FÂZIL, Enderunlu Fâzıl (Hüseyin) Bey

(d.1170/1756-57-ö.3 Zilhicce 1225/30 Aralık 1810)

divan şairi

 

Akkâ’da doğdu. 1170/1756-57 yılı civarında doğduğu tahmin edilmektedir (Küçük 1995: 188). Asıl adı Hüseyin’dir. Mahlas olarak Fâzıl’ı tercih ettiği ve Enderun’da yetiştiği için Enderunî veya Enderunlu Fâzıl (Hüseyin) Bey olarak tanındı. Akkâ muhafızı Tâhir Ömer’in torunu ve Tahir Ali Bey’in oğludur. Sultan I. Abdülhamid zamanında (1174-1789) devlete isyan eden dedesinin ve babasının idam edilmesiyle Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından kardeşi Hasan Kâmil Bey’le birlikte İstanbul’a getirildi. Kardeşiyle birlikte Enderun’a alınarak iyi bir öğrenim gördü. Sarayda hazine koğuşunda sekiz yıl kaldı. Zevk ve eğlenceye olan düşkünlüğü ve aşk maceraları yüzünden saraydan çıkarıldı (1198/1783-84). İstanbul sokaklarında on iki yıl perişan ve serseri bir hayat geçirdi. Sultan III. Selim’e ve dönemin ileri gelenlerine sunduğu kasidelerin de etkisiyle Rodos vakıflarının mütevelliliğine getirildi. Daha sonra hâcegânlık isteği kabul edildi. Bir süre Halep defterdarlığında bir memuriyetle, daha sonra da Erzurum ve yöresini teftişle görevlendirildi. Maden eminliği yaptı. İstanbul’a döndü. Bazı hicivleri yüzünden 1214/1799-1800 yılında Rodos’a sürüldü. Rodos’ta iken gözlerini kaybetti. İstanbul’a dönmesine izin verildi. Enderun’dan kendisini refah içinde yaşatacak bir maaş bağlandı. Son on yılını yatakta geçirdi. Ölümünden bir iki yıl önce gözlerinin açıldığı belirtilmektedir. 3 Zilhicce 1225/30 Aralık 1810’da vefat etti. Mezarı Eyüp’te Kızıl Mescit kabristanındadır. Vefatına “Göçdü Fâzıl Beg gice ahbâbı nâlân eyledi” mısraı ile tarih düşürüldü. Sicill-i Osmanî (Akbayar 1996: 511)’ye göre Fâzıl da kendi vefatına “Sıhhatimde Fâzılâ lafzen dedim târîhini / Bin iki yüz yirmi beşde eyledi lâhût-ı cinân” beyti ile tarih düşürmüştür.

Eserleri şunlardır:

 1. Dîvân: Devrinin özelliklerini anlatması ve edebî değerinden dolayı zengin ve hacimli bir eserdir. Bir nüshası Ankara Milli Kütüphane MK Yz. A 3490’da bulunun Dîvân’ın başındaki münacat, na‘t, Abdülkadir Geylanî, Bahaeddin Nakşîbend ve Celâleddin Rumî’ye yazılmış methiyeleri, III. Selim ve devrin büyüklerine yazılmış kasideler, tarih ve mizah manzumeleri, sonra gazel, şarkı, tahmis, müseddes, kıt‘a ve beyitler izlemektedir. Dîvân 1258/1842 yılında Bulak’ta ve İstanbul’da basılmıştır (Küçük 1995: 188; TDEA 2004: 27). Eser üzerine bir de yüksek lisans (Yanartaş 1997) çalışması yapılmıştır.

2. Defter-i Aşk: Fâzıl’ın kendi aşk maceralarını anlattığı bu eseri 438 beyitlik bir mesnevidir. Eser 1286/1869’da Hûbannâme, Zenannâme ve Şevkengiz’le beraber basılmıştır. Defter-i Aşk’ın 1253/1837’de yapılmış bir baskısı daha vardır (Küçük 1995: 188-189).

