TAHSÎN

(d.1215/1800/01-ö.1278/1861)

divan şairi

 

1215/1800-1’de Lefkoşe’de doğdu. Kıbrıs muhassılı ve surre emini Hacı Mehmed Ağa (ö.1262)’nın oğludur. Dedesi Mehmed Ağa da Kıbrıslıdır. Muhtelif kaynakların verdiği diğer bilgilere göre Mehmed Ağa, Şam’da halk arasında Beytü’ş-şürefâ namıyla bilinen evin sahibidir. İlk eğitimini babasından alan Hasan Tahsîn, önce Kur’an-ı Kerim, sonra tecvid ve kıraat öğrendi. Babasından aldığı bu ilk bilgilerden sonra Kıbrıs’taki bazı ulemadan diğer birtakım dersleri tahsil etti. Babasıyla birlikte küçük yaşta İstanbul’a gelerek burada bir yandan ilim tahsiline devam ederken bir yandan da devrin meşhur hattatlarından Laz Ömer Efendi’den hat dersleri aldı. Medrese tahsili esnasında aynı zamanda çeşitli divanları ve güzel sanatlara dair eserleri okudu. Babasının Kıbrıs’a muhassıl olarak tayin edilince beraberinde Kıbrıs’a gitti. 1239/1823-24'te babasının surre emini tayin edilmesi üzerine yine yanında Hicaz’a giderek hac farizasını yerine getirdi. Hac esnasında Nakşibendi şeyhi Mehmed Can Efendi’yi tanıdı, birkaç ay orada ikamet ederek şeyhten feyz aldı. İstanbul’a dönerek mutat tahsilini tamamlayan Hasan Tahsîn Bey, 1242/1826-27’de Edirne’de müderrislikle başlayan devlet hizmetine Sofya, Üsküdar ve Bağdat kadılığı (mevleviyyet) ile devam etti. 19 Safer 1250/27 Haziran 1834 tarihinde Mekke payesini aldı. Tekrar Hicaz’a giden Hasan Tahsîn Bey, burada kaldığı birkaç ay içinde Şeyh Mehmed Cân Efendi’den ders aldı ve İstanbul’a döndü. İstanbul’da bir müddet dinlendikten sonra ikinci defa Mekke’ye giderek şeyhiyle görüştü. “Sülûk ve terakkîsi”ni tamamladığı görüşüyle ondan halifelik aldı. Önce İstanbul kadılığına getirilen Hasan Tahsîn Bey, müteakiben Anadolu ve sonra 1263/1847'de Rumeli sadaretine tayin edildi. 8 Safer 1264/15 Ocak 1848’de nakibüleşraf olarak tayin edildi. Bu görevine ilave olarak Zilhicce 1265/Ekim-Kasım 1849'da Meclis-i Vâlâ azalığına, 1267 Zilhiccesi/Kasım-Aralık 1851'de Emvâl-i Eytâm nazırlığına tayin edildi. Ancak 1269 Muharrem/Ekim-Kasım 1852'de nezaretteki görevinden alındı. Ramazan 1269/Mayıs-Haziran 1853 ve Receb 1275/Ocak-Şubat 1859'da iki defa Rumeli kazaskeri ve reisülulema oldu. 1277 Zilhicce/Mayıs-Haziran 1861'de nakibüleşraflıktan ayrılan Hasan Tahsin Bey, 11 Safer 1278/18 Ağustos 1861'de öldü. İstanbul’da Hazret-i Hâlid Türbesi civarındaki Vâlide Sultân Türbesi haziresine gömüldü.

On kadar oğlu ve kızı vardı. Bunlardan bazıları Sicill-i Osmanî’de sayılmaktadır. Türlü kaynaklarda Hasan Tahsîn Bey’in kimyagerliğe olan merakından söz edilmektedir. Hasan Tahsîn Bey bir gözü âmâ olduğu için “Kör Tahsîn Bey” diye anıldı. Kaynaklarda onun bu özelliği dolayısıyla sözü edilen bazı nükteler de yer alır.

