HİKMET, Hersekli Ârif Hikmet Bey

(d.1255/1839-ö.1320/1903)

divan şairi

 

Ârif Hikmet Bey, Hersek valisi İstolçalı Ali Paşazâde Zülfikâr Nâfiz Paşa’nın oğludur. 1255/1839 senesi Ramazan-ı şerîfinin on altıncı Çarşamba gecesi Mostar’da doğmuştur. Henüz on bir yaşında iken dedesinin tayiniyle kendisine tımarlı süvari miralaylığı rütbesi verilmiştir. Önce babasının daha sonra ise dedesini vefatı üzerine ailesiyle beraber Hersek’ten Bosna’ya taşınmıştır. 1270/1853-1854’de İstanbul’a gelen Hersekli Ârif Hikmet Bey, ilim tahsiline burada devam etmiştir. Receb 1272/1856’da Mısırkapı Kethüdası Muhtar Bey’in yardımıyla miralaylıktan rütbe-i hâcegânîye geçmiş ve Sadaret Mektubî Kalemine memur edilmiştir. Kaleme yedi sekiz sene devam ettikten sonra kendi isteğiyle görevinden ayrılmıştır. Bir aralık Hersek ve Bosna’ya gitmişse de beş altı ay seyahat ederek İstanbul’a dönmüştür. Şair, 1868’de Cevdet Paşa’nın sevkiyle Yargıtay ve Ceza Mahkemelerine 1869’da iki bin kuruş maaşla, Temyîz-i Hukuk Dairesi zabt kitâbetine tayin olunmuştur. Daha sonra 1871’de iki bin beş yüz kuruş maaşla Dersaadet Birinci Hukuk Dairesi mümeyyizliğine, Ramazan 1872’de Mahkeme-i İstînâf Hukuk kısmı mümeyyiz-i sâniliğine atanmıştır. 1880’de bütçeyi düzenlemek adına memur maaşlarında yapılan indirim sonucunda maaşının bin iki yüz kuruşa indirilmesi üzerine görevinden istifa etmiştir. 1883’te üç bin beş yüz kuruş maaşla Erzurum Merkez Bidâyet Mahkemesi Hukuk Dairesi riyâsetine daha sonra aynı görevle Bursa’ya tayin edilmiştir. Üç sene sonra annesinin İstanbul’da ölmesi üzerine istifa etmiş ve İstanbul’a dönmüştür. Daha sonra sırasıyla Manastır’a, 1888’de Yanya’ya, 1891’de Kastamonu, 1893’te Adana, 1896’da Cezayir Sefid vilayetlerine aynı görevle memur edilmiştir. 1897’de izinli olarak İstanbul’a gelmiş ve aynı yıl iki bin beş yüz yirmi kuruş maaşla Dersaadet İstinâf Mahkemesi azalığına tayin olmuş ve 1900 yılında maaşı üç bin kuruşa yükseltilmiştir. 1901’de Dersaadet İstinâf-ı Hukuk riyâsetine, aynı yıl altı bin kuruş maaşla Mahkeme-i Temyîz azalığına terfi edilmiştir. Böylelikle Hersekli Ârif Hikmet’e Ramazan 1273/1856-57’de rütbe-i sâlise, Zilkade 1302/1884-85’te rütbe-i mütemâyize, Cemâzil-evvel 1316/1898-99’da rütbe-i evveli sınıf-ı sânisi, Nisan 1318/1900-1901’de rütbe-i evveli sınıf-ı evvel rütbesine yükseltilmiş ve ikinci rütbeden mecidi nişanı verilmiştir. 1902 yılı Aralık ayında boğazında bir hastalık beliren Hersekli Ârif Hikmet’e doktorlar hunnak (boğmaca) teşhisini koymuşlardır. Fakat ilerleyen günlerde bu hastalığın aslında kanser olduğu anlaşılmış ve son zamanlarında bu hastalık nedeniyle çok acı çeken Hersekli Ârif Hikmet, 1903 yılında vefat etmiştir.

