CEMÂLÎ, Bâyezîd

(d.813-15?/1410-12?-ö.913-15?/1510-12?)

divan şairi

 

Cemâlî hakkında tezkirelerde yeterli bilgi yoktur. Şeyhî’nin Husrev ü Şîrîn’ine yazmış olduğu zeylin başlığına göre asıl adı Bâyezîd, babasının ismi Mustafa, dedesinin ismi de Şeyh Ahmed-i Tercemâni’l-Akşehrî’dir. Bazı Husrev ü Şîrîn nüshalarında ise, babasının ismi “Mustafâ el-Meşhûr Şeyhoğlu” şeklinde geçer. Bu da, şairin babası gibi “Şeyhoğlu” lakabıyla da tanınmış olabileceğini göstermektedir (Kut 1993: 316). Bu lakap, muhtemelen Cemâlî ile Şeyhoğlu Mustafâ (d.1341-ö?)’nın tezkirelerde birbirine karıştırılmasına sebep olmuştur. Bu karışıklık, Tanzimat’tan sonra yazılan bazı edebiyat tarihlerinde fark edilerek düzeltilmeye çalışılmışsa da kesin olarak Faruk K. Timurtaş tarafından açıklığa kavuşturulabilmiştir (1951: 189-213). Cemâlî, 15. asrın büyük şairi Şeyhî’nin kız kardeşinin oğludur. Sehî, Gelibolulu Âlî, Fâ’izî ve Mehmed Süreyyâ, Cemâlî’nin Karamanlı; Riyâzî ise Bursalı olduğunu söyler. Latîfî ve buna dayanan Şemseddîn Sâmî ise “Ya Karamanî veya Burûsevîdür” der. Ancak eldeki bilgiler, onun Karaman’da doğduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Doğum tarihi de bilinmemektedir. Fakat Şeyhî’nin 834/l431-32 civarında öldüğü, kendisinin de o sıralarda 18-20 yaşlarında olduğu göz önüne alınırsa, 813-15/1410-12 yıllarında doğduğu tahmin edilebilir.

Eserlerinden, Cemâlî’nin Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen, üç dilde ustaca oyunlar yapabilecek kadar iyi eğitim gören bir şair olduğu anlaşılmaktadır. O da devrin önde gelen birçok şairi gibi, tahsil hayatını zamanın önemli kültür merkezlerinden biri olan Kütahya’da tamamlamış olmalıdır. Cemâlî, hangi tarihte olduğu bilinmemekle birlikte daha sonra Bursa’ya gelir ve uzun süre burada ikamet eder. Bursa’daki birçok eserin kitabelerinde tarihlerine rastlanır. 850/1446’da II. Murâd’a sunduğu Hümâ vü Hümâyûn’un “sebeb-i telif” bölümüne göre, önce padişahın meşhur veziri Çandarlı Halîl Paşa’nın, sonra da II. Murâd’ın hizmetine girer. Bu, onun fetihten önce Bursa’dan İstanbul’a geldiğini göstermektedir. Saraydaki görevinin bir memuriyet mi yoksa musahiblik mi olduğu bilinmemektedir. Hümâ ve Hümâyûn’da II. Murâd hakkında yazılan üç methiye vardır. İstanbul’un fethinden üç yıl sonra 860/l456’da yazılan Miftâhü’l-Ferec’de ise Fatih için yazılan methiyeler vardır. Dîvân’ında da, Fâtih için yazılan methiyelerle İstanbul’un fethine düşürülen bir tarih ve padişah adına düzenlenmiş bir muamma vardır. Dîvân’ın sonunda yer alan Der-Beyân-ı Meşakkat-i Sefer ve Zarûret ü Mülâzemet adlı küçük mesneviden de şairin padişahla birlikte 883/1478‘deki üçüncü Arnavut seferine katıldığı anlaşılmaktadır. Bu sırada 68-70 yaşlarındadır. Cemâlî’nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Latîfî, Riyâzî ve Fâ’izî, onun II. Bâyezîd devrinin sonlarında öldüğünü; Bursalı Mehmed Tâhir ise, bir kaynağa dayanmadan II. Bâyezîd devrine kadar yaşadığını söylemektedir. Şairin eserlerinde, Fatih için söylenmiş bir mersiyeyle, II.Bâyezîd için söylenmiş bir methiyenin bulunmaması bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Fakat devrine yakın kaynakların verdiği bilgiler dikkate alındığında, onun II. Bâyezîd devrinin sonlarına doğru, 1510-1512 yılları arasında İstanbul’da ölmüş olması kuvvetle muhtemeldir. Mezarı, İstanbul Edirnekapı’daki Buhârî Tekkesi yanındadır (Bursalı M. Tahir 1333: 121-122).

