FEHÎM-İ KADÎM

(d.1037/1627-ö.1057/1647)

divan şairi

 

Asıl adı Mustafa’dır. Aslen Halepli, Arap kökenli bir aileden gelmektedir. Yakın dostu Evliya Çelebi, babasının İstanbul Parmakkapı’da kurabiye satan Mısırlı bir fellah olduğunu ifade etmekteyse de, kaynaklar ağırlıklı olarak ailenin Halepli olduğunda birleşirler. Babasının mesleği dolayısıyla Uncuzâde olarak tanınmıştır. Gibb, Fehim’in babasını un tüccarı olarak takdim eder (Çavuşoğlu 1999: 207) ancak, yaşadığı hayat ve sıkıntılar onun iyi gelirli bir tüccarın oğlu olduğunu doğrulayacak yönde değildir. İstanbul doğumlu olan Fehîm, 4. Murad (saltanatı: 1623-1640) ve Sultan İbrahim (saltanatı: 1640-1648) devirlerinde yaşamıştır. Doğum tarihi kaynaklarda kesin bir bilgi olarak verilmemekle birlikte; Dîvân’ında yer alan ve kimi tarihi olayların (4. Murad’ a yönelik kaside, Örfî Dîvânı’nı istinsah ettiğine dair düşürdüğü tarih vb.) ardından söylenmiş şiirlerden hareketle, ihtiyat kaydıyla, doğum tarihi 1037/1627 kabul edilmektedir. 19.yy.ın ünlü şairlerinden olan Süleyman Fehîm’den ayırt edilebilmesi için kaynaklar ondan Fehîm-i Kadîm şeklinde bahseder. Sicill-i Osmanî’de adı Fehmî Mustafa Efendi olarak geçmekteyse (Akbayır 1996: 515) de gerek şiirlerinde kullandığı mahlas gerek diğer kaynakların verdiği bilgi Fehmî adının yanlışlığını ortaya koymaktadır.

Arap kökenli bir aileye mensup olması dolayısıyla çok iyi derecede Arapça bilmektedir. Arapçaya bu denli vakıf olması Dîvân’ında da kendini göstermektedir. Fehîm Arapçanın yanı sıra çok iyi derecede Farsça bilmektedir. 10 yaşında Örfî Dîvânı’nı istinsah etmesi de bunu göstermektedir. Fehîm’in düzenli bir eğitim gördüğüne dair kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmaz. Şakâyık Zeyli’nde “Uncuzâde Mustafa Çelebi” olarak kayıtlıdır. (Özcan 1989: 174). İsminin sonundaki “Çelebi” unvanı düzenli bir eğitim görmediğini düşündürmektedir Düzenli bir medrese eğitimi görecek imkâna sahip olup olmaması bir yana, Fehîm, yaratılış olarak bu düzenli eğitime ve onun ortaya çıkaracağı insan tipine pek de uygun biri değildir. Ancak zeka ve yeteneğiyle dikkat çekmiştir. 18 yaşında divan tertip ettiği düşünülürse, şiire olağanüstü bir yeteneğinin olduğu ya da Tahir Üzgör’ün ifadesiyle Osmanlı edebiyatının “harika çocuğu” olduğu rahatlıkla söylenebilir (Üzgör 1991:4). Fehîm, hayatından pek de memnun olmayan bir ruh hali içinde bir süre kâtiplik yapar. Yakın dostu şair Rindî (Şeyh Ahmed-i Gülşenî), Fehim’in Kudüs, Mekke ve Medine’de bulunduğu bilgisini vermektedir (Yöntem 1977: 538). Ardından şair Bosnalı Mezâkî Süleyman Efendi’nin yardımıyla 1054/1644’te Kahire’ye giderek Mısır Valisi Eyyüb Paşa’nın himayesine girer. Mısır’da iken iç huzursuzlukları devam eden, doğup büyüdüğü toprakları özleyen ve bu özlemi orada yazdığı şiirlerden de takip edilen Fehim’in gurbet acısıyla içkiye yöneldiği ve bu sebeple Eyyüb Paşa’nın gözünden düştüğü rivayet edilir. Ancak bu durumun rakiplerinin Fehim’e yönelik kıskançlıkları neticesinde atılmış bir iftira olma ihtimali de söz konusudur. Evliya Çelebi, bu ilişkinin bozulma gerekçesi olarak, onun Mısır’a gidişine aracılık eden Bosnalı Mezakî Süleyman Efendi’nin arabozuculuğunu gösterir. Gerekçesi kesin olarak bilinmese de Fehim’in hâmisi Eyyüp Paşa ile ilişkisinin bozulduğu ve yeniden iltifatlarına mazhar olabilmek için ondan af dileyen şiirler yazdığı bilinmektedir. Ancak bu şiirlere rağmen Fehim ile Eyyüp Paşa’nın ilişkileri düzelmemiştir. Fehim’in bir yanda baş edemediği gurbet duygusu öte yandan hamisinin gözünden düşmesi, ona Mısır’ı ve Mısır halkını büsbütün olumsuz göstererek adeta nefret noktasına varmıştır. Mısır Kalesi Dizdarı Mehmed Ağa’ya İstanbul’a dönüş isteğini dile getiren bir kaside sunmuştur. Gibb, Fehim’in İstanbul’a dönüşünü sağlayan kişi olarak Mealî Bey ismini zikreder (Gibb 1999: 207). Fakat bu bilgi, diğer kaynaklarla örtüşmemektedir. Kasidenin ardından Dizdar Mehmed Ağa, Fehim’e dönüş için gerekli olan yol harçlığını verip, İstanbul’a resmi görevle giden bir kafileye yerleştirmesi ile Fehim, Mısır’dan İstanbul’a doğru yola çıkar. Ancak yolculuk sırasında Konya-Ilgın’da henüz 20’li yaşlarındayken vefat eder. Ölüm sebebinin sıtma ya da veba olduğu hakkında kaynaklarda farklı bilgiler kayıtlıdır. Ölüm tarihi, Sicill-i Osmanî’de 1050/1640, Rıza Tezkiresi’nde 1054/1644; Belîğ’de 1056/1646, Safayî, Şeyhî, Tevfik, Safvet ve Osmanlı Müellifleri’nde 1058/1648 iken, Mucib’de 1057/1647’dir.

