SARI ÂŞIK

(d./-ö./)

âşık

 

Gerçek adı bilinmeyen âşığın kaynaklarda asıl adının Abdullah, Kurban Ali, Garip, Yetim, Sarıca Nebi olduğu bildirilmektedir (Veliyev 1985:142; Paşayev 1989: 46; Kasımlı 2004: 556; Behçet 2006: 13-14). Şiirlerinde "Âşık" mahlasını kullanır. Edebiyat tarihlerinde "Sarı Âşık" olarak anılır. Selman Mümtaz derlediği rivayetlerde âşığın sarışın olduğundan "Sarı Âşık", göçmen olduğundan "Garip Âşık" olarak adlandırıldığını kaydeder (2006: 173). "Sarı" sıfatının âşığın maşukunun yolunda sararıp solması ile ilgili olduğunu bildiren bazı kayıtlar da vardır (Paşayev 1989: 46). Mümtaz'a göre âşık şiirlerini ilk başta "Misli", Yahşı'ya âşık olduktan sonra ise "Âşık" mahlasıyla söylemiştir (2006: 173). Hamza Nigarî bir şiirinde ondan "Sarı Âşık" diye bahseder. Âşığın doğum tarihi bilinmemekle birlikte, eserlerinin özelliklerinden hareketle onun 17. yüzyılda yaşadığı tahmin edilir. 1677 yılında Hüsamettin Tokatî'nin tertip ettiği cönkte âşığa ait bir maninin anonim mani olarak verilmesi de bu tarihi doğrular niteliktedir (Kasımlı 2004: 556). Namazov ise bu kaynağa istinat ederek Sarı Âşık'ın doğum tarihini 15. yüzyılın ikinci yarısında, 1470'li yıllarda olduğunu söyler (2004: 356-359) . Nebiyev'e göre âşık, 1603 yılında dünyaya gelmiştir (2004: 180). Âşığın ailesi hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Babasının adının Kara İbrahim, dedesinin adının ise Kara İman olduğu söylenir. Bazı kaynaklara göre Karamanlı köyünün temelini Kara İman atmıştır ve köyün adı da bu isimden gelmektedir. Nebiyev, âşığın babasının adının Muhammed, anasının adının Sara Hanım olduğunu söyler (2004: 180-184). Sarı Âşık hakkında anlatılan rivayetlerde, aynı zamanda Tezkire-i Karadağî'de onun Maksudlu (bazı kaynaklarda Safyan veya Türkler) köyünde Yahşı adında bir kıza âşık olduğu, bayatı-manilerini de bu aşka dair söylediği anlatılmaktadır. Âşığın eğitimi konusunda bilgi bulunmamaktadır. Âşıklığı kimden öğrendiği, çıraklarının kimliği vb. hakkında malumat yoktur. Kasımlı, üstadının, çıraklarının kimliğinin bilinmediğinden, âşık fasıllarında bulunduğu yönünde bilgilerin olmadığından, eserlerine âşık repertuvarlarında az yer verildiğinden onun "el şairi", "halk şairi" olarak değerlendirilmesinin doğru olacağını söyler (2004: 558).

