ŞÂHÎ, Şehzâde Bayezid

(d.934/1527-ö.970/1562)

divân şâiri, vâli

 

Kanunî Sultan Süleyman (1495-1566)’ın şehzadelerindendir. 1526-27 yılında İstanbul’da doğdu. Kanunî Sultan Süleyman’ın Hurrem Sultan (1504?-1558)’dan olma oğullarından olan Bayezid’in yedi erkek kardeşi daha vardı.

Bayezid’in çocukluk yıllarına ve eğitimine dair tarih kitaplarında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. 11 Kasım 1539’da kardeşi Cihangir (1531-1553) ile sünnet edildi. Atmeydanında gerçekleşen düğün 15 gün sürmüştür.

1553 Nahcevan seferinde taht muhafazası için Edirne’ye yollandı. Fakat Şehzade Mustafa (1515-1553)’nın öldürülmesinden sonra onun adına isyan eden "Düzme Mustafa" kuvvetlerini durdurmada ağır davranması, bu olayın kendisince düzenlendiği rivayetine yol açtı ve babasının ona olan güvenini sarstı (Turan, 1961, 37-44). Padişahın şehzadeyi ciddi olarak cezalandırmaktan vazgeçirilmesinde Hurrem Sultan etkili olmuş, Bayezid de, bundan böyle babasına sadık kalacağına dair söz vermiştir. Kanunî oğlunu bağışladı ve Kütahya’ya vali olarak gönderdi.

Bu olaydan sonra Bayezid, kendini artık tahtın tabiî varisi olarak görmeye başladı. Zaten sekiz şehzadeden hayatta kalan Bayezid ve Selim (1524-1574) idi. Selim yaşça büyük olduğu için saltanat onun hakkı gibi görülüyordu. Ancak, Selim’in tahta geçmesini isteyen Lala Mustafa Paşa (1505?-1580) -ki Bayezid’a lalalık yapmıştı- ve bazı çıkarcıların oyunuyla Bayezid tahtta hak iddia etmeye başladı. Bu yüzden de ağabeyi Selim ile aralarında bir saltanat mücadelesi baş gösterdi. Bu mücadele yalnızca Bayezid’in ihtiraslarının ve aradaki çıkarcıların tertiplerinin değil, ülkedeki idarî, sosyal, ekonomik şartların da bir sonucu idi. Kanunî’nin saltanatına karşı başlayan hoşnutsuzluk, Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden sonra daha da yaygınlaşmıştı. Naif yaratılışlı, barış sever bir ruha sahip olan Bayezid, kendisini zevk ve safaya düşkün Selim’den daha üstün görüyordu. Ayrıca Fatih Kanunnâmesi’nin kardeş katli ile ilgili maddesinin uygulanması endişesi de saltanat mücadelesine girişmesinde rol oynamıştır. Ancak, "Ekberiyyet" ananesi, tahta hak iddia etmekte Selim için büyük bir mesnet idi. Şahsen ne kadar pasif olursa olsun, etrafındakilerin, bu ananeye dayanarak onu harekete geçirmek isteyecekleri şüphesizdi. Öte yandan, Kanunî’nin her zaman gözdesi olmayı başaran Hurrem Sultan, oğulları Selim ve Bayezid’den birini tahta çıkarmak için büyük gayret sarf etmiştir. İki oğlu arasında ayırım yapmasa da, gönlü fiziken ve tabiat olarak babasına daha çok benzeyen Bayezid’den yana olmuştur. Ancak, Bayezid, annesi Hurrem Sultan’ın 16 Mart 1558’de ölümü ile en güçlü koruyucusunu kaybedince kendisine taraftar toplamaya koyuldu. Bayezid’in bu girişimine karşılık Selim de babasından yardım istedi ve iki şehzade birer ordu oluşturdular. İki ordu Konya yakınlarında karşı karşıya geldi. 30 Mayıs 1559’da başlayan ve iki gün süren savaş, Bayezid’in yenilgisiyle sonuçlandı (TDVİA. V/ 250; Peçevî, 1968, II/ 209–210; Çabuk, 1989, II/270–279) . Selim’in düzenli ordusuna karşılık Bayezid’in kazanma şansı yoktu. Bayezid uğradığı bu yenilgiden sonra babasından kendisini affetmesini istese de arzusu kabul görmeyince Osmanlı topraklarında barınamayacağını anladı ve 1559 Ağustosu ortalarında adamlarıyla birlikte İran’a sığındı.