Fehim’in lüknet (kekeme) olduğu, iki şiirinde bizzat şair tarafından ifade edilmiştir. Ayrıca bir şiirinde şaşı olduğuna dair ima bulunmaktadır. Fehim için “yâr-i gâr-ı cân-berâberimiz” ifadesini kullanacak kadar yakın dostu olan Evliya Çelebi de Fehim’in kekemeliğini doğrular.

İlk divanında Dakîkî mahlasını kullanan şair, bu divanını yakarak kendisine Fehîm mahlasını almış ve bu mahlasla yeni bir divan tertip etmiştir (Küçük 1984 :479) 

Dîvân’ı dışında Şehrengîz, Bahr-ı Tavîl, Letâif-i Kümmelîn ve Durûb-ı Emsâl-i Türkî adlı eserleri bulunmaktadır. Şehrengîz, fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün kalıbıyla yazılmıştır. Bahr-ı Tavîl, Osmanlı toplumunda yaşayan farklı etnisiteye mensup insanların kendi dil ve ağız özellikleriyle konuşturduğu bir eserdir. Tıpkı Şehrengîz gibi Bahr-ı Tavîl de müstehcen özellikler taşır. Letâif-i Kümmelîn ise, ibret verici hikâyelerin bulunduğu ve çoğunlukla tasavvufî mahiyetteki latifelerden oluşmakla birlikte bu külliyatın içinde müstehcen latifeler ve Nasreddin Hoca fıkraları da yer almaktadır. Durûb-ı Emsâl-i Türkî ise alfabetik olarak atasözlerinin yer aldı bir eserdir.

Dîvân’ı 1934’te Sadettin Nüzhet Ergun ve 1991’de Tahir Üzgör tarafından yayımlanmıştır. Üzgör, söz konusu yayımında şiirlerin mensur diliçi çevirilerini de yapmıştır. Tahir Üzgör’ün tenkitli metnini yayınladığı divanda, 17 kaside, 5 musammat, 16 kıt’a, 293 gazel, 56 rubai ve 8 Farsça şiir yer almaktadır. Klasik şiirde rubailerde mahlas kullanılmaması bir gelenektir. Ancak Fehîm 28 rubaisinde mahlas kullanmıştır.

