NÂZIM, Nâbî-zâde Ahmed Nâzım Bey

(d.1279/1862-ö.1311/1893)

roman ve hikâye yazarı, şair

 

İstanbul'da Nişantaşı semtinde 1279/1862 yılında doğdu. Asıl adı Nâbî-zâde Ahmed Nâzım Bey'dir. Şiirlerinde ve bazı yazılarında Nâzım mahlasını kullandı. Nâbî Efendi adında bir zatın oğludur. Annesini çok küçük yaşta kaybetti. Beyoğlu tarafından Yavuz Selîm tarafına taşınan aile, Nâzım'ı Mekteb-i Selîmiyye'ye yazdırdı. Henüz mahalle mektebi öğrencisiyken babasını da kaybetti. Bunun üzerine büyük annesinin yanına sığındı, üvey anne ve dadıların elinde büyüdü. Yâdigârlarım adlı hatıralarında babasının kendisiyle pek ilgilenmediğini, bu yüzden birkaç defa evden kaçıp Kulekapısı'nda oturan dadısının bazen de amcasının yanına sığındığını, yazları Rumeli Hisârı'nda oturan üvey ağabeyinin yalısında kaldığını, bazı geceler sokaklarda, bazı geceler kahvehanelerde yattığını söyler. Öğrenim hayatına Tophâne'deki Defterdar Mahallesi'nde bulunan sıbyan mektebinde başladı. Bu okulu bitirince Salıpazarı'ndaki Fevziye Rüşdiyesi'ne kaydoldu. 1293/1876'da Fındıklı'da açılmış olan, daha sonra Beşiktaş'a taşınan Beşiktaş Askerî Rüşdiyesi'nin birinci kısmına başladı. Üç yıl süren bir öğrencilikten sonra 1295/1878 senesinde Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn'un İ'dâdî birinci sınıfına yazıldı. 1299/1881'de aynı okulun yüksek sınıfına dahil oldu. 1302/1884 yılında topçu mülâzım-ı sânîliği rütbesi ile bu okulu bitirdi. Erkân-ı Harbiyye sınıfına ayrılarak Mekteb-i Harbiyye-i Şâhâne'ye geçti. 1305/1887'de bu okuldan kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Bir süre Mekteb-i Harbiyye'de yüksek cebir, istihkâm ve topoğrafya dersleri verdi. 1307/1889 yılında umumi müfettiş muavini olarak kolağası rütbesini aldı. 1307-1308/1889-1890 tarihleri arasında arazi haritasını çıkarmak için Kaş'ta bulundu. Askerlik mesleğiyle ilgili bazı keşif ve araştırmalar yapmak üzere bir ara Suriye'ye gönderildi. 1309/1891 yılında Manastır'da Üçüncü Ordu'ya mensup Redif Fırkası'nda Goltz Paşa'nın maiyetinde çalıştı ve dönüşünde dördüncü dereceden Mecîdî nişanı ile taltif edildi. Aynı yıl Ayşe Nâciye Hanım ile evlendi, ancak evliliğinin henüz ilk aylarında yakalandığı kemik vereminden dolayı hayatının son bir yılını Haydarpaşa Hastanesi'nde tedavi altında geçirdi. Bu hastalıktan kurtulamayarak 1311/1893 yılında çok genç denebilecek bir yaşta, otuzlu yaşlarında İstanbul'da hastanede vefat etti. Hastanedeyken üç defa öldüğü ilan edilmişti, hatta vefatı hakkında Ma'ârif mecmuasında yayımlanan yazıyı görünce tebessüm ederek "yalan değil, yalnız biraz acele etmişler" dediği rivayet edilir. Mezarı Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı'nda Miskinler Tekkesi'nden Saraçlar Çeşmesi'ne inen yol üzerindedir (Uçman 2006: 264, 265; Gürsoy 2006: 484, 485; İnal 1988: 1139, 1140).

