MUHYÎ-İ GÜLŞENÎ, Ekmekçi-zâde Şeyh Muhyiddin Muhammed Gülşenî Efendi

(d.935 /1528-ö.1014? / 1017?/1605?/1608? )

divan şairi

 

Asıl adı Muhammed’dir. 935 / 1528’de Edirne’de doğdu. Halvetiye tarikatının Gülşenî koluna mensuptur. Aslen Şirazlı bir aileye mensup olduğundan Acem Muhyî veya Acem Fethioğlu, Gülşenî tarikatına mensup olduğu için Muhyî-i Gülşenî diye tanınmıştır (Solmaz 2005:, Canım 1995: 232, Tuman 2001: 932). Dedesinin adı Ebu Tâlib, babasının adı Fethullah’dır. Selânik Mevlevihanesi kurucusu Ekmekçi-zâde Ahmed Paşa’nın biraderidir (Mehmet Tâhir 1333: 162). Muhyî’nin dedesi Ebu Talib, aslen Şirazlı olup ticaretle uğraştı. Bu yüzden Muhyî’nin babası Fethullah Efendi, Kazvin’de doğmuş, babasının kızılbaşlar tarafından öldürülmesi üzerine de ailesi ile birlikte göç ederek Edirne’ye yerleşmiştir. Sekiz on yaşlarında iken bir Nakşibendi şeyhinin yanına evlatlık olarak verilen Muhyî, şeyhin oğluyla birlikte Edirne'de Beyazıt Medresesi'nde okudu. Edirne’de tahsilini tamamladıktan sonra kendisini ibadet ve ilme verip tasavvuf kitapları okumaya başladı. 952/1545 yılında İstanbul’a geldi (Reşehât-ı Muhyî’den aktaran Tahsin Yazıcı: 2006: 79). İstanbul’a geldikten sonra devrin ilim adamları ve şairleriyle tanışan Muhyî, ilim ve şiir meclislerine katıldı. Bunlardan özellikle Ebu’s-Suûd Efendi ve Muhyîddin Karamânî’nin toplantılarına devam etti. Kanunî Sultan Süleyman'a yazdığı kasideleri Kapıağası Haydar Ağa vasıtasıyla sultana ulaştırmıştır. Farsçaya hakimiyeti sebebiyle ağanın kendisine "küçük Acem", tarih düşürmedeki maharetinden dolayı Ebu’s-Suûd’un "sahib-i tarih" diye hitap ettiğini Menâkıb-ı İbrahim Gülşenî adlı eserinde anlatır (Menâkıb’dan aktaran Tahsin Yazıcı 2006: 79). Muhyî, 954/ 1552 yılı sonlarında Kahire’de defterdar olan abisinin yanına gitti. Kahire’ye gittikten sonra kadı nâibi olarak atanan Muhyî, burada İbrahim Gülşenî’nin oğlu Şeyh Ahmed Hayâli’ye intisap etti. Muhyî’nin intisap ettiği İbrahim Gülşenî’nin oğlunun adı Şakayık’ta Seyyid Ali Safveti olarak geçmektedir. İntisabından sonra kadı naibliğinden ayrılmak istemişse de Kadı Bâkî’nin ısrarı üzerine bu isteğinden vazgeçti. Bir süre sonra şeyhinin kızıyla evlenen Gülşenî, seyr ü sülûkunu tamamlayıp Gülşenî tekkesine şeyh oldu (Özcan 1989: 596). Bu arada Muhyî, Cemâleddin-i Hazrecî adındaki bir bilginden astronomi dersleri almış, bir taraftan da Mısır’a başdefterdar olarak atanan Bayezid Çelebi’nin oğlu Bâlî Bey’e Mesnevî okutmuştur. 963/1556 tarihinde İstanbul’a dönen Muhyî bir süre Edirne’de ikamet ettikten sonra tekrar Kahire’ye gitti. Kahire’ye döndüğünde Gülşenî Dergâhı’nda türbedarlık yapmaya başladı (Tahsin Yazıcı 2006: 79). 1008 / 1600’de Menâkıb-ı İbrahim Gülşenî adlı eserini tamamladı. 1013/1604 tarihinde uzlete çekilen Muhyî’nin ölüm tarihi biyografik kaynaklarda farklı olarak verilmiştir. Hadâiku’l-Hakâyık’ta (Özcan 1989: 596) Muhyî’nin vefat tarihi 1014/1605 verilmesine rağmen Tahsin Yazıcı (2006: 80) eserlerini içeren bir mecmuadaki tarih mısrasının 1017/1608’i gösterdiğini söyleyerek, Muhyî’nin bu tarihten sonra vefat etmiş olabileceğini ifade eder. Mezarı Kahire Gülşeni Tekkesi’nde İbrahim Gülşenî ve aile fertlerinin mezarlarının bulunduğu türbededir (Koç 2004: 2006).