Eserleri şunlardır:

1. Âsâr-ı Hikmet/Dîvân: Hersekli Ârif Hikmet hayattayken bir dîvân tertip etmemiş, şiirlerini Âsâr-ı Hikmet adı altında toplamıştır. Şairin yakın dostu İbnü'l-Emin Mahmud Kemal İnal bu şiirleri Dîvân adı altında birleştirmiş ve yayımlamıştır.

2. Levâyihü’l-Hikem.

3. Levâmi’ü’l-Efkâr.

4. Sevânihü’l-Beyân.

5. Misbâhü’l-Îzâh.

6. Mecelle (Özgül 1987: 5-8).

Tasavvuf yoluna giren Hersekli Ârif Hikmet, birçok tarikatta bulunmuştur. Bir Ramazan günü Fatih Cami’nde bulundukları sırada oradaki cemaate bakarak “ Benim bildiğimi şu halkın umûmu bilse âleme ihtilâl gelir.” dediğini Mahmud Kemal İnal aktarır (1918: 52). Mutasavvıflardan ise en çok İmam Muhyiddîn Arabi’yi yüceltmiştir.

Hersekli Ârif Hikmet, Encümen-i Şuârâ’ya ev sahipliği yapan şairdir. 1861 senesi sonlarında, şairin Laleli’de Kuruçeşme’deki evinde her salı toplanan bu encümene Şeyh Osman Şems Efendi, Nâmık Kemâl, Ziyâ Paşa, Kâzım Paşa, Lebîb Efendi gibi dönemin pek çok şairi katılmıştır. Aynı encümende bulundukları Nâmık Kemâl, Hersekli Ârif Hikmet’i üstat makamında tutmuş ve onun birçok gazeline nazire söylemiştir. Hersekli Ârif Hikmet, bir sene boyunca düzenli olarak toplanan bu encümende üstat kabul edilen Leskofçalı Gâlib Bey’in tavsiyesi üzerine şiirde Nâilî’nin yolundan gitmiştir. Ârif Hikmet’in Dîvân’ında Nâilî-i Kadîm’e yazdığı nazireler bulunmakla birlikte dönemini eleştirmek adına kaleme aldığı hikemî tarzda yazılmış gazelleri de bulunmaktadır. Bu bağlamda Hersekli Ârif Hikmet’in şiirlerinde devletin iflasın eşiğinde olduğu açıkça görülmektedir. Bununla birlikte Hersekli Ârif Hikmet’in Dîvân’ı incelendiğinde şairin, devletin bu kötü gidişine dair önerilerde bulunduğu da görülür. Hersekli Ârif Hikmet’in devlet yönetimine dair fikirlerini içeren şiirleri, dönemine göre oldukça yeni fikirler ihtiva etmektedir. Şair, padişah ile veziri bulunmayan bir ülke tasavvur eder, dönemindeki baskıdan şikâyetçidir ve bunu da şiirlerinde dile getirir. Yaşadığı dönemde mahkemelerin aldığı kararlarda da baskının hâkim olduğu görüşündedir.

Şairin yaşadığı dönemde, bazı yazarların “zararlı eserler” neşretmeleri dolayısıyla mahkemeye gönderilmesi ve mahkemenin de bu yazarları dinlemeden sürgünlerine karar vermesi üzerine İnal’ın aktardığı şekilde Hersekli şöyle itiraz etmiştir: “Bir kâtili mahkûm etmek için âlet-i katli görmek lâzım geldiği gibi nefyine hükm edilen müfsidin de âlet-i fesâdını görmek îcâb eder. Âsâr-ı muzırre ne imiş, ortaya konsun görelim, yegân yegân tedkîk edelim, sâhibinin sâî-bi’l-fesâd olduğuna kanâ’at-ı vicdâniyye hâsıl edelim, ondan sonra bir hükm verelim. Ammâ efendim, böyle kör körüne hükm olmaz. Ahkemü'l-hâkimîn bizden sorar.” (İnal 1918: 49). Bu sözler şairin adaletli, haksızlığa tahammül edemeyen, sözünü sakınmayan bir kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Kaynakça

Aka, Belde (2011). Nâbî’nin "Orta İnsan Tipi"nin Hersekli Ârif Hikmet’teki Değişimi. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi.