İbnü'l-Emin'in Fâ'ik Reşâd'dan naklettiğine göre Nâbî-zâde Nâzım çabuk anlayan,çabuk gücenen, ciddi tavırlı, saz benizli, sevdâvî, tatlı, tez canlı, mahzun bakışlı, vakur, mütevazı, güzel konuşan, güzel ahlaklı bir zat imiş (İnal 1988: 1141).

Alfabetik olarak eserleri şunlardır:

1. Ayîneler: 1310/1892 yılında 29 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı. Fennî bir eserdir.

2. Bir Hâtıra: Hikaye tarzında bir eserdir. İstanbul'da 1307/1890 senesinde 32 sayfa hâlinde basıldı.

3. Esâtir: 1309/1892 senesinde 24 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı. Mitoloji ile ilgili bir eserdir.

4. Hâlâ Güzel: Hikâye tarzında bir eserdir. İstanbul'da 1308/1891 yılında 31 sayfa hâlinde basıldı.

5. Hanım Kızlar: Okuma kitabıdır.

6. Hasba: Hikaye tarzında bir eserdir. 1308/1891 yılında 48 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

7. Hâtıra-i Şebâb: Şiir ve denemelerden oluşmaktadır. İstanbul'da 1298/1881 yılında 51 sayfa olarak basıldı.

8. Hoşnişîn veya Cihânda Safâ Bu mu?: Cerîde-i Havâdis gazetesinin 1298/1881 senesinde çıkan sayılarında tefrika edilmiş manzum piyestir. Sonra kitap olarak basılmamıştır.

9. Heves Ettim: Pek genç iken söylediği şiirlerinden oluşmaktadır. 1302/1885 senesinde 75 sayfa olarak İstanbul'da basıldı.

10. Karabibik: Uzun hikâye tarzında bir eserdir. Nâbî-zâde Nâzım'ın en meşhur eserlerinden sayılmaktadır. Köy hikâye ve romanının ilk örneklerindendir. İstanbul'da 1307/1890 yılında 40 sayfa hâlinde basıldı.

11. Katre: Mehmed Rüşdî ile beraber Külliyât-ı Lügat genel başlığı altında hazırladığı bir fennî lugatdır. Yalnızca ilk cüzü 1306/1889 yılında 16 sayfa hâlinde İstanbul'da basılmıştır.

12. Mesâ'il-i Riyâziyyeden Cebir: İstanbul'da 1307/1890 senesinde 32 sayfa olarak basıldı.

13. Mini Mini Mektepli: Okuma kitabıdır. 1308/1891 yılında 47 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

14. Mini Mini Yâhud Yine Heves Etdim: Şiirlerinden oluşmaktadır. 1303/1886 yılında İstanbul'da basıldı.

15. Muhtasar Yeni Kimyâ: 1307/1890 yılında 370 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

16. Müsâbaka: Osmanlı Müellifleri'nde (Bursalı Mehmed Tahir 1333: 468) basılmış böyle bir eserinden bahsediliyorsa da Özege Kataloğu'nda rastlanılamamıştır. İbnü'l-Emin de bu eser hakkında şöyle demektedir: "Mensur ve manzum olarak iki kısımdır. Basılıp basılmadığını bilmiyorum" (İnal 1988: 1141).

17. Sevdâ: Hikâye tarzında bir eserdir. İstanbul'da 1308/1891 yılında 54 sayfa hâlinde basıldı.

18. Seyyi'e-i Tesâmuh: Hikâye tarzında bir eserdir. İstanbul'da 1308/1891 yılında 58 sayfa hâlinde basıldı.

19. Yâdigârlarım: Hâtırat şeklinde hikâyelerden oluşmaktadır. İstanbul'da 1303/1886 yılında 76 sayfa hâlinde basıldı.

20. Yeni Kimyâ: Grimo'dan tercümedir. 1307/1890 senesinde 370 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

21. Zavallı Kız: Hikâye tarzında bir eserdir. İstanbul'da 1307/1890 senesinde 30 sayfa hâlinde basıldı.

22. Zehrâ: Nâbî-zâde Nâzım'ın en meşhur eseridir. Roman tarzındadır. 1312/1894 senesinde 352 sayfa hâlinde İstanbul'da basıldı.

