SEYYİD VEHBÎ, Hüseyin

(d.1085?/1674?-ö.1149/1736)

divan şairi

 

İstanbul'da doğan Vehbî'nin asıl adı Hüseyin'dir. Yenişehir-Fener kazâsından ma‘zûlen ölen İmâm-zâde Mehmed Efendi'nin kethudâsı Hacı Ahmed Efendi'nin oğludur. Vehbî'nin doğum tarihi belli değildir, fakat 1696 yılında mülâzım olduğuna göre -ki Osmanlı medrese sisteminde mülâzımlık 20-23 yaşları civarındadır- 1674 yılı civarında doğmuş olmalıdır. Ehl-i Beyt'e dayanan ecdadından dolayı Seyyid Vehbî ve İmâmzâde unvanlarını kullandı. Seyyid Vehbî devrine göre çok iyi bir eğitim görmüş, zamanın tanınmış bilginlerinden özellikle de Mirza-zâde Şeyh Mehmed Efendi'den ders aldı. Ayrıca Kazasker Abdulbâki Arif Efendi'den hat dersleri de alan Vehbî bilgisi ve şairlik yeteneğiyle daha genç yaşında tanınmış ve Nakîbüleşraf Hocazâde Seyyid Osman Efendi'den 1696 yılında mülâzım oldu. Böylece ilmiye mesleğine giriş yapmış olan Vehbî 40 akçelik medresede görev yaptıktan sonra Paşmakçızâde Seyyid Ali Efendi'nin ikinci şeyhülislamlığında hariç medresesi payesi ferman olunması üzerine girdiği sınavı da başardığından 1712'de hariç 50 akçe ile Hoca Hatun Medresesi'ne tayin olundu. 1711 senesindeki Moskova seferinde güzel kaside ve tarihler kaleme alarak III. Ahmed'in (1703-1730) takdirini ve ilgisini kazanmıştır. Belirttiğimiz gibi kıymeti takdir edildiğinden tezkireci Sâlim'in babası Mirza Mustafa Efendi'nin şeyhülislamlığı sırasında Şerife Hatun Medresesi'ne nakledilerek makamı bir derece yükseltildi. Daha sonra medrese sistemine göre Dâhil ve Hareket-i Dâhil aşamalarından geçen ve 1720 tarihinde III. Ahmed'in şehzadelerinin sünnet düğünü için padişahın fermanıyla yazdığı Sûrnâme'sinin de olumlu etkisiyle meslek hayatında oldukça süratli ilerlemeler kaydeden Vehbî, 1722'de Sadrazam Dâmad İbrâhim Paşa'nın kadirşinaslığı sayesinde Musıla-i Sahn'dan olan Hüsrev Kethuda Medresesi'ne müderris tayin edildi ve aynı yıl Sahn-ı Seman müderrisliğine terfi ettirildi (Dikmen 1991: XX). 1723 tarihinde Kemerler'de yeniden yapılan büyük sedde söylediği tarih manzumesi ve diğer güzel tarih manzumelerinin de etkisiyle "kibâr‑ı müderrisîn" sınıfına yükseltildi ve mevleviyetlere tayin edildi. Bu arada Sadrazam Damad İbrahim Paşa'nın Aynî Târihi'ni Arapçadan tercüme için teşkil ettirdiği heyete de katılan Seyyid Vehbî bir aralık Halep nâipliğinde de bulundu. 1725 yılındaki Tebriz'in ikinci fethinde oraya kadı olarak tayin edildi. Daha sonra III. Ahmed ve Damat İbrahim Paşa'nın himayeleri ile Kayseri, Manisa ve Halep mevleviyetlerinde bulundu. Vehbî, bu arada zamanını kesin olarak tespit edemediğimiz bir dönemde ya azle uğradı ya da başka bir sebeple İstanbul'da hastalık, yoksulluk ve etrafının kıskançlığı içerisinde kıvrandı ki bu durumu yazdığı bazı kıta ve kasidelerinden anlıyoruz (bk. Dikmen 1991: 183, 184, 185, 692). Hac farizasını yerine getirmek Seyyid Vehbî'nin öteden beri en büyük dileğidir. Bu durumu meşhur "Vekâletnâme"sinde açıkça belirtmiş ve padişahtan da bu konuda yardım istemiştir (Dikmen 1991: 43, 44). Nihayet 1735 yılında hac görevini yerine getirmek imkÂnını buldu. Hicaz dönüşü Halep'e geldi ve kısa bir müddet sonra da buradan ayrılıp İstanbul'a döndü. İstanbul'da hastalandı, belki de Halep'te başlayan ve İstanbul'a dönmesini gerektiren hastalığı İstanbul'da arttı. Aksaray'daki evinde bir süre hastalıkla mücadeler etti ve 1736 tarihinde vefat etti. Cenaze namazı Sünbülî Seyyid Nureddin tarafından kıldırıldı. Cenazesi Cerrah Mehmed Paşa Câmii yakınında kendi evinin bitişiğindeki Canbâziye Mescidi haziresine defnedildi.