Bayezid’in divanında yer alan şiirlerin bir kısmı bu günlerde yazılmış olmalıdır. Bunlardan biri şu iki beyitle başlayan gazeldir:

 N’ideyin zâyi' idüp tûl-i emelle nefesi

 Kalmadı zerre kadar dilde bu dünyâ hevesi

 Iztırâbı ko gel ey murg-i revân sabr eyle

 Eskiyüp işde helâke varıyor ten kafesi

Bayezid İran’dayken kendisinin ve Şah Tahmasb (1514-1576)’ın Kanunî’den af dileme çabalarından bir sonuç çıkmadı. Şah ile Kanunî arasında varılan gizli bir anlaşma sonucunda şehzade, 23 Temmuz 1562’de Perşembe günü Selim’in çavuşbaşısı Ali Ağa’ya teslim edildi ve hemen orada boynuna geçirilen kementle boğularak öldürüldü. Arkasından dört oğlu da aynı akıbete uğradı. Daha sonra bu beş Osmanlı şehzadesinin cenazeleri mumyalanarak Sivas’a getirildi ve surların dışına defnedildi. Melik-i Acem Türbesi diye tanınan bu türbe binası bugün bir toprak yığınından ibarettir.

Kaynaklarda mizaç itibariyle babasına benzetilen Bayezid, melankolik tabiatlı, okumayı ve iyiliği seven, faziletli, şair yaratılışlı, zeki, mütevazi, mert ve cesur bir kişi olarak tanıtılmaktadır (TDVİA, V/230–231). Şiirlerinden de onun hassas yaradılışı kolayca tespit edilebilir. Ağabeyi Selim’in sefahat hayatı sürmesine karşılık onun tabiatı gereği devlet idaresine daha yatkın olduğu düşünülebilir. O halkın ve ordunun güvenini ve sevgisini kazanmıştı. Kendisini ilme verdiği için Bayezid’a "softa" derlerdi.

Osmanlı Devleti’nin yönetildiği sarayda sanat ve sanatçıya her zaman değer verilmiştir. Bizzat padişah, şehzadeler ve saraydaki diğer görevliler şiir, hatt, musikî gibi birçok sanat dalıyla meşgul olmuşlardır. Geleceğin sultanı gözüyle bakılan şehzadeler çok küçük yaşlardan itibaren iyi bir eğitim almaya başlarlardı. Bu eğitimin bir parçası da onların birer sanatkâr, öncelikle de şair olarak yetiştirilmeleriydi. Bayezid da iyi bir eğitim almıştı ve bir divan oluşturacak kadar şiir yazan şehzadelerden biri idi.

Bayezid de Osmanlı sarayındaki diğer şehzadeler gibi çok iyi yetişmiş, maarif ve kemal sahibi bir şehzadeydi. Âlim ve şairlerle görüşmekten hoşlanır, onları himaye eder, mükafatlandırırdı. Şâhî mahlasıyla şiirler yazan şehzadenin bu mahlası alması anlamlıdır. Hayatı iktidarı ele geçirme mücadelesiyle geçen Bayezid’in Şâhî’yi mahlas olarak seçmesi bazı kaynaklarda bu hırsının bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Hayatı ve edebî kişiliği hakkında çok az bilgi verdiği şehzadeyi şehzâde-i sa’îd ü şehîd Sultan Bâyezîd olarak zikreden tezkire yazarı Beyânî (ö.1597), onun mahlası konusunda şunları söyler:  Mahlas-ı şerîfi Şâhîdür. Ârzû-yı şehinşâhî ile teyemmünen mahlas-ı mezbûrı ihtiyâr itmişdi. Lâkin sipihr-i mekkâr ol mahlası kendüye nâ-mübârek eyleyüp serdâr-ı râfıza vü mülâhide olan şâh-ı pür-tebâha ilticâ itdürdi (Sungurhan, 2009, 98). Diğer bir tezkire yazarı Ahdî (ö.1593) de Bayezid’in mahlasına istinaden babasına isyan ettiği kanaatindedir: "Şâhî mahlas iderdi. Fünûn-ı ma’ârifle ferîd iken âhirü’l-emr ber-muktezâ-yı mahlas ol nikû-nijâd emr-i şerîfe inkıyâd itmeyüp eşhâs-ı bed-nihâdun mekr ü hîlesine i’timâd ü i’tikâd idüp pend-i ercmendin gûş kılmayup birâder-i hûşmendine ‘adâvet ü husûmet itmiş hukûk-ı sâbıkayı ferâmuş kılmış (Solmaz, 2009, 34).