3. Hûbannâme. Çeşitli milletlerin erkek güzellerinin anlatıldığı 796 beyitten ibaret bir mesnevidir. Ele aldığı konunun klasik edebiyatımız için yeni bir şey olduğu da söylenebilir. Eserin çeşitli baskıları mevcuttur (Küçük 1995: 189). Eser, Güzel Oğlanlar Kitabı adıyla (2009) yayımlandı. Ayrıca bir de yüksek lisans çalışması (İçen 2001) yapıldı.

4. Zenan-nâme: 1101 beyitlik bir mesnevi olan eserde çeşitli milletlerin kadınları anlatılır. Hûbannâme’den daha ilgi çekici olan bu eser, kadınlar hamamı ile mahalle baskını gibi sahneleri tasvir etmesi bakımından dikkate değer bir özellik taşımaktadır. Zenannâme İstanbul’da 1253/1837, 1255/1839 ve 1286/1869 yayımlanmıştır. Eser J. Decourdemanche tarafından Fransızca’ya çevrilerek 1879’da Paris’te neşredilmiştir (Küçük 1995: 189). Eser ayrıca Türkçe ve İngilizce olarak yayımlandı (Bingölce 2007). Ayrıca eser üzerine iki yüksek lisans çalışması (İçen 2001; Öztürk 2002) yapıldı.

5. Çengînâme: Rakkasnâme adıyla da anılan eserde o dönem İstanbul’undaki meşhur köçekler isim isim sayılarak tasvir edilmiştir. Eserin dikkat çeken yönü zamanın örf ve âdetlerini yansımasıdır. Eser 1255/1839’da Rakkasnâme adıyla ve 1286/1869’da da Çenginâme adıyla İstanbul’da yayımlanmıştır. (Küçük 1995: 189).

6. Sûrnâme-i Şehriyâr: Eseri bilim âlemine Neslihan Koç Keskin tanıtmıştır. Buna göre eser, Ali Emiri Millet Kütüphanesinde tarih yazmaları içinde 387 numarada kayıtlıdır ve 22 varaktır. Sultan I. Abdülhamit’in Şehzadeleri Mustafa ve Süleyman’ın Bed’-i Besmele törenini anlatır. Eser, şehzadelerin Bed’-i Besmele törenlerini konu edinen ilk müstakil sûrnâme olma özelliğini taşımaktadır (Koç Keskin 2010: 153-154).

Kasidelerinde Nef‘î, Nâbî ve özellikle Sabit etkisi kendini hissettirmektedir. Divanındaki çok sayıdaki tarihinde felekten ve devirden şikâyette bulunmuştur. Gerek divanında gerekse mesnevilerinde genellikle ince bir ironi sezilmektedir. En başarılı olduğu şiirleri ise gazelleri ve şarkılarıdır. Gazellerinde Nâbî ve Nedim’in etkisinde kalmıştır. Sabit ve takipçilerini hatırlatan, üslubun basitleştiği, hatta bayağılaştığı şiirlere de rastlanmaktadır. Fazıl, kişiliğini asıl yerli ve orijinal mesnevilerinde göstermiştir. Asrın üstat şairleri arasına girebilecek güçlü bir şair olmakla birlikte, realist şiirleri ve mesnevileriyle klasik estetiğin çözülme sürecinde önemli rol oynamıştır (Horata: 2009: 96). 

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyyâ Sicill-i Osmanî, C. 2. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay. 510-511.

Arslan, Mehmet (1999). Türk Edebiyatında Manzum Surnameler (Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri). Ankara: AKM Yay.

Arslan, Mehmet (hzl.) (2010). Tayyâr-zâde Atâ Osmanlı Tarihi, Târîh-i Enderûn. C. 4. İstanbul: Kitabevi Yay. 451-489.

Bingölce Filiz (hzl.) (2007). Zenanname / Kadınlar Kitabı- The Book On Women. Ankara: Alt Üst Yay.