Fehim’in şiirlerinin hemen tamamında lirik bir söyleyiş vardır. Vatandan ayrılış, gurbet, talihten şikâyet şiirinin ortak temleridir. Geleneksel kalıplara sığmayan bir ruh hali içinde, zeki, hoşsohbet ve rint tabiatlı bir şair olan Fehîm’in 18 gibi çok erken bir yaşta Dîvân tertip etmesi ve söyleyişindeki farklılık dikkatlerden kaçmamış, kendi devrinden itibaren kaynaklar Fehîm’in şiirindeki farklı söyleyişe dikkat çekmişlerdir. Mucîb, Fehîm’in üstad bir şair olup benzerinin nadir olduğunu söylerken (Altun 1997: 50); Safvet, Fehîm’den “şair-i mâhir” olarak bahseder (Güzel 2012: 528). Safayî ise, Fehîm’in belagatli söyleyişi ile ünlü, usta ve ince söyleyişli bir şair olduğunu dile getirir (Çapan 2005: 443). Rıza, Fehîm’in özellikle yeni söyleyişine dikkat çekerek ondan “tâze-gû” ve “şehenşâh-ı mazmûn” olarak bahseder (Zavotçu 2009: 150). Fehîm, klasik Türk şiiri ile beslenmiş ve o şiir estetiği dairesinde şiirler yazmış olsa da, yaşadığı devrin de etkisiyle, geleneği zorladığı, geleneksel olanının dışına çıkmaya çabaladığı görülmektedir (İsen 1997: 242; Felek 2007: 10). Özellikle hasb-i hâl tarzı şiirleri ve yekâhenk gazelleri Fehîm’in klasik şiir geleneği içinde sığındığı mecralar olmuştur.

Tek erkli yönetimlerin hemen tamamında, tarzları değişkenlik gösterse de, sanatçıları himaye geleneği görülür. Bu bir yandan sanatın devamını sağlarken diğer yandan sanatı himaye eden yöneticinin de adını ölümsüzleştirir. Fehîm belki himaye geleneğine değil ama maddi beklenti için şiir yazan ve okuyan ve bu beklentileri doğrultusunda alay edilen Anadolu coğrafyası şairlerine ciddi eleştiriler yönelterek onlar için “rezil şair” ifadesini kullanır (Felek 2007: 4). Fehîm’in zorluklarla dolu hayatı ve seyahatlerinin de bir sonucu olarak şiire yansıyan ıstırap duygusu onun Sebk-i Hindî’nin ifade yollarına yönelmesine sebep olmuştur. 17.yy.ın önde gelen Sebk-i Hindî temsilcilerinden olan Fehîm, sözden ziyade anlama önem vermiş, şiirinde anlam giriftleşmiştir. Sebk-i Hindî’nin de özelliği olan mübalağa ve ıstırap Fehîm’in şiirinin belirgin özelliklerindendir. Fehîm genel olarak hayattan memnuniyetsiz bir şairdir. Şiirinde yakındığı konulardan biri de kendilerini çok yetenekli sanmalarına rağmen aslında şiirde anlama zarar veren “anlam hırsızları”dır. Bilindiği kadarıyla herhangi bir tarikata intisabı bulunmasa da şiirlerinde Mevlevîlik etkileri hissedilmektedir. Klasik şiirde, şairlerin beğendiği, üstat kabul ettiği şairlerden bahsetmeleri, onları takdir edip sanat güçlerini övmeleri ve kendilerini onlarla kıyaslamaları alışılmış bir durumdur. Ancak Fehîm’de gelenekselleşmiş bu duruma çok fazla rastlanmaz. Fehîm, kendi şairliğine fazlasıyla güvenir. Şiirlerinde Hâkânî, Örfî, Enverî, Tâlib-i Âmul, Senâî ve Zahîrî’nin adı geçmekle beraber kendini en az onlar kadar iyi bir şair olarak görür (Felek 2007: 7-9).Çok erken yaşta ölmesine rağmen eserleri, özellikle Dîvân’ı, şiirdeki farklı söyleyişi ile çok sayıda takipçi bulmuştur. Neşâtî, Nazîm, Şeyh Galib, Şehrî, Üsküdarlı Hakkı Bey ve Keçecizâde İzzet Molla Fehîm’e nazireler yazan ünlü şairlerdir. Çâr-ender-çâr tekniği le yazdığı “rûz u şeb” redifli ünlü naatına çok sayıda nazire yazılmıştır. Fehîm, Nâmık Kemâl’in takdir ettiği, Encümen-i Şu’arâ'nın da beğendiği şairlerden biri olma özelliğine de sahiptir.

Kaynakça

Abdulkadiroğlu, Abdülkerim (hzl.) (1985). İsmail Belîğ Nuhbetü’l-Asâr Li Zeyli Zübdeti’l-Eş’âr. Ankara: Gazi Üniversitesi Yay.