Bayezid, Kütahya’daki sarayı etrafında bir şiir ve kültür muhiti meydana getirmişti. Bu devirde yanında bulunan şairlerden başlıcaları, Gubarî Abdurrahman Çelebi (ö.1574), İşretî (ö.1567) Caferzâde Muhlisî, Firakî, Rahimî Bey ve Emre’dir. Ayrıca, yakınında olmadığı halde Celâlzâde Salih Çelebi (ö.1565)’yle de münasebeti vardı. Fuzulî (ö.1566) ile de mektuplaştığını biliyoruz.

Farsça gazelleri arasında yer alan bir gazelinin Hafız (ö.1390?)’ın gazeline nazire olması şehzadenin Hafız divanını okuduğu ve ona nazire yazacak kadar Farsçaya hakim olduğunun göstergesidir.

Eserleri

1.Divan: Şâhî Divanı’nın bilinen tek nüshası Millet Ktp. Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler Kısmı no. 225’te bulunmaktadır. Bayezid’in divanı mürettep değildir. Divanın baş tarafındaki gazellerin kafiyeleri veya rediflerinin alfabetik düzeninde de bozukluk vardır. Türkçe ve Farsça şiirlerden oluşan divanda Türkçe 1443, Farsça 101 beyit bulunmaktadır. Divanda Türkçe 168 gazel, 22 murabba, 3 mesnevi, 1 tahmis, 1 nazm ve 19 müfred; Farsça, 17 gazel, 1 kıta (matla beyti yazılmamış bir gazel de olabilir), 3 nazm ve 7 müfred vardır. Divanda 12 ayrı vezin kullanılmıştır. Şiirler en çok Remel bahrinin "Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Divan Filiz Kılıç tarafından yayınlanmıştır.

2.Divançe: Şâhî’nin Farsça şiirlerini ihtiva eden bir divançesi de Millet Ktp. Ali Emirî Bölümü No.330’da bulunmaktadır. Divançe Mustafa Çiçekler tarafından yayınlanmıştır.

Şâhî’nin şiirlerinde sade bir söyleyiş hâkimdir. Birkaç yerde atasözü kullanılmakla beraber, deyimlere çok yer verilir. Şiirlerde görülen bir başka üslup özelliği de art arda aynı kelimelerin tekrarlanmasıdır. Bu tekrarlar sözcük bulmada çekilen güçlükten olduğu kadar ahengi sağlamak veya manayı kuvvetlendirmek için de yapılmıştır.

Şâhî, kudretli bir şair olmamakla birlikte şiirlerinde içten bir samimiyet hemen göze çarpar. O hassas bir şairdir. Şiirlerinde arzusuna erişemeyen bedbaht bir şehzadenin elemleri hissedilir. Şâhî’nin Türkçe ve Farsça şiirlerinde babasıyla olan münasebeti ve ondan özür dileme, zamaneden şikayet, saltanat arzusu ve bu arzuyu gerçekleştirmek için çektiği sıkıntılar, Tanrı’dan günahlarının affı, İlahî aşk gibi temaları işlemiştir.