Eserleri şunlardır:

1. Dîvân: Sırf Türkiye kütüphanelerinde 30'dan fazla nüshası vardır. Hazırlanan tenkitli Dîvân’ında, 1 münacat, 4 na‘t, 1 mi‘raciyye, 48 tevhid ve na‘t rubaisi, 86 kaside, 1 takriz, 4 arz‑ı hâl, 2 mektup, 128 tarih, 2 terkib‑i bend, 2 terci‑i bend, 2 müseddes, 20 tahmis, 4 şarkı, 266 gazel, 52 kıt'a, 19 lugaz, 57 rubâî, 2 nazm, 25 müfred, 62 matla bulunmaktadır (Dikmen 1991: LVIII).

2. Sûrnâme: Sultan III. Ahmed'in şehzadeleri Süleyman, Mustafa, Mehmet ve Bayezit'in sünnet düğünlerini; II. Mustafa'nın kızı Emetullah Sultan ile Sır Kulu Osman Paşa'nın ve padişah soyundan olan Nu‘man Paşa'nın kızı Ayşe Sultan ile Silahdar İbrahim Paşa'nın evlenme düğünlerini anlatan mensur bir eserdir. Eserde yer yer manzum parçalar da vardır. Türkiye kütüphanelerinde 25 kadar nüshası olan bu eserin özellikle minyatürlü nüshaları büyük önem taşımaktadır. Vehbî'nin Sûrnâme'si hem süslü dili ve ifadesi hem de düğünler üzerindeki verdiği ayrıntılı bilgiler açısından diğer Sûrnâmeler arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Sûrnâme Arslan (2009) ve Tulum (2008) tarafından yayımlanmıştır. 

3. Hadîs‑i Erba‘în Tercümesi: Manzum 40 hadis tercümesidir. Her hadis metni dört mısralık bir kıta ile tercüme edilmiştir.

4. Sulhiyye: 1718 tarihinde imzalanan Pasarofça Antlaşması ile ilgili 9 varaklık küçük bir eserdir. Sadrazam Damat İbrahim Paşa'nın emriyle kaleme alınmıştır.

5. Leylâ vü Mecnûn: Vehbî'nin, Kafzâde Fâ'izî tarafından yazılmaya başlanıp bitirilemeyen Leylâ vü Mecnûn mesnevisini tamamladığı sadece Sâlim Tezkiresi'nde (1315: 714) kayıtlı ise de bu esere bugüne kadar rastlanılamamıştır.

