HİLMÎ, Şehbender-zâde Filibeli Ahmed Hilmî

(d.1279/1862-63 -ö.1332/1914)

II. Meşrutiyet Dönemi Osmanlı fikir ve matbuat insanı

 

1279/1862-63 yılının ortalarında bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Filibe’de doğdu. Babası Şehbender (Konsolos) Süleyman Bey, annesi Şevkiye Hanım’dır. “Şehbenderzâde” ve “Filibeli” lakapları, babasının mesleğini ve doğduğu yeri göstermektedir. Yayın organlarındaki yazılarında kendi adının yanı sıra dinî ve tasavvufi olanlarda Şeyh Hüsnü ve Şeyh Mihridîn Arûsi, mizahi yazılarında "Coşkun Kalender", "Kalender Gedâ"i millî ve hamasi şiirlerinde "Özdemir" gibi müstear isimlerin yanında “A. H.” ve “F. A. H.” gibi isminin kısaltılmasından oluşan rumuzlar kullandı. Filibe’de başladığı eğitim hayatını Rüşdiye mektebini bitirerek tamamladı. 93 Harbi’nden sonra Rumeli Muhacereti sırasında gerçekleşen göçlerle, ailesiyle birlikte önce Edirne’ye sonra İstanbul’a geldi. Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’ni bitirdikten sonra İstanbul, İzmir ve Beyrut’ta Posta ve Telgraf Nezareti’nde çalıştı. Beyrut’ta iken Jön Türkler’le temas kurdu ve onların yönlendirmesiyle Mısır’a kaçtı. Orada Jön Türkler’in kurduğu Terakkî-i Osmânî Cemiyeti’ne girdi. İstanbul’a döndüğünde tutuklandı ve Fîzan’a sürüldü (1901). Sürgün hayatında tasavvufa ve Senûsîlik hareketine ilgi duydu, Arûsiyye tarikatına intisap etti. II. Meşrutiyet’in ilanından (1908) sonra İstanbul’a dönen Ahmed Hilmî, haftalık İttihâd-ı İslâm ve Çoşkun Kalender gazetelerini çıkarttı. Bu gazetelerin kapanmasından sonra İkdâm, Tasvîr-i Efkâr, Şehbâl, Sancak ve Necât gazetelerinde siyasi ve felsefi yazılar yazdı. 21 Nisan 1910’da dönemin neşir hayatında önemli bir yeri olan haftalık Hikmet’i çıkarmaya başladı; bu arada Hikmet Matbaa-i İslâmiyyesi’ni kurdu. Hikmet’teki İttihad ve Terakki’yi tenkit eden yazıları yüzünden matbaası ve gazeteleri kapatıldı. Önce Kastamonu’ya, oradan da talebi üzerine Bursa’ya sürgün edildi. On aylık bir aradan sonra aftan faydalanıp İstanbul’a döndü. Haftalık Hikmet’i yeniden yayımlamaya başladıysa da iki sayı sonra (Eylül 1912) derginin yayın hayatı sona erdi. Arapça, Farsça ve Fransızcayı çok iyi derecede bilen Ahmed Hilmî, 16 Ekim 1914 Cuma günü henüz tam tespit edilemeyen bir sebepten aniden vefat etti. Beklenmedik bir şekilde ölümü bakır zehirlenmesine bağlandıysa da masonlarla ilgili neşriyatından dolayı zehirlenmiş olabileceği de ileri sürülmüştür.

Eserleri şunlardır:

1. Senûsîler ve On Üçüncü Asrın Büyük Mütefekkir-i İslâmisî Seyyid Muhammmed es-Senûsî: İstanbul 1325. Eser, İsmail Cömert tarafından yayımlanmıştır (bk. Cömert 1992).

2. Müslümanlar Dinleyiniz: İstanbul 1326. Şeyh Mihridîn Arûsi mahlasıyla.

3. Târîh-i İslâm: I-II, İstanbul 1326/1327. Eser, Ziya Nur Aksun tarafından yayımlanmıştır. (bk. Aksun 1982).

4. İlm-i Ahvâl-i Rûh: Kostantıniye 1327.