Şâhî, Divan şiirinde hasb-i hâl tarzı şiirin en güzel örneklerini vermiştir. Tezkire yazarları Gelibolulu Âlî (ö.1599), Ahdî ve Beyânî, Şâhî’nin şiirini değerlendirirken aynı kanaati taşırlar. Âlî: Hak budur ki hasb-i hâl nazmında ekser-i şu’arâya tefavvuk itdi (İsen, 1994, 189) ; Ahdî: Ol merhûmdan bu gazel merkûm olundı. Hasb-i hâli oldugı ma’lûm-ı merdüm-i her merzbûmdur ( Solmaz, 2009, 34); Beyânî: Bu eşèâr-ı mihnet-âsâr ol şehriyârun şâh-ı menhûsun elinde mahbûs oldukda rûzgâr-ı sitemkârdan şikâyet-i tarîk ile söyledügi hasb-i hâl-i nâ-hem-vârıdur (Sungurhan, 2009, 98).

Divan şiiri geleneği içinde şairlerin kendi psikolojik sıkıntılarını dile getirmeleri hoş karşılanmadığı için bu tür şiirler çok az yazılmıştır. Fakat Bayezid’in hayat hikâyesi incelendiğinde, bu talihsiz şehzadenin başka konulardan bahsetmesi oldukça zor olmuştur. Devamlı birine veya bir şeye karşı mücadele etmekle geçen kısa ömründe bu tarz şiirler yazarak biraz olsun iç dünyasının sıkıntılarını dile getirip ferahlamıştır. Bu şiirlerin bir fonksiyonu da muhataba (padişaha) doğrudan söylenemeyecek duygu ve düşüncelerin ifade edilebilme imkânının bulunmuş olmasıdır. Bu açıdan murabbalarındaki lirizm diğer şiirlerinden biraz daha fazladır.

Divanında güzellerden, güzelliklerden ve aşktan bahseden az da olsa şiir vardır. Divan şiiri genel çerçevesi içinde kalıp ifadelerle örülü bu gazellerde, genellikle güzellerin vefasızlığından ve aşkın insanı ne hâle getirdiğinden dem vurulur. Dünyanın faniliği, dünyaya bağlanılmaması, taç, taht ve saltanata güvenilmemesi, bunların da boş olduğu konusunda öğüt verici beyitleri de vardır

Kaynakça

Çabuk, Vahid (1989). Solakzade Tarihi. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Çiçekler, Mustafa (1998). Şehzade Bayezid ve Farsça Divançesi. Şarkiyat Mecmuası. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şarkiyat Araştırma Merkezi. İstanbul: Çantay Kitabevi.

Çiftçi, Cemil (1997). Maktul Şairler. İstanbul: Kitabevi. 

Ergun, Saadet Nüzhet (1936-1945). Türk Şairleri. İstanbul.

Gökbilgin, Tayyib (2010). “Süleyman I”. İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV Yay.

Cengiz, Orhonlu (2010).“Sünnet Düğünü”. İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV Yay.

İsen, Mustafa (hzl.) (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: AKM Yay.

İsen, Mustafa- Bilkan, Ali Fuat (1997). Sultan Şairler. Ankara: Akçağ Yay.

Kılıç, Filiz (hzl.) (2000). Şâhî-Hayatı ve Divanı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Peirce, Leslie P. (2010). Harem-i Hümayun, Osmanlı İmparatorluğu'nda Hükümranlık ve Kadınlar. Çev.: Ayşe Berktay, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yay.

Solmaz, Süleyman (hzl.) (2005). Ahdî ve Gülşen-i Şuarâsı. Ankara: AKM Yay.

Sungurhan Eyduran, Aysun (hzl.) (2009). Beyânî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür Bakanlığı e-kitap: http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1215416/h/giris.pdf [erişim tarihi 27.12.2013]

Turan, Şerafettin (1963). Kanunî'nin Oğlu Şehzade Bayezid Vak'ası. Ankara: DTCF Yay.

Turan, Şerafettin (1992). “Bayezid (Şehzade)” İslâm Ansiklopedisi. İstanbul: TDV Yay.

Uraz, Murat (hzl.) (1969). Peçevî Tarihi. İstanbul: Neşriyat Yurdu.