Vehbî, şiir söylemeye başladığı yıllarda ecdat silsilesi ehl‑i beytten Hüsâmeddin Efendi'ye dayandığı için Hüsâmî mahlasını almış; sonraları yeni bir mahlas aramış ve hocası Mirzazâde Ahmed Neylî ona Vehbî mahlasını uygun görmüştür. Devrinin tanınmış şair ve nâsirlerinden olan Vehbî önceleri Nâbî'yi kendisine üstat olarak seçmiş, onun yolunda hikmete dönük şiirler yazmış, daha sonra Nedîm'in tesiri altında kalmıştır. Nâ’ilî'nin de şiirlerinde etkisini görürüz. Kasidelerinde Nef'î'nin tarzı hâkimdir. Birçok şairin gazellerini tanzir ve tahmis etmiştir. Tarih manzumeleri de başarılıdır. Özellikle III. Ahmed Çeşmesi için yazdığı tarih mısrası dolayısıyla padişahın ilgi ve teveccühüne mazhar olmuştur. Buna rağmen Seyyid Vehbî, ne Nâbî ne Nedîm gibi bir edebî mektep kurabilmiş ne de Türk edebiyatına dil, üslup, ifade ve buluş bakımından esaslı bir yenilik getirebilmiştir. Müstesna ve edebî bir hüviyeti vardır demek de güçtür. Bununla beraber muhtelif konularda hayli başarılı kasideler ve gazeller yazabilmiş; bilhassa nesir vadisinde sağlam bir beyan üslubu içerisinde fikirlerini mükemmel bir şekilde ifadeye muvaffak olmuş, kalemine tamamiyle hâkim bir sanatkar hüviyeti göstermiştir (Karahan 1997: 547).

Kaynakça

Arif Hikmet. Arif Hikmet Tezkiresi. Millet Kütüphanesi Ali Emîri Tarih kısmı, No: 789.

Arslan, Mehmet (2009). Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri 3, Vehbî Sûrnâmesi. İstanbul: Çamlıca Yay.

Dikmen, Hamit (1991). Seyyid Vehbî ve Divanının Karşılaştırmalı Metni. Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi.

Faik Reşad (1312). Eslâf. İstanbul.

Fatin Dâvud (1271). Hâtimetü'l‑Eş'âr. İstanbul.

Hafız Hüseyin Ayvansarâyî (1281). Hadîkatü'l-Cevâmi. C. 1. İstanbul. 79.

Karahan, Abdülkadir (1997). "Seyyid Vehbî".  İslam Ansiklopedisi. C. 10. Eskişehir: MEB Yay. 547.

Muallim Nâci (1308). Esâmi. İstanbul. 177-179.

Müstakimzâde Süleyman Sadeddin (1928). Tuhfetü'l-Hattâtîn. İstanbul. 657-658.

Safâ'î Mustafa. Tezkire-i Safâ'î. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi No: Ty. 9583. 264a.

Safvet Mustafa (Kemiksizzâde). Nuhbetü'l-Asar Min Fevâ'idi'l-Eş'âr. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi No: Ty. 6189. 148-150.

Sâlim (1315). Tezkire‑i Sâlim. İstanbul: İkdam Matbaası. 710-714.

Tulum, Mertol (2008). Sûrnâme - Sultan Ahmed'in Düğün Kitabı. İstanbul: Kabalcı Yay.

PROF. DR. MEHMET ARSLAN
Madde Yazım Tarihi: 14.03.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Gazel

Hat-âver olmayıcak rûyu bûse vermez yâr

Güneş tolunmayıcak sâ'im eylemez iftâr

 

Safâ-yı rûyunu etmez gubâr-ı hat zâ'il

Kıl ile setr ola mı hîç mihr-i pür-envâr

 

Riyâz-ı hüsn ü letâfet sefâlıdır zekanın

Benefşedir ana gûyâ ki ol hat-ı jengâr

 

Hayâl-i hatt u ruhun pîş-i dîdeden çıkmaz

Anınla eglenirim subh u şâm u leyl ü nehâr

 

O murg-ı dil ki göre dânehâ-yı hâllerin

Şikâr-ı dâm-ı hatın olmasında şübhe mi var

 

Hat-ı bütâna katı çok dolaşdın ey Vehbî

Helâk olursun o sevdâ ile sen âhir-i kâr

 

Târîh-i Vefât-ı Nâbî ve Sâbit Efendi

 

Hayf kim eyledi birden rıhlet

Dehrden bu sene Sâbit Nâbî

 

Hak bu kim her birinin fıkdânı

Etdi mâtem-keş-i hecr ahbâbı

 

Şi'rde peyrev-i yek-dîger olup

Hîç çekmezler idi bî-tâbı

 

Biri biriyle olup yine refîk

Etdiler azm-i reh-i Vehhâbî

 

Şu'arânın iki pîri gitdi

Pîrsiz kaldı hüner erbâbı

 

Harf-i menkût ile târîh oldu

"Kalmadı kevnde Sâbit Nâbî" (1124)

Dikmen, Hamit (1991). Seyyid Vehbî ve Divanının Karşılaştırmalı Metni. Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi. 564, 324.