Muhyî son derece kültürlü, pek çok ilme vakıf, Arapça Farsçayı şiir yazabilecek kadar bilen biriydi. Hadâ’iku’l-Hakâyıkta onun bu yönünü ifade eden bir olay anlatılmaktadır: 981/1573 tarihinde Edirne Kadısı olan ve mutasavvıflar hakkında muhalif sözleri ile dikkat çeken Çivizâde Efendi, bir Cuma günü camide hutbede iken, Muhyî’nin elindeki kitabı okuduğunu görür. Namazdan sonra Muhyî’yi yanına çağırarak kitabın ismini sorar. Muhyî de Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem adlı eseri olduğunu söyler. Kitabın ismini duyunca Muhyî’yi hapse attıran Çivizâde, hapiste iken onu kitaptan imtihan eder. Çivizâde aldığı cevaplar karşısında Muhyî’yi takdir eder ve serbest bıraktırır (Özcan 1991: 596).

Kendi ifadesine göre 200 civarında eser yazan Muhyî’nin en önemli eserlerinden biri Esparanto yapay dilinden iki yüz sene önce meydana getirdiği, Lügat ve Kavâid-i Baleybelen’dir. Muhyî bu eserini Müslümanlar arasında din birliği ile birlikte dil birliğini sağlamak amacıyla yazmıştır. Muhyî’nin diğer bir önemli eseri Gülşenî tarikatının kurucusu İbrahim Gülşenî’nin menkıbelerini anlattığı “Menâkıb-ı İbrahim Gülşenî” adlı eseridir. Eser sadece menkıbe kitabı değildir. Kitap, tarih din, edebiyat, sosyal hayat ve düşünce hayatı ile ilgili de önemli bilgiler vermektedir (Canım 1995:233).

Şu anki bilgilerimize göre, Muhyî-i Gülşenî’nin, tarih, edebiyat, dil, tefsir, hadis, ve ahlaka dair elliden fazla eseri tespit edilmiştir. Bu eserlerden 37 tanesi Mısır Hidiviyye Kütüphanesi’nde bulunan 7128 numaralı bir mecmuada toplanmıştır. Bu mecmuanın fotokopi nüshası İsam Kütüphanesi 8906 numarada kayıtlıdır. Bu eserler şunlardır:

1. Nefhatü'l-Esrâr (vr. 1b-24a). 997/1589 tarihinde yazılan 2289 beyitlik manzum eserde Muhyî; gördüklerini, şeyhini ve tasavvuf yolundaki seyr ü sülukunu anlatmıştır.

2. Kavâ’id-i Bâleybelen: (vr. 47b-87a) Kitabın Mısır Kütüphanesi’ndeki mecmuadan başka bir nüshası internet ortamında Princeton Üniversitesi Dijital Kütüphanesi, http://arks.princeton.edu/ark:/88435/t148fh20m adresinde bulunmaktadır. Bu nüsha 164 varak olup 17 satır halinde nestalik yazıyla yazılmıştır. Eser bugünkü bilgilerimize göre dünyanın ilk yapma dilidir. Dilsizlerin dili anlamına gelen Baleybelen’de bu dilin kuralları sekiz bölüm halinde verilmiştir. İlk olarak Fransız doğubilimci Silvestre de Sacy'nin 1813'te yayımladığı bir makaleyle ilim dünyasına tanıtılan eseri ülkemizde 1961 tarihinde, Midhat Sertoğlu “İlk Milletlerarası Dili Bir Türk İcât Etmişti”, adıyla Hayat Tarih Mecmuasında tanıtmıştır. Muhyî hakkında bilgi verilen çalışmalarda Bâlibilen şeklinde okunan eser, Mustafa Koç tarafından 2006 yılında “Bâleybelen Muhyî-i Gülşeni, İlk Yapma Dil”, adıyla yayımlanmıştır. 5 yıllık çalışmanın sonunda Mustafa Koç tarafından çözülen Bâleybelen’de Türkçe, Farsça ve Arapça karşılıkları verilen 10.000 madde bulunmaktadır. Kitapta aynı zamanda Osmanlı gramerinin tamamının anlatıldığı risaleler vardır (Koç 2006).