Nâbî-zâde Nâzım, yayımladığı bazı eserlerinin sonlarında "Münâkaşa-i Edebiyye, Sevdâ Zarfı, Benim Bahçem, Niğbolu Yâhud İftihâr, Küçük Fakat Sahîh Bir Roman, Aşk, Garb Eserlerine Mahsûs Terâcim-i Âsâr, Yeni Kozmografya, İntikâdât, Romanlarımız: 1. Vah (Ahmed Midhat'ın), Fuzûlî'den İntihâbât-ı Bedâyi', Âsâr-ı Perâkende, Hayât ve İnsân adlı eserlerinin basılmak üzere olduğunu bildiriyorsa da bunlar neşredilmiş değildir (Tansel 1997: 139).

Edebiyatla ilgilenmeye daha ilk mektep sıralarında iken başlayan Nâbîzâde Nâzım, ilk edebiyat zevkini Beşiktaş Askerî Rüşdiyesi'nde Farsça hocası olan Muallim Cûdî Efendi'den almış, Mühendishâne'ye geçtikten sonra da edebî çalışmalarla meşgul olmuştur. Daha sonra Hazîne-i Evrâk, Mir'ât-ı Âlem, Rehber-i Fünûn, Âfâk, Ma'ârif, Mirsâd, Manzara, Berk ve Servet-i Fünûn gibi edebiyat dergileriyle Vakit, Cerîde-i Havâdis, Tercümân-ı Hakîkat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde başta şiir olmak üzere daha çok fenni konularda makaleler ve hikâyeler yayımlamıştır. İlk şiirlerini Menemenlizâde Mehmed Tâhir, İsmâil Safâ ve Muallim Nâcî'nin etkisi altında kaleme alan Nâbîzâde Nâzım, devrinde büyük tartışmalara yol açan Muallim Nâcî'nin eski tarz şiirlerini değil, onun daha ziyade Batı etkisinde ve yeni tarzda yazdığı şiirleri örnek almış, Nâcî'nin bu şiirlerinde dikkati çeken sade dil, lirik üslup ve tabii söyleyiş şeklini taklit etmeye çalışmıştır. Özellikle sağlam bir dil anlayışını benimsemesiyle Nâcî tesiri onda daima kendini hissettirmiştir. Bir süre sonra Abdülhak Hâmid ile Recâ'î-zâde Mahmûd Ekrem'in şiirleriyle ilgilenince bu defa onların yolundan gitmeye başlamıştır. Daha çok mecazlarla süslü gerçekçi şiire ilgi duyan Nâbîzâde Nâzım'ın bu tarihten sonra yazdığı şiirlerinde gerek şekil gerekse düşünce bakımından yenilikler görülmektedir. Nâbîzâde Nâzım, dil ve edebiyatın çeşitli meselelerini tahlil eden makaleler de kaleme almış, bilhassa 1309/1891 yılından sonra Servet-i Fünûn dergisinin "Tahlîlât-ı Edebiyye" sütununda Fuzûlî ve Nedim gibi divan şairleri hakkındaki incelemeleriyle dikkati çekmiştir. Yine bu sütunda daha sonraki yıllarda Servet-i Fünûn topluluğunun geliştirdiği resim altı şiir faaliyetinin de ilk örneklerini vermiştir. Şiir çalışmaları Nâbîzâde Nâzım'ın edebi hayatının belli bir devresiyle sınırlı kalmış, özellikle 1308/1890 yılından itibaren sade ve tabii bir üslupla kaleme aldığı hikâyelerini müstakil kitaplar hâlinde yayımlamaya başlamıştır. 