 

Sûrnâme'den:

Düğün sırasında gece denizde yapılan şenliklerden bir bölüm:

Mahall‑i Tasvîr: Leyâlî‑i Sûruñ Hamîs Gicesi Bahren Olan Şenlikler Beyânındadır:

Yevm‑i mezbûr ahşâmı ki mâh‑ı merkûmun yigirminci hamîs gicesidir, akkâm‑ı felek serâ‑perde‑i sefîd‑i rûzı tay‑kerde ve leylî‑i hayme‑nişîn‑i kamerin ferş‑i reh‑güzeri olmak içün kilîm‑i siyeh‑gûn‑ı şeb‑i târı güsterde kılup, kûs‑ı şâhî yerine kazgân‑ı âsumân güm güm ötdi ve berk‑i cihân‑efrûz meş‘al‑i zulmet‑sûz‑ı bâr‑gâh‑ı pâdişâhîye bedel iltihâb u bürûz itdi. Sultân‑ı evreng‑nişîn‑i magrib‑zemîn, cûş‑ı emtâr‑ı gevher‑pâş‑ı deryâ‑hurûşdan reh‑güzârına mâ’î su dîbâsı döşetdi. Ol şeb‑hengâm‑ı neşât‑encâmda sâhil‑serây‑ı Tersâne civârında ihdâs olunan nîşîmen‑i ma‘hûdda leyle‑i sâbıkada meşhûd olan akabe ve sâllar kemâ‑kân fürûzân ve leylen‑fe‑leylen terakkîleri nümâyân olup, taraf‑ı vicâhîsine hüsn‑i hatt‑ı neshî ile "mübârek‑bâd" tahrîr, şükûfe‑i gûnâ‑gûn ile bûstân‑ı serây‑ı hâssaya nazîr, lâle‑zâr‑ı tâb‑dârdan nümûne, ravza‑i zâtu'n‑nadra‑i nârencden hoş‑gûne, şu‘le‑i bârût‑ı mürebbâdan nâr bâgçesi resminde bedîdâr bir hadîka‑i pür‑berg ü bâr‑ı âteş‑bahâr getürdiler ki fişekleri dahi bâlâ‑ter ve taraf‑ı bahr u bere zebân‑endûz‑ı zebâne vü şerer oldı ve reh‑peymâyân‑ı âlem‑i bâlâyı leyle‑i zulmâda müstagnî‑i çerâg ve bî‑minnet‑i sürâg kıldı.

Ve leyâlî‑i sâbıkadan ziyâde bir sâlda çâr‑gûşe varoşı ve şaranpolı ve bedeni rasîs ü muhkem ve medâhil ü mehârici nice handak ve çarh‑ı felek fişekleri ile mekr‑i düşmenden eymen ü eslem, metîn ü müstahkem bir kal‘a‑i devvâr bedîdâr olup, hevâyî‑i bî‑şümâr ve sâ’ir fişeng‑i âteş‑bârları ile niçe şenlikler izhâr ve şeb‑i siyâhı rûz‑ı rûşenden ziyâde nevvâr u tâb‑dâr eyledikden sonra, kal‘a‑i mezkûrenin bârût‑hânesine âteş virilüp burc u bârûları tutuşduruldukda, şol kadar şenlik ve ortalıga rûşenlik virmişdir ki bir şerâresin tahrîr, havsala‑sûz‑ı hâme‑i âteşîn‑ta‘bîrdir.

 Arslan, Mehmet (2009). Osmanlı Saray Düğünleri ve Şenlikleri 3, Vehbî Sûrnâmesi. İstanbul. 288, 289.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.