleme-Metin). Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Kayseri. 1144.

 

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.