Bursalı Mehmed Tâhir (2000). Osmânlı Müellifleri. C. II. Ankara: Bizim Büro Yay. 370.

Büyük Türk Klasikleri (1988). “Enderunlu Fâzıl”. C. 7. İstanbul: Ötüken-Söğüt Yay. 124-138.

Çifçi, Ömer (hzl.) (yty). Fatîn Davud Hâtimetü’l- Eş‘âr (Fatîn Tezkiresi). http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10736,metinpdf.pdf?0 [erişim tarihi: 17.05.2014]. 329-330.

Enderunlu Fazıl (2009). Güzel Oğlanlar Kitabı (Hûbannâme). çev. R. İmrahor. İstanbul: Sel Yayıncılık Yay.

Gibb, E. J. Wilkinson (1999). Osmanlı Şiir Tarihi (A History of Ottoman Poetry) C. III-V. çev. A. Çavuşoğlu. Ankara: Akçağ Yay. 417-430.

Horata, Osman (2009). Has Bahçede Hazan Vakti-XVIII. Yüzyıl Son Klasik Dönem Türk Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yay. 96.

İçen, Saliha (2001). Huban-name ve Zenan-name’de Metin-Resim İlişkisi. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

İpekten, Halûk, M. İsen, R. Toparlı, N. Okçu, T. Karabey (1988). Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü. Ankara: KTB Yay. 130-131.

Keskin, Neslihan İlknur (2013). “Fâzıl’ın Çengileri: Çengînâme Üzerine”. The Journal of Academic Social Science Studies. 6 (8): 329-327. http://www.jasstudies.com/Makaleler/350464995_18keskinilknur%20neslihan-329-371.pdf [erişim tarihi: 24.05.2014]

Kocatürk, Vasfi Mahir (1967). Türk Edebiyatı Antolojisi. Ankara: Edebiyat Yayınevi Yay. 293-294.

Kocatürk, Vasfi Mahir (1970). Türk Edebiyatı Tarihi. Ankara: Edebiyat Yayınevi Yay. 541-548.

Koç Keskin, Neslihan (2010). “Abdülhamit’in Şehzadelerinin Bed’-i Besmele Törenini Anlatan Enderûnlu Fâzıl’ın Sûrnâme-i Şehriyâr’ı Üzerine”, Türkiyat Araştırmaları. 27: 149-186. http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s27/8keskin.pdf [erişim tarihi: 24.05.2014]

Küçük, Sabahattin (1995). “Enderunlu Fâzıl”. İslâm Ansiklopedisi. C. 11. İstanbul: 1995: 188-189.

Kurnaz, Cemâl, M. Tatçı (hzl.) (2001). Mehmed Nâil Tuman, Divan Şairlerinin Muhtasar Biyografileri. C. I-II. Ankara: Bizim Büro Yay. 849.

Oğraş, Rıza (hzl.) (2001). Esad Mehmed Efendi ve Bağçe-i Safâ-Endûz’u İnceleme-Metin. Burdur: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/Eklenti/10734,bahcepdf.pdf?0 [erişim tarihi: 17.05.2014]. 149.

Öztürk, Nebiye (2002). Zenânnâme-Enderunlu Fâzıl. Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbulÜniversitesi.

Sevgi, Ahmet, M. Özcan (1996). Ali Cânip Yöntem’in Eski Türk Edebiyatı Üzerine Makaleleri. İstanbul: Sözler Yayınları. 348-352.

Şemsettin Sami (1996). Kâmûsu’l-‘Alâm. Tıpkıbasım. C. 5. Ankara: Kaşgar Neşriyat Yay. 3331.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (1979). C. 3. “Fâzıl (Enderunlu)”. İstanbul: Dergâh Yay. 167-169.

Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi (2004). “Fâzıl”. C. 4. Ankara: AKM Yay. 26-27.

Yanartaş, Yusuf (1997). Enderunlu Fâzıl Dîvânı ve İndeksi. Yüksek Lisans Tezi. İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi. 