Tezkirelerde sadece Hümâ vü Hümâyûn mesnevisinden bahsedilmekle birlikte, Cemâlî’nin elimizde bulunan eserleri şunlardır:

1. Zeyl-i Husrev ü Şîrîn: Şeyhî’nin Husrev ü Şîrîn’ine yazılmış olan zeyl 109 beyittir. Şeyhî’nin ölümünden hemen sonra, 834-835 yıllarında yazıldığı tahmin edilmektedir. Zeylin ilk kısmında, Şeyhî’nin ölümünden ve feleğin vefasızlığından bahsedilmektedir. İkinci kısmında ise II. Murâd övülmekte ve zeylin II. Murâd’ın övgüsünden eksik kalmaması için yazıldığı söylenmektedir.

2. Hümâ vü Hümâyûn: Arap Hanı Menûşeng’in oğlu Hümâ ile Çin Fağfur’unun kızı Hümâyûn arasındaki aşkı anlatan çift kahramanlı aşk mesnevisidir. Mesnevi, Fars şairi Hâcû-yı Kirmânî’nin (ö.762/1361?) aynı adlı eserinin serbest bir çevirisidir. Mesnevide, eserin ismi Gülşen-i Uşşâk olarak geçer; fakat tezkirelerde baş kahramanlarının adıyla Hümâ vü Hümâyûn olarak anılır. Mesnevi, 850/1446 yılında tamamlanmış ve II. Murâd’a sunulmuştur. 4593 beyitten oluşan eser, “mefâ’îlün mefâ’îlün fe’ûlün” vezniyle yazılmıştır. Hümâ vü Hümâyûn’un, İstanbul Ünv. Ktp. Ty.5680 ve DTCF, M.Ozak I, No: l246’da kayıtlı olmak üzere iki nüshası vardır. Bu nüshaların yanında, Mektebetü Melîk Abdulazîz Kütüphanesinde (Arif Hikmet Kit. 265-811) görmek imkânı bulamadığımız bir nüshasının daha olduğu anlaşılmaktadır (Şarlı 2001. 108). Mesnevinin tenkitli metni doktora tezi olarak hazırlanmıştır (Horata 1990).

3. Er-Risâletü’l-Acîbe fi’s-Sanâyi’ ve’l-Bedâyi’: Tek nüshası Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi İslam yazmaları arasındadır (No.465). Timurtaş, bunun edebî sanatlar ve söz oyunlarıyla süslenmiş bir kaside olduğunu söyler (1980: 168-169). Bu eserin, Miftâhü’l-Ferec’de bahsedilen iki beyitten belirli harfler alınarak yeni beyitler yapılan risale olması kuvvetle muhtemeldir. Şairin, Miftâhü’l-Ferec’de sözü edilen Arapça, Farsça, Türkçe olarak yazılan bazı kelimelerinin değiştirilmesiyle övgü ve yergi anlamlarına gelebilen diğer risalesi ise henüz bulunamamıştır.

4. Miftâhü’l-Ferec: 860/1456’da tamamlanarak Fâtih Sultân Mehmed’e sunulan, ayet ve hadislerin açıklamaları ve bunlarla ilgili dinî-tasavvufî hikâyelerden oluşan nasihatname türünde didaktik bir mesnevidir. Aruzun “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbıyla yazılmıştır. Beyit sayısı 4954’tür. Mesnevinin girişinde Fâtih için yazılmış methiyeler vardır. Mesnevinin tenkitli metni yayımlanmıştır (Derdiyok 1998).

5. Dîvân: İlk kez Kayahan Erimer (1974: 265-281) tarafından tanıtılan eser, Çetin Derdiyok tarafından yayımlanmıştır (1994). Dîvân’da “l2 kaside, 4 kıta-i kebire, 6 nazm, 52 gazel, 2 müstezat, 8 kıta, 7 beyit” vardır. Bu eserde de mesnevilerinde olduğu gibi ilginç söz oyunlarıyla yazılmış şiirlere rastlanmaktadır.