Akbayır, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyya Sicill-i Osmanî- Osmanlı Ünlüleri. C. 1. (yeni yazıya akt. Seyit Ali Kahraman). İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Altun, Kudret (hzl.) (1997). Tezkire-i Mucîb İnceleme-Tenkidli Metin-Dizin-Sözlük. Ankara: AKM Yay.

Bursalı Mehmed Tâhir (2000). Osmanlı Müellifleri. Ankara: Bizim Büro Basımevi.

Çapan, Pervin (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî: Nuhbetü’l-Âsâr Min Fevâ’idi’l-Eş’âr İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM Yay.

Felek, Özgen (2007). Fehîm-i Kadîm Dîvânı’nın Tahlili. Doktora Tezi. Elazığ: Fırat Üniversitesi.

Gibb, E.J. Wilkinson (1999). Osmanlı Şiir Tarihi (A History of Ottoman Poetry). C. III-V. (Çev. Ali Çavuşoğlu). Ankara: Akçağ Yay.

Güzel, Bilal (hzl.) (2012). Kemksizzâde Safvet Mustafa ve Nuhbetü’l-Âsâr min Ferâidi’l-Eş’âr İsimli Şair Tezkiresi. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Gazi Üniversitesi.

İpekten, Halûk, M. İsen, R.Toparlı, N. Okçu ve T. Karabey (1998). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KTB Yay.

İsen, Mustafa (1992). “ Kendini Yiyen Bir Şair: Fehîm-i Kadîm”. Yedi İklim (2): 19-20.

Küçük, Sabahattin (1984). “Fehîm-i Kadîm Başka Bir Mahlas İle Şiirler Söyledi Mi?”. Türk Kültürü. (267): 478-480.

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989). Şakaik-i Nu’maniyye ve Zeyilleri Vekayiü’l-Fudalâ. C. 3. İstanbul: Çağrı Yay.

Üzgör, Tahir (1995). “Fehîm-i Kadîm”. İslam Ansiklopedisi. C. 12. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay. 295-296.

Üzgör, Tahir (hzl.) (1991). Fehîm-i Kadîm Hayatı, Sanatı, Dîvân’ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Ankara: AKM Yay.

Yöntem, Ali Canib (1977). “Fehîm”. İslam Ansiklopedisi. C. IV. İstanbul: MEB Yay. 538-539.

Zavotçu, Rıza (hzl.) (2009). Rıza Tezkiresi İnceleme-Metin. İstanbul: Sahhaflar Kitap Sarayı.

DOÇ. DR. AYŞE YILDIZ
Madde Yazım Tarihi: 10.09.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Kaside

Mihr ü meh kim devr iderler ‘âlemi her rûz u şeb

Devr-i nâ-hemvâr-ı eflâke gülerler rûz u şeb

 

Mihr ü mehle bu pelengî-hû sipihr-i kîne-cû

Bir gazanferdür gıdâ eyleriki ser rûz u şeb

 

Mihre düşmendür meger meh kim hilâl ü bedrden

Gâh gürz eyler havâle gâh hançer rûz u şeb

 

Mihr ü meh sanma felek bîm- hadeng-i âhdan

Eksük itmez kellesinden iki miğfer rûz u şeb

 

Cirm-i mihr ü meh degül çarh üzre bir âyîneden

‘Arz iderler dehre hüsnin iki dilber rûz u şeb

 

Mihr ü meh mi şu’le-i dûd-ı dil-i ‘âşık mıdur

Ney ki bu manzûr olan cirm-i münevver rûz u şeb

 

Mihr ü meh sanma şerâr-ı dûd-ı âh-ı ‘âşıkân

Dâğdâr itmekdedür eflâki yer yer rûz u şeb

 

Mihr ü mâh-ı nev gibi zerd ü nizâr-ı ‘aşk olan

Çrhı ‘Îsîveş ider bâlin ü bister rûz u şeb

 

Mihr ü meh sanma şikâr içün bu vahşetgâhda

Bîşezârın devri der iki Gazanfer rûz u şeb

 

Mihr şâh-ı rûşenâdur mâh serdâr-ı nücûm

Hayl-i ahterden iderler cem’-i leşker rûz u şeb

 

Mihr ü mehle âsumân bir sìne-sûz abdâldur

Kim turur pehlû-yı pür-dâgında ahker rûz u şeb

 

