ÂDEM DEDE

(d.1000/1591-1592-ö.1063-1064/1653)

tekke şairi

 

Tezkire-i Rıza'da Âdem Çelebi, Tezkire-i Safâyî'de Âdem Dede, Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye'de Âdem Dede Efendi olarak anılan Âdem Dede'nin ismi ve şiirlerinde kullandığı mahlas Âdem'dir. H. 1000 /M. 1591-92 yılında doğmuştur (Ceyhan 2011: 147). Tezkire-i Rıza'da Mehmet Çavuş isminde "zi-kudretün" oğlu olduğu belirtilir. Doğduğu yer ile ilgili farklı kaynaklarda değişik görüşler yer almaktadır. Mehmet Halit Bayrı, Dergâh dergisinin kırk birinci sayısında yayımlanan yazısında Sakıp Dede'nin tezkiresine dayanarak Antalyalı olduğunu belirtir (1922: 71). Sadeddin Nüzhet Ergun'da Antalyalı olduğunu belirtir ve "Çavuş oğulları" olarak tanınan bir aileye mensup olduğunu ifade eder (1936: 2). Adem Ceyhan, Âdem Dede ile ilgili makalesinde Rıza Tezkiresi'ne dayanarak Antalya'da doğduğunu belirtir (2011: 147). Mustafa Safâyî'nin Tezkire-i Safâyî'sinde (2005: 63) ve Esrar Dede'nin Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye'sinde (2000: 10) Antakyalı olduğu belirtilir. Kaynaklar Âdem Dede'nin varlıklı bir aileden geldiğinde hemfikirdirler. Âdem Dede, gençliğinde ailesinin geniş imkânlarına uygun bir yaşam sürdürürken bir süre sonra ruhsal bir değişim isteği içerisine girmiş, o diyarda bulunan Mevlevi Şeyhi Zencirkıran Mehmet Dede'ye bağlanmıştır. Bir süre sonra Konya'ya giderek manevi ilerleme sürecini Bostân-ı Evvel olarak da anılan Bostan Çelebi'nin terbiyesinde geçirir (Safâyî 2005: 10; Ceyhan 2011: 148). H.1040, M.1630-31 senesinde İstanbul'a gider. Galata dergâhında misafir olarak Mesnevi şarihi Rüsuhî İsmail Dede'nin yanında kalır. Kısa bir süre sonra İsmail Dede H.1041, M.1632 yılının ocak ayında vefat edince Âdem Dede onun yerine mevlevi şeyhi tayin edilir. Ölümüne, Nisârî aşağıdaki beyitlerle tarih düşürmüştür: "Usûl-i devr-i çün Âdem Efendi'nin tamâm oldu/ Dedim ayâ bu kâr-ı dil-nüvâza kim mukayyeddir/ Bu efkâr ile hâb-âlûd iken bu dîde-i tab'ım / Göründü rûh-ı Mevlânâ ki ol nûr-ı ser-âmeddir/ Buyurdu ey Nisârî böyle tahrîr eyle târihin/ Değildir devr-i Âdem geçdi o devr-i Muhammed'dir (Safâyî 2005: 64).

Âdem Dede, Galata Mevlevihanesi'nde Mesnevi dersleri vermiş ve tarikatın usullerine göre irşatta bulunmuştur. Âdem Dede cömertliğiyle tanınmıştır. Ailesinden kalan mülk ve vakıfların gelirlerini fakirlere dağıtmıştır (Ergun 1936: 2).Biyografik kaynaklarda kerametleriyle şöhret bulan Âdem Dede, 1653 yılının Ağustos ayında hac için çıktığı yolculukta Kahire'de vefat eder. Mısır Mevlevihanesi kabristanına defnedilir.

Tezkire yazarı Rıza, Âdem Dede'nin divanından bahsetmeksizin, Farsça ve Türkçe belâgatli şiirleri bulunduğunu belirtir (2009: 54). Safâyî Mustafa Efendi'nin değerlendirmesine göre ise, onun yazdığı manzumeler mutasavvıfların usulüne uygun ve tasavvufi halleri dile getiren şiirlerdir ve aşk duygusunun yoğunlukla dile getirildiği şiirlerdir: "Azîz mûmâ ileyhin terennümât-ı ney-pare-i kalemi mutâbık-ı usûl-i sûfiyâne ve eş'âr-ı hâlet-şi'ârı bî-tekellüf ü 'âşıkâne..." (2005: 64). Sefine sahibi Sakıp Dede'ye göre, Âdem Dede'nin son zamanlarında tam bir tutuşup yanma ve özleyişle söylediği şiirler, âşıkların can ve gönüllerini fazla yakıcı olduğundan, dervişler arasında tanınmış; onların şevk ve şamatalarını harekete geçirmiştir. Bahis konusu şiirler, bir divan teşkil edebilecek miktardadır. Fakat şair, şöhret bulma ve tanınma belasından nefret ettiği için,, bunları kitaplaştırmaktan kaçınmıştır (Ceyhan 20011: 153-154). Esrar Dede, Âdem Dede'nin şiirlerinin ilahi türünden olduğunu ve ilhama dayandığını, sufilerin tarzına uygun olarak bestelenen söz konusu şiirlerin kendi döneminde de mevlevi zikir ve ibadetlerinin bir parçasını oluşturduğunu ifade eder (2000: 12). Âdem Dede'yi şiir alanında üne kavuşturan özelliklerinden biri de ebcedle tarih düşürmesidir (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi 1977: 34).