Hakkındaki ilk yazılı bilgiyi veren Andelip Karadağî (19. yüzyıl) Tezkire-i Karadağî adlı eserinin "Âşık Kurban Ali veya Sarı Âşık ve Hak âşığı denen şahsin seyr ü süluku" başlıklı bölümünde onun hakkında şöyle der: "Zahiren bu zat-i pak şifte-i rüzgârdır. Aslen Karadağ mahallindendir. Çok eski zamanlarda Karabağ'ın Zengezur mahallinde Ekeri ırmağının kenarında vakıa Gülebürd adlı karyede sükna edip" (Araslı 1960: 56-57). Mümtaz da âşığın hicri 17. asrın sonlarında Araz Nehri'nin karşı kıyısında bulunan Karadağ'dan göç ederek Karabağ'a geldiğini ve buradaki Karadağlı köyüne yerleştiğini bildirir. Sarı Âşık gibi Karadağlıların da göç ederek bu köye yerleştiklerini bildiren Mümtaz, köyde "Âşık Yaylası" adlı bir tepenin olduğunu ve âşığın o tepenin üzerinde oturup bayatı-mani söylediğini kaydeder (Mümtaz 2006: 173). Âşığın oldukça samimi ve zarif duygulu birisi olduğu rivayet edilir. Nebiyev, Derbent'ten elde ettiği ve şahsi arşivinde bulunan bir yazmadan hareketle Abdullah'ın Gülebürd'e butasının (badesinin) ardınca geldiğini, beraberinde ana, babasını da getirdiğini bildirir (2004: 181). Behlül Behcet, 1936 yılında âşık hakkında yazdığı eserinde ise (iki yıl sonra kurşuna dizilmiş) Sarı Âşık'ın Celali isyanları dolayısıyla dört arkadaşıyla birlikte Anadolu'dan, Karaman'dan Karabağ'a göç ettiğini yazar (2006: 13-14) . Kaynaklarda ismi geçen Gülebürd köyü bugün Ermeni işgalindeki Laçın ilindedir.

Âşığın kabri Gülebürd Köy Mezarlığı'ndadır. Rivayete göre Yahşı'nin ölümüne dayanamayan Âşık, son nefesinde bir mani söyleyerek mezarının Kıble'ye doğru değil, Yahşı'nın mezarıyla yüz yüze kazılmasını vasiyet eder. Âşık vasiyeti üzerine defnedilir, mezarının üzerine bir kümbet yapılır. Kümbetin ve mezarın üzerinde herhangi bir tarih yoktur. Yalnız âşığın mezar taşına bir saz resmi kazılmıştır. Mümtaz'a göre, Sarı Âşık hicri 17. asrın başlarına kadar yaşamıştır (2006: 173). Nebiyev, onun 32 yıl ömür sürdüğünü ve 1635 yılında vefat ettiğini söyler (2004: 180) . Halk, Hak âşığı olarak gördüğü Sarı Âşık'ın mezarını ziyaretgâh kabul eder. 1927 yılında yapılan arkeolojik araştırmalarda mezarın ve mezar üzerindeki anıtın 17. yüzyıla ait olduğu tespit edilmiştir (Mümtaz 2006:179; Araslı 1960: 57; Kasımlı 2004: 558).

Sarı Âşık'ın şiirlerini ilk defa Mümtaz Salman, 1927 yılında Âşık Abdullah adlı eserinde yayımlamıştır. Müellif bu kitabı 1934 yılında Sarı Âşık adı ile tekrar yayımladı. Âşığın şiirleri sonraki yıllarda B. Behçet, A. Ahundov, S. Paşayev, S. Rüstemov, H. Kürdoğlu, E. Mememdli vd. tarafından yayımlanmıştır.

Sarı Âşık, mezarının üzerine saz resminin kazılması, Hak âşığı olarak kabul görmesi, mahlasında "âşık" sözcüğünü kullanması gibi nedenlerle saz şairleri kategorisinde değerlendirilir. Şiirlerinde mani şeklini daha çok kullanmıştır. Mümtaz'a göre, Azerbaycan'da Âşık'ın manileri Fuzulî'nin gazelleri kadar ünlüdür ve eğer manileri zamanında kitap şeklinde toplansaydı o daha da meşhur olurdu (2006: 177). Paşayev ise âşık edebiyatında Sarı Âşık'ı yalnız Âşık Ali Asker'le kıyaslamak mümkündür, der (1989: 42). Sarı Âşık Azerbaycan Edebiyatı'nın bayatı-mani, Ali Asker ise koşma kanadıdır (Paşayev 1989: 42). Âşık özelikle cinas manileri ile ün kazanmıştır. Eserleri kayıt altına alınmadığından bir kısmı zamanla anonimleşmiştir. Manilerindeki birtakım hususların dikkate alınmasıyla anonim maniler ile olan karışıklığın giderilebileceği düşünülmektedir (Kasımlı 2004: 559-561).

