GÂLİB, Leskofçalı

(d.1245/1829-30-ö.1284/1867)

divan şairi

 

1245/1829-30'da Leskofça'da doğdu. Asıl adı Mustafâ Gâlib'dir. Babası Üsküp valisi Şehsuvâr Paşa-zâde İsmail Paşa, annesi ise Nişli Hâfız Paşa-zâde Mahmûd Paşa'nın kızı Tutî Hanım’dır. Babasının 1845’te mecburi ikamete gönderildiği Afyonkarahisar’a gitti, 1846’da İstanbul’a geldi. 1849’da Sadaret Mektubî Kalem’ine girdi. 1852’de Bosna valisi Veliyyüddin Paşa’nın divan kâtipliğine atandı. Yaklaşık bir yıl sonra Veliyyüddin Paşa’nın Paris büyükelçiliğine atanması üzerine Banaluka kaymakamlığına atandı. Kısa bir süre sonra istifa ederek İstanbul’a döndü. 1854 yılında Kırım Muharebesi sırasında bahriye kitabeti göreviyle Kırım’da bulundu. 1856 Ağustos’unda Hakkâri-Van valiliği yapan babasının divan kâtibi olarak Van’a gitti. Burada Arap ve Fars dillerini ve edebiyatlarını öğrendi. İstanbul’a dönüp 1856’da tekrar Sadaret Mektubî Kalemi’ne girdi. Bu görevi münasebetiyle Namık Kemal ve İbrahim Hâlet Efendi ile tanıştı, edebiyat dünyasına adım attı. Trablusgarp gümrük emanetinde (1861), Rusçuk Tuna vilayeti idare meclisi başkâtipliğinde (1864), Halep mektupçuluğunda (1865), Girit’te Nailî Paşa’nın mektupçuluğunda (1866) bulundu. 1867 yılında İstanbul’a döndü. 14 Şaban 1284/12 Aralık 1867'de otuz sekiz yaşındayken vefat etti. Kaynaklarda içkiye olan düşkünlüğünden dolayı genç yaşta öldüğü söylenir. Kabrinin Topkapı veya Edirnekapı kabristanında bulunduğu söylense de bugün için ismi geçen mezarlıklarda Gâlib’e ait bir mezar bulunmamaktadır.

Genç Osmanlılar, Meşrutiyet sempatizanları ve saltanat aleyhtarları ile olan ilişkileri Gâlib’in fikir ve sanat hayatını önemli ölçüde etkilemiştir. Hem dönemin divan şairleri üzerinde hem de Namık Kemal ve Recaizade Mahmud Ekrem gibi yeni edebiyatçılar üzerinde önemli ölçüde etki bırakmıştır. Nakşibendiliğe intisap eden Gâlib’in Bektaşilikle de ilgisinin bulunduğu şiirlerinden anlaşılmaktadır. Tasavvuf onda bir yaşam biçimi olmadan ziyade sanatını besleyen bir kaynak durumundadır. Sebk-i Hindî’nin etkisinde kalan Gâlib, mübalağa ve fahriyeleriyle Nef’î’yi hatırlatır. Nâilî-i Kadîm ve Şeyh Gâlib tarzında yazan Gâlib’in şiirlerindeki tasavvufi eda, soyut ve girift söyleyişler dikkat çeker. Gâlib’in şiirlerinde şekil ve tür bakımından bir yumuşama, bir arayış endişesi hissedilir. Bu eğilim, sonraları batılı türlerin girişinde ve yeni arayışların temelinde yatan zihniyeti oluşturacaktır.

Encümen-i Şuarâ şairlerinden olan ve dönemin şairlerince üstad kabul edilen Gâlib’in yirmi altı-yirmi yedi yaşlarında iken yazdığı ve Rûh-ı Sânî adını verdiği ilk şiirleri Van’daki bir yangında yanmıştır. İbnü’l-Emin Mahmud İnal, Gâlib’in son on yılda yazmış olduğu şiirleri, başına şairin hayatı ve edebî kişiliğini ele aldığı bir bölüm ekleyerek İstanbul’da bastırmıştır (1335/1917). Klasik dîvân tertibine uymayan bu eser, daha çok bir dîvânçe özelliği göstermektedir. Dîvân’da kıta başlığı altında 1 kaside, 120 civarında gazel, 10 kıta, 6 tarih, 1 muhammes, matla, müfred ve mısralar bulunmaktadır. Kimi gazeller, Nâilî-i Kadîm ve Fehîm’e nazire olarak yazılmıştır. Şairin aynı zamanda dört mektubu tespit edilmiştir. Bu mektuplarda sağlam ve başarılı bir nesir üslubu göze çarpmaktadır.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî. C. 2. İstanbul: Tarih Vakfı Yay.