3. Ahlâk-ı Kirâm: (vr. 87b-146b) 933/m.1585 tarihinde yazılan eserin Mısır Kütüphanesi’ndeki mecmuadan başka “Sîret-i Murâd-ı Cihân” adıyla Süleymaniye Ktp., Fatih, No: 3496 ve Nuruosmaniye Ktp., No: 2261’de iki nüshası vardır. Eser 2004 yılında Abdullah Tümsek tarafından yayımlanmıştır.

4. Divân: (vr. 271b-303b.) Varak aralığı verilen yerlerde sadece Türkçe gazeller vardır. Muhyî’nin Farsça ve Arapça şiirleri bu mecmuanın değişik sayfalarında olup birleştirildiği takdirde geniş bir divan hacmine ulaşabilecektir. Rıdvan Canım (1995: 233) Muhyî’nin eserlerini sayarken Divan başlığı altında “Nazire-i Divan-ı Hâce Süleyman” başlığını da kullanır. Bu başlığın başka bir eser mi olduğu yoksa Divan’ın özelliklerini anlatan başka bir başlık mı olduğu bu durumda anlaşılamamaktadır.

5. Mesâdir-i Elsine-i Erba‘a (vr. 402b-407a.) Şairin Bâleybelen için tertip ettiği sözlüktür.

6. Hüde’l-Harameyn

7. Tefsîr-i Sûretü’l-Kadr

8. Kitâb-ı Me’âb

9. Kitâb-ı Hakku’l-Yakîn

10. Risâle fi’l-Akâ’id

11. Füyûzu’l-Velî

12. Risâle-i Mâ-beyne’l-İşâeyn

13. Silsiletü’l-Aşk

14. Şerh-i Hadîs-i Cibrîl

15. Keşf-i Şerhü’l-Îmân ve Sırru Usturlâbi’l-İhsân

16. Şerh-i Hadîs-i Erba‘în

17. Ahlâk-ı Kerîm ve İcmâl-i Ahlâk

18. Hüsn ü Dil: İran şairlerinden Fettâhî’nin aynı adlı eserinin kısmen kısaltılarak Türkçe tercümesi. Bazı yerlerini ise genişletmiştir (Canım 1995:32).

19. Elfiye-i Muhyî

20. Kalb-i Hakîkatü’l-Hakâ’ik

21. Risâle-i Şemsiyye

22. Îcâd-ı Esmâ

23. Nazîre-i Dîvân-ı Hâce Süleymân

24. Gazâle-nâme: Manzum olarak yazılan eserde Gazala Araplarının Üçüncü Murad devrinde nasıl bertaraf edildikleri anlatılır (Canım 1995:32).

25. Gazâle-nâme (Mensur)

26. Muhtasar İlm-i Mevcûdât : Rubai ve müstezad tarzında Farsça ve Türkçe şiirler (Canım 1995: 233).

27. Mukatta‘ât

28. Risâle-i Vâkı‘a

29. Risâle-i Mu‘ammayât

30. Risâle-i ‘Arz-ı Hâl

31. Şerh-i Müstezâd-ı Muhyî

32. Risâle fi Esma’illâhi’l-Hüsnâ

33. Nefehât-ı Misk-i Anberî

34. Tahmîsât

35. Tercî‘-i Bend

36. Lugaz

37. Murabba‘ât

Muhyî’nin Mısır Kütüphanesi’nde bulunan mecmuanın dışında Türkiye kütüphanelerinde daha başka eserleri de vardır. Bunlar:

1. Bünyâd-ı Şi‘r-i Ârif (Risâle-i Kâfiye): Şairin Mısır kadısı Bâki Efedi’nin isteği üzerine 988/m.1580’de yazmaya başlayıp on altı yıl sonra bitirdiği Bünyâd-ı Şi‘r-i ‘Ârif adlı eserinde kafiye konusu ayrıntılı olarak incelenmiştir. Eser İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY. 1906 numarada Risâle-i Kâfiye, adıyla kayıtlıdır (Yapıcı 2009: 148).

2. Menâkıb-ı İbrâhîm Gülşenî: Şeyhi Ahmed Hayâlî’nin isteği üzerine 977/m.1569-70’te başlayıp 1013/m.1604’te tamamladığı eseri, Tahsin Yazıcı tarafından üç nüshanın edisyon kritiği yapılarak 1982 yılında yayımlanmıştır. Eser, İbrahim Gülşenî ve etrafındakilerin hal tercümeleriyle birlikte Akkoyunlular yönetimindeki Azerbaycan'dan Osmanlı yönetimindeki Mısır'a kadar siyasi, tarihi, dini, sosyal ve etnik durum, ünlü kişiler, alim ve şairler hakkında orijinal bilgiler ihtiva eder.