PROF. DR. BEYHAN KESİK
Madde Yazım Tarihi: 27.05.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Gazel

Dü-âlem şâhı olsam hâtırım nâ-şâddır sensiz

Bana kevn ü mekân ma‘nâsı yok bir dâddır sensiz

 

Eger dûzahsa fi’l-vâki‘ karârın ey büt-i tersâ

Gözümde ravza-i cennet harâb-âbâddır sensiz

 

Per-i Cibrîl olursa pisterim ten râhat eyler mi

Ki her bir mû tenimde sûzen-i fûlâddır sensiz

 

Belâ-yı hasretinle haşre dek azm-i remîm olsam

Yine her üstühânım nây-ı pür-feryâddır sensiz

 

Gamınla ey hevâyî-meşrebim hep âhdır kârım

Efendim Fâzıl’ın cân u dili berbâddır sensiz

Arslan, Mehmet (hzl.) (2010). Tayyâr-zâde Atâ Osmanlı Tarihi, Târîh-i Enderûn. C. 4. İstanbul: Kitabevi Yay. 465.

Çengî-Nâme-i Fâzıl Beg

Hamde lâyık o cihân dâveri var

Kâ’inâtın heman ol serveri var

Eyleyen hüsn-i rızâ aşkı kazâ

Nice hikmetle tecellîleri var

 

Al eteklik kuşadıp eflâki

Kıldı çâr-pâre bu cism-i hâki

 Başladı raksa beşer idrâki

 Sun‘-ı Hakk’ın ne aceb işleri var

 

 Eyledi cezbe-i hüsnü i‘tâ

 Demedi hîç ne Yehûd u tersâ

 Âlemi kapladı lutf-ı Mevlâ

 Her birinin reviş-i dîgeri var

 

 Verdi her âdeme bir başka mezâk

 İhtilâf üzre mizâc-ı uşşâk

 Kimi nefretde kimisi müştâk

 Aşk ile her birinin mazharı var

 

Dil-i uşşâka edip aşkı belâ

Ruh-ı hûbâna verip hüsn ü bahâ

Buna bilmem ki ne yapsın ukalâ

Allah’ın akl alıcı kulları var

 

Birisi nâz ile olmuş rakkâs

Öbürü aşkına olmuş gavvâs

Cism-i vâhidde bu sad gûne havâs

 Kudret-i Hakk’a işâretleri var

 

Bizi Hakk kurtara bu mehlekeden

Pâk ede sînemizi bu lekeden

Garezim işte budur fezlekeden

Söze âgâz eder isem yeri var

……

 

Der Beyân-ı Mâhiyyet-i Çengiyân

Fâzıl’ın işte yine cevheri var

Yine bir câna yakın sözleri var

Cümle insâf ile eyler takrîr

Çengiyânın ne kadar dilberi var

 

Evvelâ cümlenin akbabası

Köhne Kervân karanın da‘vâsı

Şöhret-i kâzibedir gavgâsı

Beli yıldız kadar âşıkları var

 

Hüsnü yok hulku belî müstesnâ

Tatlı sözlü dahı bir şîrin-edâ

Kâfirin bahtı küşâde ammâ

Ya‘ni gâyetle kavî ahteri var

 

Ne demekdir bu ki pîr olmuş iken

Gül-i ruhsârı dahı solmuş iken

Bütün a‘zâsına kıl dolmuş iken

Yine aşkıyla yanar çâkeri var

 

Todori elli sekiz yaşında

Hem Firenk zahmeti var başında

Mûyu zannetme hemân kaşında

Deliorman kadar kılları var

 

Bir kıranta Venedik elçisidir

Sanasın kuds-i şerîf hâcısıdır

Ten-i murdârı şarâb fıçısıdır

Kâfirin hâsılı kokmuş teri var

 

Mûy ile rûyu olur bir kıl elek

Ana cınbızla çeker hayli emek

San debâg-hâneye girmiş o köpek

Anı oglancık eder berberi var

……

Keskin, Neslihan İlknur (2013). “Fâzıl’ın Çengileri: Çengînâme Üzerine”. The Journal of Academic Social Science Studies. 6 (8): 329-327. http://www.jasstudies.com/Makaleler/350464995_18keskinilknur%20neslihan-329-371.pdf [erişim tarihi: 24.05.2014]. 352-353, 357-358.