Âşığın manilerinde işlenen temel konu aşktır. Bu tarz maniler onun repertuvarının esasını teşkil eder. Nebiyev'e göre, manileri aslında onun biyografisini de yansıtır (2004: 186). Manilerde sevgiliye olan sonsuz aşkı, onun yolunda çektiği sıkıntıları, ona kavuşamamanın acısını içtenlikle anlatan âşık, aynı zamanda maşukuna duyduğu hasreti, vuslatı canlı tasvirlerle sunar. Âşığın manilerinde şikâyet de ön plandadır. Feleğe serzeniş içerikli manilerinin tesirli ve acıklı olmasından dolayı halk, bu manilerden yas merasimlerinde geniş şekilde istifade eder (Veliyev 1985:144). Âşık, manilerinde ahlaki konulara da geniş yer verir. Bu tarz manilerinde atasözü, deyim vb. hikmetli sözlerden büyük ölçüde yararlanan sanatçı, şiirlerinde teşbih, mecaz, tekrir gibi edebî sanatları başarılı bir şekilde kullanır. Âşık'ın bazı manileri "mani-bilmece", "mani-muamma" özelliği taşır. Bir kısım manilerinde Klasik edebiyatın tesiri açıkça görülür. Kullandığı mazmunlarda oldukça seçkin ve başarılıdır. Şiirlerinde yer yer dinî, tasavvufî görüşleri de aktarır. Âşıklar onun manileri ile hakkında anlatılan rivayetleri bir araya getirerek "Yahşi ve Âşık" adlı halk hikâyesi tasnif etmişlerdir. Bu hikâye Türk halk hikâyeciliği geleneğinde Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin hikâyeleri gibi anlatı sonunda âşığın maşuka kavuşamadığı az sayıdaki örneklerden biridir. Sarı Âşık'ın günümüze gelen az sayıdaki koşmaları esasen güzelleme türündedir. Nebiyev'e göre, âşığın koşmaları hayatının birinci dönemine, yani Yahşı'ya âşık olmadan önceki yıllara aittir (2004: 186). Koşmalarında da cinaslı anlatıma ağırlık verir; fakat âşık burada manilerinde olduğu kadar başarılı değildir. Koşmalarında dönemin şartlarına uygun olarak Arapça ve Farsça kelimeleri daha sık kullanır.

Kaynakça

Ahundov Ehliman (1966). Sarı Âşık. Bakı: Azerneşr.

Araslı Hemid (1960). Âşık Yaradıcılığı. Bakı: Birleşmiş Neşriyat.

Behcet Behlül (2006). Sarı Âşığın Bayatıları. Bakı: Seda Neşriyatı.

Efendiyеv Paşa (1981). Azerbaycan Şifahi Halk Edebiyatı. Bakı: Maarif Neşriyatı.

Gayıbov Seyran (2009). "Ana Hatlarıyla Dünden Bugüne Karabağ Âşık Şiiri", Journal of Qafqaz University S.28: 185-192.

Kasımlı, Muharrem vd. (2004). Azerbaycan Edebiyatı Tarihi. C. I. (Şifahi Halk Edebiyatı). Bakı: Elm Neşriyatı.

Kürdoğlu Hüseyn (1973). Sarı Âşık. Bakı: Sabah Neşriyatı.

Mümtaz Salman (2006). Azerbaycan Edebiyatının Kaynakları. Bakı: Avrasiya press.

Namazov Kara (2004). Âşıklar. Bakı: Seda Neşriyatı.

Nebiyev Azad (2004). Azerbaycan Âşık Mektebleri. Bakı: Nurlan Neşriyatı.

Paşayev Sednik (1989). Azerbaycan Folkloru ve Âşık Yaradıcılığı. Bakı: ADU Neşriyatı.

Seyidov Mireli vd. (1960). "Şifahi Halk Edebiyatı Tesiri İle Yaranan Şeir". Azerbaycan Edebiyatı Tarihi. C. I. Bakı: Azerbaycan EA Neşriyatı, s. 491-495.