5. Yirminci Asırda Âlem-i İslâm ve Avrupa: Müslümanlara Rehber-i Siyâse: Kostantıniye 1327. Eser, M. Şevket Eygi tarafından yayımlanmıştır (bk. Eygi 1966).

6. Allah’ı İnkar Mümkün müdür? Yahud Huzûr-ı Fende Mesâlik-i Küfür: İstanbul 1327. Eser, Necip Taylan ve Eyüp Onarat tarafından yayımlanmıştır (bk. Taylan-Onarat 1978).

7. Hangi Meslek-i Felsefeyi Kabul Etmeliyiz? Dârülfünûn Efendilerine Tahrîrî Bir Konferans: Kostantıniye 1329. Eser, M. Şevket Eygi tarafından yayımlanmıştır (bk. Eygi 1963).

8. Akvâm-ı Cihân: İstanbul 1329.

9. İki Gavs-i Enâm: Abdülkâdir ve Abdüsselâm: İstanbul 1331, Mihridîn Arûsi mahlasıyla.

10. Beşeriyetin Fahr-i Ebedîsi Nebîmizi Bilelim: İstanbul 1331. Şeyh Mihridîn Arûsi mahlasıyla. Eser, İsmail Hakkı Hocaoğlu tarafından yayımlanmıştır (bk. Hocaoğlu 1980).

11. Muhalefetin İflası: Kostantiniye 1331. Eser, Ahmet Eryüksel tarafından yayımlanmıştır (bk. Eryüksel 1991).

12. Üss-i İslâm: İstanbul 1332. Eser, A. Bülent Baloğlu ve Halife Keskin tarafından yayımlanmıştır (bk. Baloğlu-Keskin 1997).

13. Huzûr-ı Akl ü Fende Maddiyyûn Meslek-i Dalâleti: İstanbul 1332. Eser, Sadık Albayrak tarafından yayımlanmıştır (bk. Albayrak 1974).

14. A´mak-ı Hayâl: İstanbul 1326/1341. Felsefi bir roman olan eser, yazarın en çok ilgi gören ve basımı yapılanıdır.

15. Öksüz Turgut: Kostantıniye 1326. Eser, Ubeydullah Küçük tarafından yayımlanmıştır (bk. Küçük 1977).

16. İstibdadın Vahşetleri yahut Bir Fedakarın Ölümü: Kostantıniye 1326.

17. Vay Kız Bekçiyi Seviyor! İstanbul 1326. Kalender Gedâ mahlasıyla.

18. Türk Ruhu Nasıl Yapılıyor: Kostantıniye 1329. Özdemir mahlasıyla.

19. Türk Armağanı: Kostantıniye 1330. Özdemir mahlasıyla.

20. Aşk-ı Bâlâ: Hikmet gazetesinde tefrika edilen tasavvufî bir tiyatro eseridir. Eser, Ahmet Koçak tarafından yayımlanmıştır (bk. Koçak 2009).

21. Sahâif-i İslâmiyyeden Âsâr ve Ahvâl-i Meşahir Yunus: Hikmet’te tefrika edilmiştir. Eser, Ahmet Koçak tarafından yayımlanmıştır (bk. Koçak 2009).

22. Bektâşiler ve Heyet-i İctimaiye-i Osmaniye: Hikmet’te tefrika edilmiştir. Eser, Ahmet Koçak tarafından yayımlanmıştır (bk. Koçak 2009).

II. Meşrutiyet döneminin önemli fikir adamlarından birisi olan Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmî, günlük olaylar ve siyasi konuların yanı sıra felsefe, kelam, tasavvuf ve tarihle meşgul olmuş, edebî alanda roman ve tiyatronun dışında şiirler de yazmıştır. İslam dünyasının ve Osmanlı toplumunun Batı karşısında geri kalışı noktalarına zihin yormuş, çözüm önerileri üretmeye çalışmıştır. Gözü kapalı Batı’yı taklit etmeye karşı çıkarak modernleşme hareketlerinin Osmanlı geleneği ve İslami kültür ve kurumlarıyla nasıl bütünleşebileceği noktaları üzerinde durmuştur. Dönemin hakim felsefi akımı maddeciliğe karşı çıkarak İslam felsefi ile Batı felsefesinin ortak noktalarına dikkat çekmiştir. Sadece Osmanlı sınırları içinde değil, Orta Asya’dan Balkanlara, Afrika kıtasına kadar geniş bir coğrafyada yaşayan İslam dünyasının ortak meselelerine yakından ilgi duymuştur.