Başını kes mihr ü mâhun Zülfikâr-ı âhla

Saf-şikâf-ı düşmen ol mânend-i Haydar rûz u şeb

 

Mihrine aldanma çarhun bakma şekl-i mâhına

Perde-i çeşmünde devr olsa musavver rûz u şeb

 

Mihr ü mehden eyleyüp peymâne rûşen-meşrebân

Ragmına eflâkün eyler nûş-ı sâgar rûz u şeb

 

Mihr ü meh kim iki güldür zînet-i gülzâr-ı çarh

Çok şeh-i devrâna oldı zîb ü efser rûz u şeb

 

Mihr ü mehle çarh-ı mînâ-fâm bir bahr oldı kim

İki nîlûfer virür ol bahr-ı ahdar rûz u şeb

 

Rûşen olsa mihr ü mehden de n’ola ol sîne kim

Cilvegâh ide anı dîn-i Peyember rûz u şeb

 

Ol peyember kim ziyâ-yı nûrıdur mihr ü mehe

Tîre-tîh-i tîregîden nûra rehber rûz u şeb

 

Mihr-i eflâk-i nübüvvet mâh-ı evc-i ıstıfâ

Ahmed-i mürsel ki ‘âlem na’tin eyler rûz u şeb

 

Mihr ü mehden sanma feyz-i hâk-i pâyıdur anun

Kim olur pîr-i sipihrün ceybi pür-zer rûz u şeb

 

Mihre ta’n itse meh-i rûyı ‘aceb mi tâ ebed

İtd tenhâ ‘âlemi pür-nûr yekser rûz u şeb

 

Mihr ü mâh-ı ‘adli olsa pertev-endâz-ı cihân

Tâ sabâh-ı mahşer olurdı berâber rûz u şeb

 

Görselerdi mihr ü meh ger şâhidân-ı ‘ismetin

Hacletindenolarlardı ser-be-câ der rûz u şeb

 

Didüm eflâke nedür bu mihr ü meh-nâm iki gül

Bûy-ı feyzi itmede dehri mu’attâr rûz u şeb

 

Didi mihr ü meh degüldür ravzasında ol Şeh’ün

Kudsiyân gerdân iderler iki micmer rûz u şeb

 

Mihr ü meh-râya hudâvendâ şefî’e’l-müznîbâ

Ey ki kalbündürcemâl-i Hakk’a mazhar rûz u şeb

 

Cürm-bahşâ cirm-i mihr mâhdan idüp siper

‘Özr ider cürmin diler çarh-ı sitem-ger rûz u şeb

 

Dehri ‘aks-i nûrun idüp feyzyâb-ı mihr ü meh

Pâyuna itse n’ola îsâr-ı gevher rûz u şeb

 

Mihr ü mâh itmezdi sırr-ı nûr-ı evvelden zuhûr

Devr-i ‘ahdün olmasa eyyâma masdar rûz u şeb

 

Mihri döndürdün yolından mâhı itdün sîne-çâk

Mu’cizâtun söylenür kişver-be-kişver rûz u şeb

 

Zıllunı Hak nûr-ı mihr ü mehde kıldı ta’biye

Olmasa sâyen n’ola ey rûh-peyker rûz u şeb

 

Mihr ü mâh olsaydı ebr-i kahruna mazhar eger

Dehre göstermezdi yüz tâ subh-ı mahşer rûz u şeb

 

Mihr ü mâhıyla felek br sâ’il-i pür-hırsdur

İki kâseyle cenâbundan ider cer rûz u şeb

 

Hasret-i nezzâre-i mihr-i rûhunla meh gibi

Cüst ü cû eylerdi zulmâtı Sikender rûz u şeb

 

Hutbene müştâk mihr ü meh degül şâhâ hemân

Teşnedür pâ-bûsuna bu heft-kişver rûz u şeb

 

Çihre-sây-ı hâk-i dergâhun olaldan mihr ü meh

Her biri feyziyle eyler hâki gevher rûz u şeb

 

Nûr-ı mihr ü meh gibi kim zıllun eyler münhezim

‘Askerün küffâra olmakda muzaffer rûz u şeb

 

Mihr ü mâha düşmen olmagla ne var huffâşveş

Olsa bir köpek ne gam Bû Cehl-i kâfer rûz u şeb

 

Nûr-bahş-ı mihr ü mâh oldı nukâtı kilkünün

İtse na’tün n’ola idrâk-i suhânver rûz u şeb

 