Hasan Tahsîn Bey’in edebî yönü üzerinde yapılmış değerlendirmeler yok denecek kadar azdır. Ahmed Rif’at, bu âlim ve şairin büyük servet sahibi, vakur ve temiz, ilmiyle tanınan, dinin yasak ettiği şeylerden kaçınan, ilmî kapasitesi ve belagat gücü yüksek, şiir ve hat sanatında kabiliyetli bir kimse olduğunu yazmaktadır. Sicill-i Osmânî’de yapılan değerlendirmede “Âlimce ve edîb ve zî-servet ve sahî idi.” denilmektedir. Son Asır Türk Şairleri’ndeki bilgiler de bu doğrultudadır. Hâtimetü’l-Eş’âr’da birkaç kelimeyle de olsa şairin edebî yönüyle ilgili bir değerlendirme yer almamaktadır. Elimizde bulunan ve esasında bir şairi etraflıca tanımaya kifayet etmeyecek birkaç şiirinden yola çıkarak hikemî tarzdaki beyitleriyle onu belki Nâbî ekolünün bir takipçisi olarak da tespit edebiliriz. Fatîn Tezkiresi’nde şairin eseri için sadece “Bir mikdâr eş’âr u güftârı vardır.” cümlesiyle yetinilerek bir gazeli örnek olarak verilirken İbnü'l-Emin Mahmud Kemal, “Kütübhâne-i Umûmî müdîri merhûm İsmail Efendi’de mecmûa-i eş’ârını görmüştüm. Âkif Paşa’nın Adem Kasîdesi’ne naziresi vardır. Vaktiyle bir mecmuada derc olunmuştur.” demektedir.

Kaynakça

Bursalı Mehmed Tahir (1333). Osmanlı Müellifleri. C.2. İstanbul: Matbaa-i Âmire. 145.

Fatîn Dâvud (1271). Hâtimetü’l-Eş’âr. İstanbul: İstihkâm Alayları Litoğrafya Destgâhı. 33-34.

İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (1988). Son Asır Türk Şairleri. C.4. İstanbul: Dergâh Yay. 1866-1870.

Köksal, M. Fatih (2007). “Tahsîn”. Türk Dünyası Edebiyatçılar Yazarlar ve Şairler Ansiklopedisi. C. 8. Ankara: AKM Yay. 48-149.

Mehmed Süreyyâ (1331). Sicill-i Osmânî. C.2. İstanbul: Matbaa-i Âmire. 49-50.

Şemseddîn Sâmî (1308). Kâmûsü’l-A’lâm. C.3. İstanbul: Mihrân Matbaası. 1629.

Tuman, Mehmed Nâil (2001). Tuhfe-i Nâilî-Dîvân Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. Ankara: Bizim Büro Yay. 195

Yüksel, Hasan, M. Fatih Köksal (1998). Osmanlı Toplumunda Sâdât-ı Kirâm ve Nakibüleşraflar, Ahmed Rıf’at Devhatü’n-Nukabâ. Sivas: Dilek Matbaası. 123-124.

PROF. DR. MEHMET FATİH KÖKSAL
Madde Yazım Tarihi: 02.09.2013
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Gazel

Gendüm-i ma‘siyeti çekme çekil mûr gibi

Ele al âdem isen sübhayı memûr gibi

 

Sırr-ı teklîfe vücûd-ı adem oldu mahrem

Mehbit-i feyz-i tecellî olalı Tûr gibi

 

Bakamaz çeşm-i basîret şafak-ı mihr-i dile

Hâb-ı gaflet bürümüş dîde-i mahmûr gibi

 

Hasret-i yâr ile yaralanup oldu akîk

Sürerem gerdenine çeşmimi kâfûr gibi

 

Subh-ı sâdık gibi manzûr şafak gerdânı

Şeb-i yeldâ arasında görünür nûr gibi

 

Ne ki tahrîr ider ise kara yüzlü kalemim

Gösterir reng-i dili leyle-i mehcûr gibi

 

Yâr için ez-dil u cân terk-i vücûd eyleyenin

Söylenir elsinede şöhreti Mansûr gibi

 

Açılır gül gibi esrâr-ı visâl-i dildâr

Ele al gönlümüzü nâme-i memhûr gibi

 

Nazm-ı Tahsînim olup fark-ı maârif tâcı

Okunur dest-i müşîrîdeki menşûr gibi

 Fatîn Dâvud (1271). Hâtimetü’l-Eş’âr. İstihkâm Alayları Litoğrafya Destgâhı. İstanbul. 33.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.