6. Der-Beyân-ı Meşakkat-i Sefer ve Zarûret ü Mülâzemet: 73 beyittir ve Dîvân’ın sonunda yer almaktadır. Erimer (1974: 269-281) tarafından yayımlanan mesnevinin konusu, şairin Fâtih’le birlikte çıktığı Arnavutluk seferi ve orada karşılaştığı zorluklardır. 

Cemâlî, dille oynamaktan zevk alan, sade sayılabilecek bir dile ve kuvvetli bir nazım tekniğine sahip bir şairdir. Tezkirelerde de onun iyi bir şair olduğu vurgulanarak, kudreti derecesinde şöhret bulamadığı söylenmektedir. Cemâlî’nin en önemli eseri Hümâ vü Hümâyûn mesnevisidir. Fakat bu eseri de diğerleri gibi fazla rağbet görmemiş, kendisinden sonra Hümâ vü Hümâyûn yazan tek şair Kara Fazlî (ö. 971/ 1563) olmuştur. Mesnevisinin giriş kısmındaki şiirlerin birçoğu Şeyhî’ye nazîre olarak yazılmıştır. Gazellerinde de devrinin meşhur şairleri Ahmed Paşa ve Necâtî’nin etkisinde kalmıştır. Cemâlî, üç dilde ustaca söz oyunları yapabilen, devrinin kudretli simalarından biri olmakla birlikte; Şeyhî, Necâtî ve Ahmed Paşa gibi büyük şairlerin gölgesinde kalmış bir şairdir.

Kaynakça

Akyüz, Hayri (1954). “Onbeşinci Yüzyıl şairlerinden Cemâlî’nin Hümâ vü Hümayûn Adlı Eseri Hakkında Birkaç Söz”. Türk Folklor Araştırmaları III (54): 856-857.

Bursalı Mehmed Tâhir (1333). Osmânlı Müellifleri. C. II. İstanbul. 121-122.

Canım, Rıdvan (hzl.) (2000). Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

Derdiyok, Çetin (1994). “Fâtih Devri şairlerinden Cemâlî’nin Dîvânı’nda Yer Alan İki Tarih”. Türk Kültürü (375): 434-437.

Derdiyok, İ. Çetin (hzl.) (1994). Cemâlî, Hayatı, Eserleri ve Dîvânı, Critical Edition with Facsimile. Published at the Department of Near Eastern Languages and Civilizations Harvard University.

Derdiyok, İ. Çetin (hzl.) (1998). Cemâlî, Miftâhü’l-Ferec (Tenkitli Metin). Adana.

Ergun, S. Nüzhet (1936). Türk Şairleri. C. III. İstanbul.

Erimer, Kayahan (1974). “Gün Işığına Çıkan Değerli Bir Eser”. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı 1973-1974: 265-281.

Fâik Reşâd (yty.), Târîh-i Edebiyât-ı Osmâniye. C. I. İstanbul. 220-221.

Fâizî. Zübdetü’l-Eş’âr. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi. Ty. 3289. vr. 24a.

Gibb, E.J.W. (1900). A History of Ottoman Poetry. C. 1. London.

Hıfzı Tevfik, H. İhsan, H. Ali (1926). Türk Edebiyatı Numûneleri. İstanbul.

Horata, Osman (1991). “Cemâlî’nin Hayatı ve Eserleri”. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi (8): 5l-83.

Horata, Osman (1990). Cemâlî, Hümâ vü Hümayûn (Gülşen-i Uşşâk). Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

Horata, Osman (1993). “Cemâlî’nin Hümâ vü Hümâyûn Mesnevisi”. Marmara Üniversitesi Türklük Araştırmaları Dergisi (7): 281-306.

Horata, Osman (2000). “Hâcû-yı Kirmanî ve Cemalî’nin Hümâ vü Hümâyûn Mesnevîlerinin Karşılaştırılması”. Journal of Turkish Studies, In Memoriam Agâh Sırrı Levend. Published at the Department of Near Eastern Languages and Civilizations Harvard University. (24/1): 121-135.

Horata, Osman (2002). “Cemâlî”. Türk Dünyası Edebiyatçılar Ansiklopedisi. C. 2. Ankara: AKM Yay. 429-432.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

İz, Fahir ve G. Kut (1985). “XV. Yüzyıl Dîvân Nazım ve Nesri”. Büyük Türk Klâsikleri. C. 2. Ankara: Ötüken-Söğüt Yay. 235-239.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2010). Âşık Çelebi, Meşâ’irü’ş-Şu’arâ (İnceleme-Metin). İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yay.