1308-1309/1890-1891 yıllarında sipariş üzerine bir kitapçı için bir dizi uzun hikâye kaleme alan Nâbîzâde Nâzım'ın o yıllarda bazı edebi tartışmalara da "Râvî" takma adıyla katıldığı görülmektedir. Yazı hayatının bir döneminde tercümeleriyle de dikkati çeken Nâzım, Andre Chenier, Victor Hügo, Alfred de Musset, Cahateaubriand, Alexsandre Dumas Fils, Matthew Arnold, Friedrich Rückert, Ludwig Büchner, Edmond Harcourt gibi Batılı yazar ve fikir adamlarından yaptığı çevirilerle çeşitli Batı edebî akım ve düşüncelerinin Türk okuyucusu tarafından tanınmasına hizmet etmiştir. Türk edebiyatı tarihinde Nâbîzâde Nâzım'a asıl şöhretini kazandıran, Karabibik adlı uzun hikâyesiyle Zehra romanıdır. Konusu Kaş'ta geçen ve yazarın oradaki görevi dolayısıyla gözlemlerine dayandığı anlaşılan Karabibik hikâyesinin en önemli tarafı Anadolu köylüsünün hayatından kesitler vermesidir. Kahramanları kendi seviyelerine göre ve mahalli dilleriyle konuşturmaya dikkat etmiştir. Kahramanlarını kendi şiveleriyle konuşturduğu için bu eserine bir lugatçe de ilave olunmuştur. Mukaddimesiyle beraber Karabibik Türk edebiyatında realizm ve naturalizmin ilk müjdecisi kabul edilmiştir. O yıllarda bu edebî akımları yeni yeni tanımaya başlayan ve daha ziyade romantizm cereyanıyla beslenen Türk okuyucusunun durumunu göz önünde bulunduran Nâbîzâde, kendi eserlerinde yer yer romantik unsurlara da yer vermiş, ancak Seyyi'e-i Tesâmuh adlı hikayesi ve özellikle Zehra romanında doğrudan doğruya realizmi uygulama yoluna gitmiştir. Bilhassa Zehra'yı yazarken İstanbul tulumbacılarının o günkü hayatı, Şehzadebaşı tiyatroları, Boğaziçi gece eğlenceleri, kış mevisiminde Beyoğlu, cinayet kovuşturması gibi konularda bazı araştırmalar da yapan yazar, romandaki esas vakanın kıskançlık üzerine kurulmasından dolayı birtakım psikolojik inceleme ve gözlemlerde de bulunmuştur. Ayrıca Türk edebiyatında psikolojik muhtevalı ilk roman kabul edilen, ancak yazarın ölümünden sonra yayımlanabilen Zehra, Nâmık Kemâl'in İntibâh'ı ile Servet-i Fünûn devri romanı arasında dikkate değer bir merhale teşkil eder. Devrin yaygın temayülü dolayısıyla entrika unsuruna aşırı bir şekilde yer verilmesi ve trajik biçimde son bulması Zehra hakkındaki eleştirilerin esas kaynağı olmasına rağmen eser devrine göre modern bir roman görünümündedir. Şiir, edebiyat, fizik, kimya, jeoloji, kozmografya, askerlik, cebir ve matematik sahalarında da muhtelif yazılar yazan ve kitaplar yayımlayan Nâbîzâde Nâzım, döneminin en dikkate değer şair ve yazarlarından biri olarak kabul edilmektedir (Uçman 2006: 265; Gürsoy 2006: 484, 485).

Kaynakça

Ahmed Râsim (1924). Muharrir, Şâ'ir, Edîb. İstanbul.

Altunşiş Gürsoy, B. (2006). "Nâbizâde Nâzım". Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. VI. Ankara: AKM Yay. 484-485.

Birinci, Necat (1987). Nâbizâde Nâzım. Ankara: KTB Yay.

Bursalı Mehmed Tahir (1333). Osmanlı Müellifleri. C. II. İstanbul.

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (1988). Son Asır Türk Şairleri. C. II. İstanbul: Dergah Yay.