Âdem Dede'nin Türk edebiyatı tarihi bakımından asıl dikkat çeken tarafı, Mevlevi tarikatına mensup şairler arasında hece ölçüsüyle ve Yunus Emre gibi Türk mutasavvıflarının üslubunda, özentisiz, Türkçe ilahiler söyleyen bir şair olmasıdır (Banarlı 2001: 701). Köprülü bu duruma şu ifadeleriyle dikkat çekmiştir: "Mevlevî eâzımı arasında millî tarza rağbet eden yegâne şahıs, meşhur Âdem Dede'dir (1976: 343). Türk edebiyat tarihinde Âdem Dede'den etkilenen şairler de vardır: Konya'dan İstanbul'a gelerek Galata Mevlevihanesi'nde Âdem Dede'nin sohbetinde bulunan Yusuf Dede (ö. 1080 / 1669), onun yetiştirdiği bir kişidir. Akıcı şiirleri ve muteber sözleri olan Hemdemi Dede (ö. 1090 / 1679), Âdem Dede'ye bağlanarak ad san elde etmiş nişansız dervişlerdendir. Yine bu devir şairlerinden Dânişî Ali (ö. 1095 / 1683) de müderrislik ederken manevi bir arayışa girmiş ve aldığı bir işaret üzerine Galata Mevlevihanesi şeyhi Âdem Dede'ye intisap etmiştir. Âdem Dede'nin tedrisinden geçmiş isimlerden bir diğeri ise Nâcî Ahmet Dede (ö. 1120 / 1708) dir.

Kaynakça

Ceyhan, Adem (2011). "17. Asır Mevlevi Edebiyatından Bir Portre:Antalyalı Âdem Dede(1591-1653)". Türkiyat Mecmuası, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Mecmuası. C.21. s.141-166.

Esrar Dede (2000). Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye. (Hzl. İlhan Genç), Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay.

Köprülü, Fuad (1976). Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. 

Mehmed Rıza (2009). Tezkire-i Rıza. (Hzl. Gencay Zavotçu), Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Mustafa Safâyî (2005). Tezkire-i Safâyî. (Hzl. Pervin Çapan), Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi (1977). İstanbul: Dergâh Yay.

YRD. DOÇ. DR. METİN EREN
Madde Yazım Tarihi: 21.12.2013
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Gazel

'Âlemde gam kişiye dem-â-dem gelür gider

Âdem mi var ki 'âleme hurrem gelür gider

 

Bâr-ı belâyı her kişiye çekdürür felek

Kim var ki bu cihâna müsellem gelür gider

 

Göz yum cihândan aç gözini kendi hâline

Sen göz yumup açınca bu 'âlem gelür gider

 

Nergis meger ki bildi vefâsızdurur cihân

Bâğun yolında gözleri pür-nem gelür gider

 

Âdem odur ki adını 'âlemde andıra

'Âlemde ad kalur u Âdem gelür gider.

 

Esrar Dede (2000). Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye. (Hzl. İlhan Genç), Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay., 13-14.

 

Gazel

Derd ehli libâsını 'aşk ile giyen gelsün

Zehrini şeker gibi zevk ile yiyen gelsün.

 

Ol günlerini sâim hem gicelerin kâim

Fakr âteşine dâim sabr ile yanan gelsün

 

Hakka iremez kimse atlas u libâs ile

Öz kendü eli ile cânına kıyan gelsün

 

Kal u kıyl ile her-giz menzile irişilmez

Kendilik ile olmaz mürşide uyan gelsün.

 

Aldanma sakın Âdem her âline dünyânun

Öz varlığını bunun yokluğa sayan gelsün

 

Esrar Dede (2000). Tezkire-i Şu'arâ-yı Mevleviyye. (Hzl. İlhan Genç), Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay., 13.

 

TAHMÎS

Humâr-ı bâde-i gafletle hayli evkârem

Safâsı yok diyü dehrün 'aceb dil-figârem

Ne âh u zâre meded ne bellü bî-zârem

Ne 'aşka sabr ider oldum ne 'akl ile yârem

Ne kârı başa çıkardum ne bellü bî-kârem

 

Ne tâli'üm bana uydı cihânda ne ben ana

Ne kâdir oldum idem bu ümîde kat-ı recâ

Belâ budur yine ey dostân-ı ehl-i safâ

Kemâl- i lutf ile cânân vefâda bende cefâ

Ne çâre oldı visâle ne bellü nâ-çârem.

 

Ne tâkatüm var idem derd-i dilden âh u figân

Ne sabr idebilürem ne karara var imkân

Ne hâle kıldı beni mübtelâ görün devrân

Ne derd çekmeye râzi ne isterem dermân

Ne sıhhat üzreyem el-Hak ne sâfî bî-mârem

 

Cefâ-yı yâr ile hayfâ ki n'olduğum bilmem

Gam aldı cânumı hâlâ ki n'oldığum bilmem

Elem budur bana zirâ ki n'oldığum bilmem

Belâ-yı 'aşk ile hakkâ ki n'oldığum bilmem

Bu anlanur elemümden ki 'âşık-ı zârem.

 

Göreydi Husrev eger sûz-ı aşkı sînemde

Diyeydi çarhı yakar âh iderse bir demde

Ne zât imiş bu ki söyler sıfat-ı Âdem'de

Semâ'i gibi ben ol bî-hodem ki âlemde

Ne keyf ile mütekeyyif ne mest ü hüşyârem.

 

Esrar Dede (2000). Tezkire-i Şua'râ-yı Mevleviyye. (Hzl. İlhan Genç), Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay., 14-15.

 

 

 

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.