Levha-i zer-kâr-ı mihr ü mâh-ı feyz-âsârdan

Âyet-i na’tün Fehîm itmekde ezber rûz u şeb

 

Mihr ü meh-feyzâ benem ol berk-i âteş tâb ki

Feyz-i te’sîr-i kazâ tab’umda ister rûz u şeb

 

Şâ’ir-i rûşrn-hayâlem mihr-tab’am meh-zamîr

Gark-ı nûr olmaz mı ol kim medhün eyler rûz u şeb

 

Bu husûsa mihr ü mân iki güvâhumdur benüm

Kim cemâlün mihridür tab’umda muzmer rûz u şeb

 

Hâtırum âbisten-i sad-mihr ü mehdür gerçi kim

Eksük olmaz çeşm-i tûfân-zâdan ahker rûz u şeb

 

Pertev-endâz olsa yüz bin mihr ü meh huşk eylemez

Ol kadar dâmân-ı çeşmün olmadan ter rûz u şeb

 

Eylemem te’sîr-i mihr ü mâhdan şekvâ fakîr

Gam yimem geçmekdedür ger hayr u ger şeb rûz u şeb

 

Bu kasîdem çarh-ı ma’nî-nâmdur pür-mihr ü meh

‘Âlemi devr itmede bir çarh u mihver rûz u şeb

 

Muhtasar eyle sözün ey dil çog olmaz mihr ü meh

Fârig ol tahsil-i hâsıldur mükerrer rûz u şeb

 

Tâ k mihr mâhı örte geh küsûf geh husûf

Tâ ki her bâr ola çün kâfûr u ‘anber rûz u şeb

 

Mihr ü mehden de olursa hâtır-ı a’dân ola

Çok sifâlîn-pâre meksûr u mükedder rûz u şeb

 

Mihr ü meh devr eyledükçe ‘âlemi her subh u şâm

Sad-selâm olsun revân-ı pâküne her rûz u şeb 

(Tahir Üzgör (hzl.) (1991). Fehîm-i Kadîm Hayatı, Sanatı, Dîvân’ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Ankara: AKM Yay. 98-106)

 

Gazel

 

Fârigüz kayd-ı cihândan ‘âşık-ı dîvâneyüz

Âşinâya âşinâ bîgâneye bîgâneyüz

 

‘Aşkı sâkî gamzeyi mest-i harâb itsek n’ola

Câmı âteş bâdesi âteş ‘aceb meyhâneyüz

 

Havfumuzdan çeşm-i dilber gamzeyi eyler penâh

Kûçe-i ‘aşk içre bî-pervâ yürür mestâneyüz

 

Şem’i pür-sûz u güdâz itse ‘aceb mi şevkumuz

Tâb-ı dilden şu’leyi âb eyleyen pervâneyüz

 

Sâhir-i mu’ciz-kelâmuz şâ’ir-i şûhuz Fehîm

Ne füsûna râgıbuz ne mâ’il-i efsâneyüz 

(Tahir Üzgör (hzl.) (1991). Fehîm-i Kadîm Hayatı, Sanatı, Dîvân’ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Ankara: AKM Yay. 482)

 

Gazel

 

Figan ey Mevlevî dilber ki çeşm-i fitne-engîzün

Beni öldürmege cem’ eylemiş müjgân-ı hûn-rîzün

 

Olurmış Mevlevî zünnâr-bend-i küfr bilmezdüm

Temâşâ itmesem kâfir senün zülf-i dil-âvîzün

 

Semâ’ itdükçe nûr-ı mihr-i hüsn-i şu’le-sûzundan

Olur hurşîd-i mahşer zerre-i bî-kadr-i nâçîzün

 

Kıyâmet ferş-i râhun fitne der-zencîr-i zülfündür

Gelince cünbiş-i reftâra bâlâ-yı belâ-hîzün

 

Hayâdan gerçi sen bakmazsın ammâ çeşm-i ‘uşşâkı

Tecellî-zâr kıldı âteş-i hüsn-i şerer-rîzün

 

Nigâhun fitne-pâş oldukça dest-efşân semâ’ içre

Derûn-ı câna hançer-rîz olur müjgân-ı ser-tîzün

 

Şikâyet itmesün lutf it Fehîm ey mâh cevründen

Girerse destine dâmân-ı ferdâ Şems-i Tebrîz’ün 

(Tahir Üzgör (hzl.) (1991). Fehîm-i Kadîm Hayatı, Sanatı, Dîvân’ı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Ankara: AKM Yay. 549-550)

 

 

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.