PROF. DR. FİLİZ KILIÇ
Madde Yazım Tarihi: 07.01.2014
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Şiir

Şehâ sanma ki vaslundan recâ rif’atde olmakdur

Yanunda hoş geçüp bir iki gün hürmetde olmakdur

Varup ‘izz-i huzûrunda yahûd izzetde olmakdur

Murâdum hâk-i pâyünde hemân hizmetde olmakdur

 

Gamundan yıkılan dil mülkinün şâhum harâbın an

Kıyâmetde su’âli hod mukarrerdür cevâbın an

Esîr-i bend-i hicrânı halâs itmek sevâbın an

Murâdum hâk-i pâyünde hemân hizmetde olmakdur

 

Cemâlünden cüdâ cânâ cihânda n’eylerem cânı

Tapunsuz gözüme zindân görinür mülk-i Yunanî

Varup sâyende hoş geçsem n’ola ey zıll-ı Yezdânî

Murâdum hâk-i pâyünde hemân hizmetde olmakdur

 

Anup dil bülbüli bâl açdı vuslat gülsitânına

Terahhum eyle hâr-ı fürkatün kâr itdi cânına

Tabîbâ çâre kıl bu derdmendün girme kanına

Murâdum hâk-i pâyünde hemân hizmetde olmakdur

 

Bu Şâhî nâ-murâdı pâdişâhum ber-murâd eyle

Beşâret-nâme ile vaktidür lutf eyle yâd eyle

İrüşdür derd ü hecr öldürmeden dermâna şâd eyle

Murâdum hâk-i pâyünde hemân hizmetde olmakdur

Kılıç, Filiz (hzl.) (2000). Şâhî-Hayatı ve Divanı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay. (Mu 3)

 

Şiir

Ey ser-â-ser ‘âleme sultân Süleymânum baba

Tende cânum cânumın içinde cânânum baba

Bâyezîdine kıyar mısın benüm cânum baba

Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba

 

Enbiyâ ser-defteri ya’ni ki Adem hakki’çün

Hem dahi Mûsâ ile İsâ vü Meryem hakki’çün

Kâinâtun serveri ol Rûh-ı a’zâm hakki’çün

Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba

 

Sanki Mecnûnam bana dağlar başı oldı durak

Ayrılup bi’l-cümle mâl ü mülkden düşdüm ırak

Dökerem göz yaşunu vâ-hasretâ dâdü’l-firâk

Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba

 

Kim sana ‘arz eyleye hâlüm eyâ şâh-ı kerîm

Anadan kardaşlarumdan ayrılup kaldum yetîm

Yok benüm bir zerre isyânum sana Hakdur 'alîm

Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba

 

Bir nice ma’sûmum oldıgun şehâ bilmez misin

Anlarun kanuna girmekden hazer kılmaz mısın

Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısın

Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba

 

Hak Te’alâ kim cihânun şâhı itmişdür seni

Öldürüp ben kulunı güldürme şâhum düşmeni

Gözlerüm nûrı oğullarumdan ayırma beni

Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba

 

Tutalum iki elüm başdan başa kan ola

Bu meseldür söylenür kim kul günâh itse n’ola

Bâyezîdün suçunı bağışla kıyma bu kula

Bî-günâhem Hak bilür devletlü sultânum baba

 

Gazel

Ey sabâ lutf it haber vir ol nigârum hoş mıdur

Lâle-haddüm serv-kaddüm gül-izârum hoş mıdur

 

‘Asker-i sünnî ile ‘azm-i kızılbaş eyleyen

Server-i sâhib-kırânum tâc-dârum hoş mıdur

 

Hasretinden gözlerüm gurbetde giryân eyleyen

Ol hayâl-i yâr-ı cân u gam-güsârum hoş mıdur

 

Pâdişâhum serverüm püşt-i penâhum mesnedüm

Rüstem-i meydân-ı rezm ü şeh-süvârum hoş mıdur

 

Hizmetinde Şâhiyi dûr eyleyüp nâ-kâm iden

Pâdişâhum kâmrânum şehr-yârum hoş mıdur

Kılıç, Filiz (hzl.) (2000). Şâhî-Hayatı ve Divanı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay. (G.27)

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.