Sûrnâme-i Şehriyâr’dan

İki şeh-zâde ammâ her birisi cân-ı âlemdir

Melekler üzre bunlar şimdi fahr-i nev‘-i âdemdir

 

Letâfetde edâda birbirinden farkı yok ancak

Görenler der ki bunlar ikisi bî-şübhe tev’emdir

 

Eger kim birbirinden farkı varsa şol kadar var kim

 Biri rûh-ı musavverdir biri nûr-ı mücessemdir

 

Revâdır bunlara ger Hızr u Cibrîl olsalar lâlâ

 Eger lâzım ise dâye Zelîhâ ile Meryemdir

 

Necâbet muhtefî tıynetlerinde meymenet mecbûl

Sa‘âdet mündericdir rüşd ü isti‘dâd müdgamdır

 

Biri Sultân Süleymân kim ana efrât-ı rif‘atden

 Meh-i nev halka-i engüşt ü hûrşid fass-ı hâtemdir

 

Birisi dahi ol şeh-zâde Sultân Mustafâdır kim

 Aceb pâkîze-tıynet ırk-ı tâhir şâh-ı ekremdir

 

İkisi derse bir hoş demde âgâz eylediler kim

 Sa‘âdet meymenet hep andadır ferhunde bir demdir

 

Gören câhil sanur kim şimdi derse başladı anlar

Ezelden ise hep ilm-i ledünne dahi mahremdir

 

Ne ki düşvâr ise âlemde olmuş anlara âsân

Ne denlü ilm varsa anların kalbine mülhemdir

 

Sükût it sen dahi meclislerinde Şeyhü’l-islâmım

Ki anlar şübhesiz her fende senden benden a‘lemdir

 

Olur Cibrîl hâce anlara hem Hızr Mushafdâr

Dahi sâ’ir melekler hidmet erbâbına munzamdır

 

Bu rütbe bunlara ta‘zîm çok mı azdır el-hak

Ki bunlar ey felek şeh-zâdegân-ı şâh-ı a‘zamdır

 

Şeh-i Abdü’l-hamîd ol pâdişâh-ı ma‘delet-pîrâ

Ki eyyâmında gam nâ-bûd u âlem cümle hurremdir

 

Adâletde Ömer hilmetde Osmân cûdda Sıddîk

Alîdir ilmde takvâda İbrâhîm-i Edhemdir

 

Sikender-saltanat gerdûn-rif‘at Kahramân-satvet

Kefi kısmetgeh-i âlem sehâsı reşk-i Hâtemdir

 

Sikender saltanatda izzde bundan mu’ahhardır

Takaddüm şol kadar var kim cihânda bundan akdemdir

 

Bu şevketle cihâna gelmemiş bir böyle şâhen-şeh

Ki dergâhında pek ednâ kulı Dârâ ile Cemdir

 

Vusûl-i menzil-i maksûda bir îmâsı tevsendir

Su‘ûd-ı rütbe-i ulyâya bir fermânı süllemdir

 

Mezelletle mutî‘ oldı ana ednâ ile a‘lâ

Huzûrunda zemîn fersûde-rûy u âsmân hamdır

 

Hidîvâ medh-i evsâfında hep ma‘zûr ola aczim

Ne rütbe vasf idersem zâtına nisbet ile kemdir

 

Ne mümkün bir yere cem‘ eylemek evsâf-ı bî-haddin

Ki tahsîl eylemiş yok künhüni bir emr-i mübhemdir

 