Köprülü, Fuad (1934). Eski Şairlerimiz Dîvan Edebiyatı Antolojisi. İstanbul.

Kut, Günay (1993). “Cemâlî”. İslâm Ansiklopedisi. C. 7. İstanbul: TDV Yay. 316.

Macit, Muhsin (2006). “İlk Klasik Dönem (1453-1600)”. Türk Edebiyatı Tarihi. C. II. ed. T. S. Halman vd. Ankara: KTB Yay. 21-72.

Mehmed Süreyyâ (1311). Sicill-i Osmânî. C. II. İstanbul.

Okuyucu, Cihan (2000). “Cemâlî ve Miftâhu’l-Ferec’i”. Kütahyalı Şairler Sempozyumu. 4-5 Haziran 1998. Kütahya: Dumlupınar Üniversitesi Yay. 178-194.

Özgüdenli, Osman G. (2013). “Jemâli”. Encyclopaedia Iranica, www.iranicaonline.org/articles/jemali [erişim tarihi: 25.03.2013].

Riyazî. Riyâzü’ş-Şu’arâ. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi.Ty. 4098. vr. 8a.

Sehî (1325). Tezkire-i Sehî. İstanbul.

Şarlı, Mahmut (2001). “Medîne-i Münevveredeki Ârif Hikmet Bey Kütüphanesinde Bulunan Edebiyatla İlgili Türkçe Yazma Eserler”. İlmî Araştırmalar (11): 99-112.

Şemseddîn Sâmî (1308). Kâmûsu’l-A’lâm. C. 2. İstanbul.

Şentürk, Ahmet Atillâ, A. Kartal (2004). Üniversiteler İçin Eski Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Dergâh Yay.

The Encyclopedia of Islam (1934). C. IV. “Şhaikhzade”. London. 282-285.

Timurtaş, F.K. (1951). “Fatih Devri şairlerinden Cemâlî ve Eserleri”. Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi IV (3): 189-213.

Timurtaş, F. Kadri (1980). Şeyhî ve Husrev ü Şirin’i. İstanbul.

Türk Ansiklopedisi (1960). C. X. “Cemâlî”. l45-146.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (1977). C. II. “Cemâlî”. 38-39.

Yıldız, Osman (1992). Cemâlî-i Karamanî: Miftâhu’l-Ferec, Dil Özellikleri-Metin-Söz Dizini I-II. Doktora Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi.

Yıldız, Osman (1996). “Cemâlî-i Karamânî ve Miftâhu’l-Ferec’i”. Süleyman Demirel Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Dergisi (2): 271-292.

PROF. DR. OSMAN HORATA
Madde Yazım Tarihi: 16.05.2013
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Hümâ vü Hümâyûn’dan

Dîden-i Hümâyûn-râ Der-hâb

Kılup âhûların şeh mesti hâbun  

İrişdi dâmenine desti hâbun 

 

Düşinde gördi bir mergûb gülşen

Ki eyler her nazarda çeşmi rûşen

 

Salup âvâz-ı bülbül bâga gulgul

Hoş itmiş mergzârı serv ü sünbül

 

İçinde seyr ider bir hûb-çehre

Ki hüsni nûr virmiş mâh u mihre

 

Görüp kaddin iderdi cilve şimşâd

Ki ya‘nî rast budur serv-i âzâd

 

İderek zülf ile ‘anber-feşânlık

Kılurak nâz ile râz-keşânlık

(…)

Çeküp bülbülleyin gülşende âvâz

İderler keşf bu âvâz ile râz 

 

Ki vaslın isteyenler hûr-ı ‘înün

Hümâyûn’ın göre Fagfûr-ı Çîn’ün

 

Hümâ bu sözden oldı mest ü medhûş

Gözinden ‘ışk bahri eyledi cûş

 

Düşüp pâyine ol serv-i revânın

Pes andan açdı la‘l-i dür-feşânın

 

Beyân Kerden-i Hümâ Işk-ı Hod-râ Pîş-i Hümâyûn Ender-hâb ve Feryâd Kerden

Ki iy ışkun gamı ârâmı cânun

Visâlündür cihândan kâmı cânun

 