İsmail Habib (1932). Edebî Yeniliğimiz. İstanbul.

Kaplan, Ramazan (1988). Cumhuriyet Dönemi Türk Romanında Köy. Ankara.

Kerman, Zeynep (1986). "Nâzım (Nâbîzâde)" Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. C. VI. İstanbul: Dergah Yay. 541.

Kudret, Cevdet (1971). Türk Edebiyatında Hikaye ve Roman. Ankara.

Tansel, Fevziye Abdullah (1997). "Nâzım, Nâbîzâde". İslam Ansiklopedisi. C. IX. Eskişehir: MEB Yay. 138-140.

Uçman, Abdullah (2006). "Nâbizâde Nâzım". İslam Ansiklopedisi. C. XXXII. İstanbul: TDV Yay. 264-265.

PROF. DR. MEHMET ARSLAN
Madde Yazım Tarihi: 23.10.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Gazel - Fahriyye-i Acemâne (Şu'arâmızın fahriyyeye verdikleri i'tinâ ve revâcı tezyîf makâmında söylenmiştir.)

Benim ol şâ'ir-i mu'ciz-sühan u mûciz-edâ

Kudret-i nâtıkamın vâlihi olmuş bülegâ

 

Akl-ı kül behte düşer âfet-i idrâkimden

Âleme şu'le-i efkârım olur berk-i belâ

 

Gazab-efşân olıcak hâme-i cevvâl elde

Darb-ı nutkum oluyor âleme dehşet-fermâ

 

Ne kalem kim yed-i Mûsâ'da asâ-veş her dem

Oluyor kudretine karşı musahhar ma'nâ

 

Ne kalem seyf-i belâgatdır olunmuş bî-şek

Bana sultân-ı fesâhat tarafından ihdâ

 

Öyle şemşîr ki ol velvele-i âşûbı

Mahşer-i ma'rifete lerze salar bî-ıtrâ

 

Fikrim oldukça benim şu'le-feşân-ı eflâk

Eder âfâk-ı tahayyülde cihânlar peydâ

 

Ben o rûşen-dil ü âlî-güherim kim hergiz

Olamaz mâtem ü hârî bana bâdî-i cefâ

 

Genc-i fikrimde künûzât-ı ma'ânî mahfî

Dâniş ü ma'rifetim âleme i'câz-nümâ

 

Lücce-i dürr ü güherdir sühanım cûş etse

Saçılır sâhil-i yağmâya le'âl-i ma'nâ

 

Ne sühan kim eder eflâki de dem-beste vü lâl

Kilk-i ta'zîm tutar kaydına küttâb-ı kazâ

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (1988). Son Asır Türk Şairleri. C. II. İstanbul: Dergah Yay. 1142-1143.

 

Karabibik'ten:

Karabibik içeri girer girmez homurdanmaya başladı:

-Teneşire dek böyle tembel tembel yatıp durmamalı ya! Hımm! Yufkanın üçünü dördünü löp löp yutup durur da koca bubasına bir el yordamı bilem etmez. Dahi ne vaktecak bu tembel kızı besleyip oturmalı?

Karabibik hiddetle kıza doğru gitti. Ayaklarıyla dizlerini kakıştırarak dedi ki:

-Gıı! Derlen görem. Mah işte gün batıp durur. Aş vaa mı bilmem gayrı?

Hûri şu mu'acciz adama enzâr-ı hadîdâne atf ederek dedi ki:

-Ni hal idelim?

Karabibik burnundan soluyarak zahire köşesine doğru gitti. Ocak bomboş durmakta idi.

Karabibik buna kızdı:

-Yavuz yavuz! Ocağa bi tutam odun bilem tıkışdımamış. Nasıl aş itmeli himdi?

Köşede akşamki yufkanın esmer, daneli hamuru bir çamçak içinde durmakta idi.

Nâbî-zâde Nâzım (1307). Karabibik. İstanbul. 17, 18.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.