Kaynakça

Aksun, Ziya Nur (1982). Târîh-i İslâm, İstanbul: Ötüken Yay.

Albayrak, Sadık (1974). İlim Karşısında Maddecilik. İstanbul: 1001 Temel Eser.

Baloğlu, A. Bülent – Keskin Halife (1997). İslâm’ın Esası. Ankara: TDV Yay.

Belge, Murat (2005) “Öksüz Turgut’un Zorlu Serüveni”. Kitaplık. 81: 42-53.

Bolay, Süleyman Hayri (1966). Türkiye’de Ruhçu ve Maddeci Görüşün Mücadelesi. İstanbul.

Bursalı Mehmed Tahir (1332). Osmanlı Müellifleri. C. 2. İstanbul.

Cömert, İsmail (1992), Senûsîler ve Sultan Abdülhamid (Asr-ı Hamidi’de Âlem-i İslâm ve Senûsiler) İstanbul: Ses Yay. 

Ekici, Mehmet Zeki (1997). II. Meşrutiyet Devri Fikir Adamı Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi-Hayatı ve Eserleri. Doktora Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Eryüksel, Ahmet (1991). Muhalefetin İflası. İstanbul: Nehir Yay.

Eygi, M. Şevket (1963). Tahriri Konferans (Hangi Meslek-i Felsefeyi Kabul Etmeliyiz?). İstanbul: Bedir Yay.

Eygi, M. Şevket (1966). Müslümanlara Uyanın! İstanbul: Bedir Yay.

Gündüz, Osman (1999). A´mak-ı Hayal, Ankara: Akçağ Yay.

Kara, İsmail (1997). Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi II. İstanbul: Kitabevi Yay.

Kara, İsmail (1985) “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İslâmcılık Tartışması”. TCTA. V. İstanbul: İletişim Yay.

Kara, İsmail (1999). “Ahmed Hilmi (Şehbenderzâde Filibeli)”. Osmanlılar Ansiklopedisi. C. 1. İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat Yay.

Koçak, Ahmet (2009). Hikmet Yazıları. İstanbul: İnsan Yay.

Küçük, Ubeydullah (1977). Yiğit Osmanlı Akıncısı Öksüz Turgut. İstanbul: Bedir Yay. 

Özervarlı, M. Sait (2010). “Şehbenderzâde Ahmed Hilmi (Fikirleri)”. İslam Ansiklopedisi. C. 38. İstanbul: TDV Yay. 425-427.

Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi (1341). A’mâk-ı Hayâl Raci’nin Hatırâtı. İstanbul.

Tansel, Fevziye Abdullah (1981). “Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin Özdemir Mahlasıyla Yayımladığı Türklük-İslâm Birliği Mefkûresini Müdafaa Ettiği Şiirleri”. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi. 12: 149-171.

Taylan, Necip – Onarat, Eyüp (1978). Allah’ı İnkar Mümkün müdür? Yahud Huzur-ı Fende Mesâlik-i Allah’ı İnkar Mümkün müdür? İstanbul: Çağrı Yay.

Tepekaya, Ahmet (2006). “Filibeli Ahmet Hilmi’nin Hikmet Dergisini Yayınlamasındaki Amacı”. Karadeniz Araştırmaları. 8: 40-46.

Uçman, Abdullah (2010). “Şehbenderzâde Ahmed Hilmi”. İslam Ansiklopedisi. C. 38. İstanbul: TDV Yay. 424-425.

Uludağ, Zekeriya (1996). Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi ve Spiritüalizm. Ankara.

Ülken, Hilmi Ziya (1998). Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi. İstanbul: Ülken Yay.