Tahmasib Mehemmed Hüseyn (1972). Azerbaycan Halq Dastanları (Orta Esrler). Bakı: Elm Neşriyatı.

Veliyеv Vagif (1985). Azerbaycan Fоlklоru. Bakı: Maarif Neşriyatı.

DR. SEYRAN QAYIBOV
Madde Yazım Tarihi: 17.07.2013
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


 

Koşma

Gederdi sinemden bu dağ-ı hasret,

Eğer senin cemalini görseydim

Eyiliben kaddim dönmezdi yaya,

İki ebru hilalini görseydim

 

Dolanım başına, Kıble -i hacet

Kurban olum sana, ey servkamet,

Kumru gibi bağlayardım itaat

Senin nazik nihâlini görseydim

 

Hicranın elinden yetmişem cana

Ne deyim derdimi, gelmez beyana,

Bakmaram cennette huri, kılmana,

Birce lahza vüsalını görseydim

 

Kâbe-i kuyindi Âşık'a miraç,

Dergâh-ı vaslına tapılmaz ilaç,

Sahra-ı Hütenden alardım, haraç,

Süzgün çeşm-i gazalını görseydim

 

Aхundоv Ehliman (hzl.) (1983). Azerbaycan Aşıkları ve El Şairleri. C. I. Bakı: Еlm Neşriyatı. 90.

 

Koşma

Geldi kasid, dedi men bikarara, 

Şuh-ı-dilrübanın iztirabı var,

Şöley-i ah Süreyyadan keçibdi, 

Gündüz ne arami, ne şeb habı var

 

Bu haber ki, yetdi men dili-zara,  

Halktan men özümü çəkdim kenara,

Ağlayıb yalvardım Perverdigara, 

Derdimin ne haddi, ne hesabı var

 

Ne hoş çekib seni nakkaş-ı ezel, 

Keza şövketine vermisen helel, 

Gözellikde sensen şahsi bibedel,

Herçend-i felekin afitabı var

 

Hem kılıb kametin felek aşikar,

Rüyet-i camalın çeker intizar, 

Dolanır başına her leyl-ü nahar, 

Elinde teseddüq mah-ı tabı var

 

Âşık, sırrın oldu halka dasitan, 

Günbegün ahvalın oldu perişan, 

Sağlığına içtikleri oldu kan,

Ne kadar sakinin mey-i nabı var

 

Aхundоv Ehliman (hzl.) (1983). Azerbaycan Aşıkları ve El Şairleri. C. I. Bakı: Еlm Neşriyatı. 91.

 

Mani

Âşık, aşım bişdi, gel!

Bişib yere düşdü, gel! 

Yahşı günün yoldaşı

Yaman güne düştü gel

 

Su gelir bende yahşı,

Tanrıya bende yahşı

İmran dilli Âşık'ı 

Salıbdı bende Yahşı

 

Geldi bu yahşı suvar,

Gir bağa, yahşı suvar  

Âlemin malı, mülkü,

Âşık'ın Yahşı'sı var

 

Açılıp bağçada gül,

Bağda gül, bağçada gül

Âşık'a gülen Yahşı,

Elinde bak cada, gül

 

Âşık'am dağ gücü var, 

Körpünün tağ gücü var

Yahşı derdi çekirem,

Dizimde hak gücü var

 

Karşımızda ya dağlar, 

Ya düyünler, ya dağlar

Âşık, Yahşı ölübdü,

Dost inilder, yad ağlar

 

Men Âşık'am bahtı kem 

Yâr zülflüne bağ dikem 

Feleye neylemişdim,

Felek mene bakdı kem

 

Zülfün suda mar kimi

Oynar su damar kimi

Sızıldatdın Âşık'i 

Yağa su damar kimi


Ahundov, Ehliman, İ. Abbaslı, H. İsmayılov (2005). Azerbaycan Aşıq Şerinden Seçmeler. C. I. Bakı: Şerq-Gerb Neşriyatı. 132-152.

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.