TÂ'İB, Osman-zâde Ahmed

(d.1070/1659-1660-ö.1136/1724)

divan şairi ve nasir

 

Asıl ismi Ahmed olan şair İstanbul'da doğmuştur. Eserlerindeki bazı bilgilerden hareketle 1070/1659-60 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Babası maliye tezkireciliği ve Süleymaniye Vakfı ruznameciliği görevinde bulunan Osman Efendi'dir. Şair, kendisini babasına nispetle Osman-zâde Ahmed Tâ'ib olarak tanıtır. Ömrü ilim çevrelerinde geçen Tâ'ib, tahsil hayatına küçük yaşlarda başlamış ve iyi bir eğitim almıştır. 1089/1678 yılında Şeyhülislam Çatalcalı Ali Efendi'den mülâzım olan Tâ'ib, 5 Rebiülevvel 1099/9 Ocak 1688 tarihinde babasının İstanbul Kumkapı'daki Karamânî Mehmed Paşa Camii bitişiğinde Cedîde-i Osman Efendi adıyla yaptırdığı ibtidâ-i hâric medresesinin ilk müderrisliğine atandı. Burada yedi sene müderrislik yaptı. 1106/1694 Rebiülevvelinde Abdülhâdîzâde Feyzullâh Efendi yerine hareket-i hâric derecesiyle Feyziye Medresesine geçti. 1109/1697’de Feyziye-i Cedîde, 1115/1703’te Horhor semtinde inşa ettirdiği medreseye müderris oldu. 12 Safer 1118/26 Mayıs 1706'da Mustafa Ağa, 15 Safer 1120/6 Mayıs 1708'de Koca Mustafa Paşa, 28 Rebiülahir 1120/1708'de Sahn-ı Semâniye, 6 Zilkade 1120/17 Ocak 1709'da Edirnekapıdaki Mihrimâh Sultan Medresesi, 1122/1710'da Atik Murad Paşa Medresesi, 1124/1712'de Kasım Paşa Medresesi, 1128/1716'da Ayasofya Medresesine ve son olarak da Süleymaniye Medreselerine atandı.1107/1695'te Şam valiliğine gönderilen Kemankeş Aşçı Mehmed Paşa'nın maiyetinde onun kethüdası sıfatıyla Şam'a gitti. Bundan dolayı adı müderrisler defterinden silindi. 1129/1717 yılında Halep kadılığına atandı. Bir sene sonra azledildi ardından İstanbul’a dönerek İbrahim Paşa’nın desteğiyle aldığı Demirkapı Çiftliği'nde inzivaya çekildi. Burada devlet büyükleri ve dostlarını ağırladı. Bu arada Damad İbrahim Paşa ile olan samimiyetini artırdı. 27 Rebiülevvel 1135/5 Ocak 1723 Mısır kadılığına getirildi. Kısa bir müddet sonra bu görevden azledildi. Bir sene sonra zehirletilerek öldürüldü. Zehirletildiği konusunda kaynaklar fikir birliği içindedir. Ancak Râmiz'de, zehirletilmesiyle ilgili olarak Mısır valisinin Kayserili olduğunu öğrenince “Âyâ emîr midir, acaba Ermenî midir?” şeklindeki latifesi sebebiyle 2 Ramazan 1136 / 25 Mayıs 1724 yılında zehirletilerek öldürüldüğü söylenir. Mezarı, Kahire’deki Hazra-i Haseneyn Türbesindedir.

Osmanzâde Tâ'ib’in kaleme aldığı eserler şunlardır:

1. Sıhhat-âbâd: III. Ahmed'in hastalıktan kurtulması vesilesiyle 1120/1708 yılında kaleme alınan eser, kırk hadis şerhidir. Eserin dili nispeten sadedir. Hadisler önce mensur olarak açıklanmış sonra birer kıta ile nazma çekilmiştir (Karahan 1993: 455).