YRD. DOÇ. DR. AHMET KOÇAK
Madde Yazım Tarihi: 27.08.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


A’MÂK-I HAYÂL

Raci’nin Hatırâtı

Zirve-i Hîçî

Kahveleri içtikten sonra Aynalı Baba kulübeden bir ney çıkardı, hafif ve latif suretle ahenge başladı. Makberenin sükûneti, neyin sedâ-yı hazîni bana garip bir zevk veriyordu. Şüphesiz, gittikçe sinemden bazan hüzn-âver bazan ferahnâk ahlar çıkaracak kadar şiddetlenen bu zevk-i garibde kahvenin de dahli vardı. Kendimde tebeddülât-ı acîbe hissediyordum, güya taşımağa mahkum olduğum bir bâr-ı sakil üzerimden alınmıştı. Kendimde büyük bir hafiflik duyuyordum. Aynalı Baba ney ile taksimini bitirdikten sonra, hafif ve davudî bir sesle okumağa ve sonradan ney ile ahenge başladı. Okuyordu:

Bu fena mülküne, ibretle nazar kıl ey can

Gafleti eyle hebâ, hâli değildir meydan

Kani Sultan Süleyman, Kani İskender Han

Sad hezâr ömrü sürûr ile geçirsen bir an

Ne güle bülbüle bâki, a gözüm bağ-ı cihan

Kime yâr oldu? Muradınca felek devr-i zeman

Bu gazelde ne mühim bir tesir vardı. Aynalı Baba, bu parçayı bitirip de ney üflemeğe başladığı zaman gözlerimden yaş akıyordu. Bunlar dümu’-ı hüzn ü telehhüf müydü? Sirişk-i zevk ü aşk mıydı? Bilemem, lakin pek müteessirdim.

O demdeki ahvâl-i ruhiyye ve vicdaniyyemi tarif mümkün değil, baba okuyordu:

Tama’ u hırsa uyup nefs ile makhûr olma,

Rahatın zâil olur, nâm-ı meşhûr olma

Sohbet-i ârif –i billaha eriş, dûr olma,

Saltanat-ı mesned-i dünya ile mağrûr olma.

Gaşiy derecesine gelmiştim, babanın sesini pek yavaş ve adeta uzaktan geliyor gibi duymaktaydım. Ney şayân-ı hayret bir letafet kesbetmişti.

Zevk-i dünyaya firîb olmadılar ehl-i kemâl,

Bildiler hasılı hep, zill u hevâ lu’b u hayâl

Zevke teşbihi cihanın hele rüyaya misâl,

Dâmen-i aşkı tutup buldu kamu, kurb-ı visâl

Sâmiam pek zayıflamıştı. Ses adeta pek uzaktan gibi geliyordu. Yavaş yavaş havasımdan tabir-i sahihle zahirinden tecerrüde başladım. Bir şey görmüyor, işitmiyordum.

Bir müddet uykuya karîb bir halde kaldım, bu hal çok sürmedi, faaliyet-i dimağıyye başladı. Zâhiren bir şey hissetmezken kendimi garip bir âlemde görmeye başladım. A’mâk-ı Hayâl’e dalmıştım, gözlerim kapalı olduğu halde görüyordum… Görüyordum ki: İklimimize benzemeyen bir sahrada bulunuyordum. Sahra, görmediğim birtakım nebatâtla mefruştu. Sazlıklarımızı andıran uzun otlar arasında türlü türlü hayvanat geziniyor, bunların bazısı yırtıcı canavarlardı, lakin ben onlardan korkmuyordum. Bîmehaba yoluma devam ediyordum. Ara sıra bana söz söyleyen bir de refîkim vardı; lakin cismini göremiyordum. Fakat bir şey sormak icap etse, soruyor ve cevabını alıyordum. Saatlerce yürüdük yoruldum. Refîk-i esîrime nerede bulunduğumuzu, nereye gittiğimizi sordum:

-Hindistan’dayız, zirve-i hîçiye gidiyoruz … dedi. Mutîâne yoluma devam ettim.

Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi (1341). A’mâk-ı Hayâl Raci’nin Hatırâtı. İstanbul. 17-19.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.