Hevâ-yı çîn-i zülfün irdi Şâm’a

Getürdi bûy-ı müşkîni meşâma

 

Çü zülfün çînidür cân mürgi dâmı

Özün Çînî vü saydun oldı Şâmî

(…)

Gamundan gözde âb u dilde âteş

Ser-i zülfün gibi oldum müşevveş

 

İzârun hasretinden iy sitemger

Olupven nitekim hat hâk-i ber-ser

 

Düşelden gönlüme aks-i cemâlün

Gözümden gitmedi nakş-ı hayâlün

 

Şu resme olmışam hicrünle gamnâk

Ki ger âh eyler isem yana eflâk

 

Kılup şeydâ gam-ı ışk-ı Hümâyûn

Bu şi‘ri kıldı peydâ hûb u mevzûn

Horata, Osman (1990). Cemâlî, Hümâ vü Hümayûn (Gülşen-i Uşşâk). Doktora Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi. 438-440.

 

Miftâhü’l-Ferec’den

“Ke mâ kâle’n-Nebiyyü aleyhi’s-selâm: Lev kâne li-ibni Âdeme ve diyâni min zehebin le’btegâ sâlisen” (Hadis: Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurdu: İnsanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister.)

Hikâyet-i Münâsib-i În Makâl

Seyr iderken bir gice Mahmûd Şâh

Gördi kim toprak kazar bir merd-i râh

 

Âteş-i fakr eylemiş gönlinde dâg

Toprag ile eylemiş düz yiri tâg

 

Çünki anun hâline kıldı nigâh

Çözdi pâzûbendin ol sâ’atde şâh

 

Kim ser-â-ser cevher idi şâh-vâr

Götürürdi kendüde ol nâm-dâr

 

Açmag içün hayr ile uçmağa yol

Saldı anı kazılan toprağa ol

 

Tâ ki ol dervîş anı anda bula

Bay olup bu gussadan âzâd ola

 

Pes sürüp atını tutdı seyre rû

Bir gice geldi meğer anda girü

 

Gördi ol âşüfte-hâli bî-karâr

Kim yine toprak kazar zâr u nizâr

 

Didi anı kim bulupsın bunda sen

Virmez idüm âlemün mâlına ben

 

Çün gınâ geldi vü gitdi ıztırâr

Şimdi niçündür yine bu kesb ü kâr

 

Ko bu dervîş işini bul izz ü nâz

Pâdişâhlık kıl ki oldun ser-firâz

 

Şâha ol toprak kazan virdi cevâb

Kim ne kim hükm eyledün oldur savâb

 

Lîk buldum zâr iken cünbişde ben

Ol didügün ni’meti bu işdi ben

 

Çün bu işden oldı devlet âşikâr

Ömrüm oldugınca budur bana kâr

 

Pes ana k’ola gönülden merd-i râh

Feth ider lutfı kapusın pâdişâh

 

Sen hemîn gelmeğe eyle ihtimâm

Kim kapu dâ’im açukdur iy hümâm

Derdiyok, İ. Çetin (hzl.) (1998). Cemâlî, Miftâhü’l-Ferec (Tenkitli Metin). Adana. 110-111.

 

Dîvân’dan

Gazel

Nergis-i mestün kılaldan vâlih ü şeydâ beni

Zahmı gamzen oklarınun kıldı nâ-peydâ beni

 

Bahr olupdur ışkun odına yanaldan göz yaşı

Şöyle benzer kim viriser garka bu deryâ beni

 

Zülfünün miskini olaldan sınukludur gönül

Bilmezem kim neyleyiserdür dahı sevdâ beni

 

Âh ol çeşm-i kemân-ebrû elinden dem-be-dem

Kim nişân eyler belâ okına dâ’im hâ beni

 

Bir kılında zülfinün bin vâr ola olmış esîr

İy gönül sanma giriftâr eyledi tenhâ beni

 

Böyle kim başuma sevdâsı kıyâmet koparur

Bir belâya ugradur ol kâmet-i bâlâ beni

 

Ol dil-ârâma Cemâlî bu durur cân virdügüm

Kim ya vaslını atâ kıla yahûd ala beni

Derdiyok, İ. Çetin (hzl.) (1994). Cemâlî, Hayatı, Eserleri ve Dîvânı, Critical Edition with Facsimile. ublished at the Department of Near Eastern Languages and Civilizations Harvard University. 86.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.