2. Ahmedü'l-Âsâr fî-Tercemeti Meşârıkı'l-Envâr: III. Ahmed’in emriyle kaleme alınan ve 1122/1710’da tamamlanan eser, Radıyüddîn es-Sâgânî’nin Meşârıkı’l-Envârı’n-Nebeviyye adlı 2246 hadisten oluşan eserinin tercümesidir. Tâ'ib, Ahlâk-ı Ahmedî adlı eserini Hüseyin Vâ’iz Kâşifî’nin Ahlâk-ı Muhsinî’sini çevirerek oluşturmuştur. Tâ'ib’in Hülâsatü’l-Ahlâk adlı eseri de Kınalızade Ali Çelebi’nin Ahlâk-ı Alâ’î’sinin bir özetidir.

3. Dîvân: Eserin mürettep bir nüshası henüz ele geçmemiştir. Kütüphanelerdeki farklı yazma nüshalar üzerine çalışmalar yapılmıştır. Bu farklı çalışmalarda kırk üç beyitlik bir miraciye, 59 beyitlik temmuziyye kasideleri, terkib-i bendler, 52 beyitlik hazaniyye kasidesi, tarihler, kıta ve rubailer bulunmaktadır (Sevgi 2004).

4. Münşe'ât (Mektûbât ve Muharrerât-ı Nâdire, Tuhfe): Ariza, takrir, nevaziş-name, teşekkür-name, teselliyet-name ve niyaz-namelerin de bulunduğu 50 civarında mektuptan oluşmaktadır. Süslü ve sağlam nesrin örnekleri olan mektuplar 1124/1712’de toplanmış ve hazinedar ağasına sunulmuştur. Eserin birinci bölümünde alt makamların üst makam sahiplerine (a’lâya) yazdıkları “arizalar”, ikinci bölümde üst makamların alt makamlara (a’lâdan ednâya) yazdıkları mektuplar, üçüncü bölümde aynı seviyede olanların birbirlerine (ihvândan ihvâna) yazdıkları, dördüncü bölümde de tebrik, teşekkür, teselli gibi farklı konularda yazılmış mektuplar toplanmıştır. Eserdeki mektuplar; Sadrazam Damad İbrahim Paşa, Kudüs Valisi Osman Paşa, Reisülküttab Efendi, sadaret kethüdası, Cide valisi Osman Paşa, vakanüvis Râşid Efendi, Halep nâibi, Halep müftüsü ile Gürânizâde gibi devlet büyüklerine sunulmuştur. Tâ'ib, Münşeât’ının başında yer alan sözleriyle nesirde sadeleşme sürecini başlatanlardan birisi olarak görülmesine rağmen, mektuplarında sanatkarane bir dil kullanmıştır (Yatman 1989: 13-14; Karahan 1993: 455).

5. Ahlâk-ı Ahmedî: III. Ahmed’e sunulan eser, Hüseyin Vâ'iz-i Kâşifî’nin Ahlâk-ı Muhsinî adlı eserinin tercümesidir. İbadet, ihlas, dua, şükür, sabır, tevekkül, haya ve iffete ait bazı kısımları çıkarılarak basılmıştır (İstanbul 1256).

6. Hulâsâtu’l-Ahlâk: Sadrazam İbrahim Paşa’nın teşvikiyle kaleme alınan eser, Kınâlızâde Ali’nin Ahlâk-ı Alâî’sinin özeti mahiyetindedir. Eserde sanatkârane bir üslup kullanılmıştır (Yatman 1989: 14-15; Karahan 1993: 456).

7. Telhîs-i Mehâsinü’l-Edeb: Sadrazam İbrahim Paşa’ya sunulan eser, Gelibolulu Âlî Mustafa Efendi’nin Câhız’ın Minhâcü’s-Sülûk’undan tercüme ettiği Mehâsinü’l-Âdâb’ın özetidir. Damad İbrahim Paşa’ya sunulmuştur. Padişahalar için gerekli olan davranışalar, şehzadeler ve vezirlere karşı muameleler, sır saklamaya dair hikmetler ve giyim kuşamla saray hizmetçilerine dair öğütler içerir.