3. Reşehât-ı Muhyî: Muhyî, Fahreddin-i Sâfî’nin Reşehât adlı eserinin özetleyerek yeni eklerle telif-tercüme bir eser meydana getirmiştir. Kitabın 977/1569 tarihli tek müellif hatlı nüshası Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi 302 numarada kayıtlıdır.

4. Gül-i Sad-Berg: Manzum yüz hadis şerhidir. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde 1231/1 ve 1234 numarada kayıtlıdır (Yazıcı 2006: 80-81).

Bunlardan başka Muhyî-i Gülşenî'nin menakıbda zikrettiği Meşâhidü 'l-vücûd, Mevâcidü 'ş-şühûd ve Ahlak-ı Kirâm'da geçen Hakâiku'l-hikem adlı eserleri günümüze ulaşmamıştır (Yazıcı 2006: 81).

Bunların dışında Abdullah Arı (2010: 8-9) tarafından yapılan tezde Muhyî’nin şu eserleri de gösterilmiştir:

Simsiyetü’l-Musavver, İttihâd-ı Esmâ be-Hüviyyet-i Müsemmâ, Hu’ruf-ı Âliyât, Mukattaât, Mektuplar, Aynü’l-Hayat, Arûz-ı Kebir, Sâka-i Kitâb, Risâle-i Vahdet, Hikâyetü’l-Âşıkîn, Vefr-i Muhyî, Bâleybelen Risaleleri. Bu eserlerle birlikte Muhyî’nin eserlerinin sayısı elliyi aşar.

Tezkireler Muhyî’yi pek çok ilme vakıf, garip ilimleri bilen fazilet sahibi bir kişi olarak tanıtır. Onun hayatının bir döneminde ilim öğrenmeyi bırakıp tasavvufa meylettiğini söylerler (Solmaz 2005: 530, İsen: 1994: 325). Eserlerinin bir kısmı tasavvufla ilgili olan Muhyî üç dilde şiir yazmıştır. Eserlerinin bazısının başlığını tarih sanatı kullanarak atan Muhyî, lugaz ve tarih düşürmede de ustadır. 

Kaynakça

Adıgüzel, Niyazi (2009). Edirneli Ahmet Bâdî’nin “Riyâz-ı Belde-i Edirne” Adlı Eserinin Tezkire Kısmı. Doktora Tezi. Edirne: Trakya Üniversitesi.

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyya Sicill-i Osmanî. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Arı, Abdullah (2010). Muhyî-i Gülşenî, Eserleri ve Sîret-i Murâd-ı Cihân (İnceleme-Metin-Sözlük). İstanbul: Celal Bayar Üniversitesi.

Bursalı Mehmed Tâhir (1333). Osmanlı Müellifleri. 3.C. İstanbul: Matbaa-i Âmire.

Büyük Türk Klasikleri (1986). “Muhyî”.C.4. İstanbul: Ötüken-Söğüt Yay. 241-243.

Canım, Rıdvan (1995). Edirne Şâirleri. Ankara: Akçağ Yay.

Cunbur, Müjgân (2006 ). “Muhyî” Türk Dünyası ve Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C.6. Ankara: AKM Yay. 420.

Gökalp, Haluk (2009). Divân Şiirinde Hasb-i Hâller ve Muhyî’nin Nâlân u Hândân’ı. Adana: Karahan Kitabevi.

İpekten, Haluk, M. İsen, R. Toparlı, N. Okçu, T. Karabey (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KB Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Alî, Künhü'l-ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

Koç, Mustafa (2004). “16. yy. da Türkçe Yazılmış İzhâr-ı İzmâr-ı Mâ-tekaddem ve Keşf-i İstâr-ı Merci’un-İleyhim Mübhem Adlı Zamir Kitabı”. V. Uluslar arası Türk Dil Kurultayı.Ankara: TDK Yay. 2005-2222.

Koç, Mustafa (2005). “16. yy.da Kaleme Alınmış Bir Aşk Metni: Muhyî-i Gülşenî’nin İhsânnâme Adlı Mesnevisi”. Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi. İstanbul: Dergah Yay. 185-237.