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (hzl.) (1918). Hersekli Ârif Hikmet, Dîvân. İstanbul: Matbaa-i Amire.

Özgül, Kayahan (1987). Hersekli Ârif Hikmet. Ankara: KTB Yay.

Özgül, Kayahan (2006). Divan Yolu’ndan Pera’ya Selâmetle. Ankara: Hece Yay.

Özgül, Kayahan (2007). “Şark Ekspresi’yle Garb’a Sefer”. Türk Edebiyatı Tarihi. C. 2. (ed. Talat Sait Halman vd.) Ankara: KTB Yay. 603-662.

Sevük, İsmail Habib (1924). “Hersekli Ârif Hikmet”. Türk Teceddüd Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Matbaa-i Amire.

Ünver, İsmail (1988). “Hersekli Ârif Hikmet”. Büyük Türk Klasikleri. C.8. İstanbul: Ötüken Neşriyat. 170-172.

ARAŞ. GÖR. BELDE AKA
Madde Yazım Tarihi: 16.04.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Na't-ı Şerîf

Hudânın en büyük ihsânı sensin yâ Resûlallâh

Benim her derdimin dermânı sensin yâ Resûlallâh

 

Cihân medhûş-ı hayretdir zuhûr-ı mu'cizâtından

Tarîkat ehlinin bürhânı sensin yâ Resûlallâh

 

Nola arş olsa ferş-i südde-i bâb-ı inâyâtın

Sa'âdet mülkünün sultânı sensin yâ Resûlallâh

 

Seninle anlaşıldı şîve-i ahkâm-ı ayniyyet

Berât-ı vahdetin unvânı sessin yâ Resûlallâh

 

Cebîn-i âdemiyyet nakş olundı nûr-ı hüsnünle

O vechin sûret-i Rahmânı sensin yâ Resûlallâh

 

Alîl-i derd-i 'aşk u şevkın olsun dâimâ Hikmet

Benim her derdimin dermânı sensin yâ Resûlallâh

...

Kemâlin Hak cemâlin ayn-ı Hakdır kim bu ma'nâyı

Bize gösterdi sırr-ı men reanî yâ Resûlallâh

 

Gazel

Mâni’-i izhâr-ı şükr-i lutf-ı Yezdândır sükût

Ben demem şâyeste-i erbâb-ı îkândır sükût

 

Nutkdur sermâye-bahş-ı eşrefiyyet âdeme

Bâ’is-i ihlâl-i şân-ı feyz-i insândır sükût

 

İmtidâd-ı bahs iken zînet-res-i bezm-i kemâl

Âkılın güftârına nisbetle noksândır sükût

 

Hakk u bâtıl şîve-i tedkîk ile ma’lûm olur

Kim demiş îcâb-ı hâl-i akl u irfândır sükût

 

Bî-mezâkân-ı hüner keşf-i lisân etse nola

Sâtir-i cehl ü uyûb-ı şahs-ı nâdândır sükût

 

Düşmez ehl-i dâniş ü idrâke tarz-ı iftikâr

Fırka-i mezmûme-i cehhâle şâyândır sükût

 

Hep sükûnetdir sebeb bu âlemin berbâdına

Bâis-i ucb u gurûr-ı ehl-i tuğyândır sükût

 

Rastgû-yı hall ü akd-i himmet ol her kârda

Hasma çün ser-rişte-i ityân-ı bürhândır sükût

 

Böyle Hikmet nükte-perdâz-ı kemâl olmak asîr

Âdet-i yârân gibi elbette âsândır sükût

İnal, İbnü'l-Emin Mahmud Kemal (hzl.) (1918). Hersekli Ârif Hikmet, Dîvân. İstanbul: Matbaa-i Amire. 87-88, 145-146.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.