Velev mümkün ise ben âcizim andan yine ancak

Ki zîrâ nâtıkam zulm-i felekden şimdi ebkemdir

 

Kanı evveldeki zûr-âver-i dâniş-feşân tab‘ım

O şimdi müşte-i cevr-i felekden zâr u sersemdir

 

Felekden istemem merhem ko olsun zahm-ı dil nâsûr 

Efendim rahm u eltâfın senin ol zahma merhemdir

 

Revâ mı şâhid-i tab‘ım gibi bir Yûsuf-ı ma‘nâ

Ola üftâde-i çâh-ı amîk-i mihnet ü gamdır

 

Kelâmım şârih-i esrâr-ı gaybü’l-gayb-ı lâhûtî

Hayâlim evc-i a‘lâda melekler ile hem-demdir

 

Hamûş ol irdi söz pâyâna Fâzıl bir du‘â eyle 

Du‘â-yı devleti şâhen-şehin bundan mukaddemdir

 

Cihân turdukça tur şevketlü şâhım izz ü devletle

Ki zirâ hazretin ser-mâye-i ârâm-ı âlemdir

……

Koç Keskin, Neslihan (2010). “Abdülhamit’in Şehzadelerinin Bed’-i Besmele Törenini Anlatan Enderûnlu Fâzıl’ın Sûrnâme-i Şehriyâr’ı Üzerine”, Türkiyat Araştırmaları. 27: 149-186. http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s27/8keskin.pdf [erişim tarihi: 24.05.2014]. 166-171.

 

Defter-i Aşk’tan

Bu siyâk üzre olurken dil-i zâr

Gam u âlâm ile evkât-güzâr

 

Bir gün ol dilber-i âlem-târâc

Nâgehân oldu heves-kâr-ı zevâc

 

Edrine şehrine gitti pederi

Gezdi hep andaki çingâneleri

 

Kalbur üstüne gelen kıbtîden

Buldu bir duhter-i pâkîze-beden

 

Akrabâsından anı kıldı taleb

Erdi maksûduna bî renc ü ta'ab

 

Kıbtîler âyini üzre o civân

Gönderip bir kıl elek ana nişân

 

O dahi etti makâmınca makâl

Tabl u surnâ ana kıldı irsâl

 

Pederi na'ra çekip merdâne

Doldu ormana bütün çingâne

 

Bindi bir boz eşeğe duhter-i nâz

Yükledip harlara esbâb-i cehâz

 

Tabl u surnâ ile bir eski kilim

Bir dahi kelb-i akûr u ta'lîm

 

Çıktı ol meh anı istikbâle

Âlem etrâfına oldu hâle

 

Esbine bindi nice âşık-ı zâr

Dilberin yoluna oldu tâtâr

 

Kurulur çerkeleri sahrâda

Cânib-i semt-i Dâvudpaşada

 

O civân aldı eliyle reseni

Hardan indirdi o nâzik bedeni

……

Kurulup encümen-i akd-i nikâh

Çağrılıp meclise pîr-i seyyâh

 

Yâni ol şüphe-küşâ-yı çingân

Kıbtiyân müftîsi şeyh-i orman

 

Sadra geçti o kitâpsız hâce

Sırtına koç derisi ferâce

 

Kıldı âyîn-i zevâc-ı yârî

Kıbtiyân âdeti üzre cârî

 

Mehr ol duhter-i şevk-engîze

Mavi boncuktan iki âvîze

 

Vere bir eski oba çadırlık

Eldeğirmeni dahi ağırlık

 

Ede ihdâ dahi ol dürdâne

Bir tarak ol büt-i âlîşâne

 

Ol kadar halk ile yollar doldu

Sanasın fitne-i Deccâl oldu

 

Geldi alay ile ol hüsn-ârây,

Buldu şenlik yine Ayvansarây

Büyük Türk Klasikleri (1988). “Enderunlu Fâzıl”. C. 7. İstanbul: Ötüken-Söğüt Yay. 137-138.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.