Koç, Mustafa (2006). Baleybelen, Muhyî-i Gülşenî, İlk Yapma Dil. İstanbul: Klasik Yayınları

Koç, Mustafa (2006). “16. yy’da Yapılmış Bir Osmanlı Gramer Çalışması: Bünyâdı Şi’r-i Ârif”. Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi. İstanbul: Dergah Yay. 209-234.

Özcan, Abdulkadir (hzl.) (1989). Nevizâde Atâyi. Şakaik-i Nu’maniye ve Zeyilleri, Hadâiku’l-Hakayık fî Tekmiletü’ş-Şakâyık. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Solmaz, Süleyman (hzl.) (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şu’ârâsı (İnceleme-Metin). Ankara: AKM Yay.

Şemseddin Sâmî (1311). Kâmûsü'l-A’lâm. 6.C. İstanbul.

Tuman, Mehmet Nail (2001). Tuhfe-i Nâilî. Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. Ankara: Bizim Büro Yay.

Tümsek, Abdullah (2004). Ahlâk-ı Kirâm. İstanbul: İnsan Yay.

Yapıcı, Uğurtan (2009). Edirneli Mevlevî ve Gülşenî Şairler. Yüksek Lisans Tezi. Edirne: Trakya Üniversitesi.

Yazıcı, Tahsin (1982). Muhyî Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhim Gülşeni. Ankara: TTK Yay.

Yazıcı, Tahsin (2003). “Golşenî”. Encylopedia Iranica. Volume. XII. Newyork. 113.

Yazıcı, Tahsin (2006). “Muhyî-i Gülşenî”. İslam Ansiklopedisi. İstabul: TDV Yay.

ARAŞ. GÖR. VOLKAN KARAGÖZLÜ
Madde Yazım Tarihi: 02.06.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Zâhid bize ta’n eyleme

Hak ismin okur dilimiz

Sakın efsâne söyleme

Hazrete varır yolumuz

Halvetî yolun güderiz

Çekilir Hakk’a gideriz

Gazâ-yı ekber ederiz

İmam Ali’dir ulumuz

 

Sayılmayız parmak ile

Tükenmeyiz kırmak ile

Taşramızdan sormak ile

Kimse bilmez ahvâlimiz

Muhyî sana olan himmet

Âşık isen câna minnet

Elif Allah mim Muhammed

Kisvemizdendir dalımuz

 

Canım, Rıdvan (1995). Edirne Şâirleri. Ankara: Akçağ Yay. 235-236.

 

Hâtırum yapmaz isen ‘arş-ı mu‘allâ yıkılur

Haşr olursan eger ağyâr ile dünyâ yıkılur

Sıma dil şîşesini sarsar-ıâhumla sakın

Sarsılur rû-yı zemîn kubbe-i mînâ yıkılur

Göricek cenneti kûyında nihâl-i kaddün

Hasretinden depesi üstine tûbâ yıkılur

Hasedinden yıkılur düşmen ü gönül yapılur

Her kaçan mest olur ol şûh-ıdil-ârâ yıkılur

Muhyiyâ kâküli sevdâsıvar ol belâ-veşün

Korkum oldur beni Mecnûn gibi şeydâyî kılur

 

Adıgüzel, Niyazi (2009). Edirneli Ahmet Bâdî’nin “Riyâz-ı Belde-i Edirne” Adlı Eserinin Tezkire Kısmı. Doktora Tezi. Edirne: Trakya Üniversitesi. 324.

Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî’den :

Rûm’a Vâkı Olan Âsârı ve Sultân Süleymân Merhûm ile Meşâyih ü Ulemâ-yı Rûm ile Geçen Ahbârı İkânındur

İcmâl-i hikâyet ve icâz-ı rivâyet budur ki çün İstanbul’a dâhil olurlar, cümle-i meşâyih ü ulemâ ve gayrihim ziyâret ederler. Kimi muhabbet ü irâdet ile ve kimi tecrübe ve celâdet ile kimi inkâr ve adâvet ile ziyâret ederler. Ammâ Gülşenî hazretleri eski İbrâhim Paşa Câmi’i ki Çıkrıkçılarbaşındadur cum’a güni ba’de’l-cum’a ve ba’z-ı eyyâmda ba’dez’z-zuhr, gâhî ba’de’l-asr hakâyık-ı kelâm u mücîd-i allâm ve dekâyık-ı ekvâl-i emşâyih-i izâm, beyân eylerdi ki kondukları mekân ana karîb idi.

Büyük Türk Klasikleri (1986). “Muhyî”.C.4. İstanbul: Ötüken-Söğüt Yay. 241.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.