Bahtiyar, Niyazi Hüseyin (2002). Balkanlarda Türk Ünlüleri (Ansiklopedik Bilgiler). İstanbul: Bizim Anayurt Yay.

Banarlı, Nihad Sami (1998). Resimli Türk Edebiyat Tarihi. C. 2. İstanbul: MEB Yay. 973-974.

Çiftçi, Ömer (hzl.). (yty.) Fatîn Dâvud-Hâtimetü’l-Eş‘âr, http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/belge/1-83500/tezkireler.html (E.T. 16.06.2013).

İnal, İbnü’l-Emin Mahmud Kemal (1930). Son Asır Türk Şairleri. 4 C. Orhaniye Basımevi.

Kurnaz, Cemal vd. (hzl.) (2001). Mehmet Nâil Tuman Tuhfe-i Nailî. C. II. Ankara: Bizim Büro Yay.

Özgül, Kayahan (1987). Leskofçalı Gâlib. Ankara: KTB Yay.

Pala, İskender (1997). “Leskofçalı Gâlib”. TDV İslam Ansiklopedisi. C.27. İstanbul: TDV Yay. 140-141.

Ünver, İsmail (1988). “Leskofçalı Gâlib”. Büyük Türk Klasikleri. C.8. Ankara: Ötüken-Söğüt Yay. 133-136.

Yavuz, A. Fikri, Özen, İsmail (hzl.) (1972). Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri. C. 2. İstanbul: Meral Yay.

Yıldız, Ahmet Hamit (2003). Leskofçalı Gâlib: Hayatı, Dönemi, Sanatı, Divanı ve Metnin Bugünkü Türkçesi. Lisans Tezi. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi.

PROF. DR. BAHİR SELÇUK
Madde Yazım Tarihi: 24.07.2013
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Gazel

Mâ-sivâdan kıl güzer dîdâr kendin gösterir

‘Âlem-i ıtlâka ‘azm et yâr kendin gösterir

 

Hükm-i tevhîd istemez gayride âsâr-ı vücûd

Hem-dem-i Mansûr olursan dâr kendin gösterir

 

Mâni’-i maksûd kesretdir tarîk-i ‘aşkda

‘Azm-dâr-ı vahdet et deyyâr kendin gösterir

 

Himmet-i ashâb-ı temkîne nazar kıl âfitâb

Ehl-i ‘arza dâimâ seyyâr kendin gösterir

 

Bir zamân bulmaz fenâ dünyâda erbâb-ı himem

Sâhibi mahv olsa da âsâr kendin gösterir

 

Ehl-i isti’dâdda pinhân kalır mı iktidâr

Müsmir eşcâr üzre berg ü bâr kendin gösterir

 

İstemez ehl-i safâ reng-i hicâb-ı imtihân

Vech-i ebâb-ı hayâda ‘âr kendin gösterir

 

Müttehiddir ol kadar ‘âlemde Gâlib hüsn ü ‘aşk

Ehl-i derdi sorsalar dildâr kendin gösterir

 

Gazel

Gülşen-i hâtırda âsâr-ı tarâvet kalmamış

Güllerin bâd-ı belâ dökmüş letâfet kalmamış

 

Hûn-ı dil kılmış binâ-yı sabr u sâmânım harâb

Cismimi seyl-i fenâ tutmuş imâret kalmamış

 

Gark-ı hûn olmuş o mecnûnum ki ben tıfl-ı kazâ

Başıma bir vurmadık seng-i melâmet kalmamış

 

Etmiş istilâ hücûm-ı ceyş-i mihnetle ecel

Tende hayfâ rûha bir cây-ı ikâmet kalmamış

 

Nakd-i eşkim sû-be-sû ‘âlemde eşk etmiş revân

Kâdıyü’l-hâcete Gâlib gayrı hâcet kalmamış

 

Kıta

Kalıp Nef’î-i mu’ciz-gûdan evreng-i sühan mahlûl

Hüner-mendân-ı Rûm olmuşdu herbir asrda tâlib

Edince şimdi da’vâ tab’ım ol câh-ı mu’allâyı

Dedi hükkâm-ı dîvân-ı kazâ: El-hükmü li’l-gâlib

Özgül, Kayahan (1987). Leskofçalı Gâlib. Ankara: KTB Yay. 74, 94, 136.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.