8. Telhîsü’n-Nesâyih (Telhîsü’l-Hikem): Mesnevi şarihi Sarı Abdullah Efendi’nin Nasîhatü’l-Mülûk’unun manzum ve mensur özet tercümesi olup 1131/1719 da tamamlanmış ve III. Ahmed’e sunulmuştur (Karahan 1993: 456; Yatman 1989: 14-15).

9. Simârü’l-Esmâr ( Zübdetü’l-Esmâr (ezhâr) fi’l-Hikâyât, Zübdetü’n-Nesâyih): Kınalızade’nin Hümâyûnnâme’sini Sımâru’l-Esmâr adıyla özetlemiştir. Kelile ve Dimne hikâyelerini içeren bu çeviri III. Ahmed’e sunulmuştur (Karahan 1993: 456; Yatman 1989: 15).

10. Hadîkatü’l-Mülûk: (İcmâl-i Tevârih-i Âl-i Osman, Hulâsâtü’t-Tevârih): Osman Gazi’den II. Mustafa’ya kadar gelen Osmanlı padişahlarının hayatıyla hayratlarına dairdir. Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’ya sunulmuştur.

11. Hadîkatü’l-Vüzerâ: Eserde Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan 1703 yılına kadarki süre içinde sadarette bulunmuş 108 kişinin biyografisini anlatılır. Yazıldığı dönemde beğenilen esere zeyiller yazılmıştır. Tâ'ib’in Hadîkatü’l-Vüzerâ’sı bazı zeyilleriyle birlikte eski harflerle önce 1271/1854 yılında İstanbul’da, sonra D. Robischon tarafında 1969’da Freiburg’da basılmıştır. Tezkireci Râmiz de Hadîkatü’l-VüzerâDevhatü’l-MeşâyihHamîletü’l-Küberâ, Keşfü’z-Zunûn gibi eserlere zeyiller yazdığını söylemektedir (Karahan 1993: 456; Erdem 1994: XXIV).

Şair, önceleri Hamdî mahlasını kullanmıştır. Hicivleri, sivri dilliliği yüzünden birçok insanla arası bozulmuş, bundan kendisi de zarar görmüştür. Şair, bu yaptıklarından tövbe ederek Tâ'ib mahlasını kullanmaya başlamıştır. Bu arada dinî, ahlaki eserler yazmıştır. Tâ'ib’in en önemli özelliklerinden biri onu güçlü bir hiciv ustası olmasıdır. Kaynaklar, kaleminin düşmanları için yılanın zehri, dostları için tatlı bir dil olduğunu aktarır. Nef’î gibi hayatını da sivri dilliliğiyle ödeyen Tâ'ib, ince nükteli ve hazırcevap birisidir. Meclisi, özellikle Demirkapı Çiftliği, hem devlet büyüklerinin hem de dostlarının toplandığı bir meclis olmuştur. Devrinin sosyal olaylarını eserlerinde aksettirmiştir: İstanbul'da kahvenin pahalılaşması üzerine evlerde nohuttan kahve yapılmaya başlanması, İstanbul yangınları gibi … Birçok devlet büyüğüne eserler sunan Tâ'ib, III. Ahmed’in oğlu İbrahim’in doğumuna düşürdüğü tarihin beğenilmesi üzerine hatt-ı hümayun ile melikü’ş-şuaralığa getirilmiştir. Tâ'ib, melikü’ş-şuara ünvanı aldıktan sonra yazdığı meşhur kasidesinde döneminin şairlerini hicvetmiş, kendisinden sonra vekili olarak Seyyid Vehbî’yi bırakmıştır. Tâ'ib, iyi bir şair olmanın yanında aynı zamanda iyi bir nesir üstadıdır. Mahallîleşmeyi daha çok Sâbit çizgisinde devam ettiren Tâ'ib’de folklorik üslup önemli bir yer utmaktadır. Münşeât’ının başında, inşa yazımında çok fazla “münşiyâne” bir dil kullanımına şöyle karşı çıkar:

"Kâtip, gelenekte kullanılan belâgatlı lâfızları seçmelidir. Çünkü sözün akıcı bir şekilde ve incelikle kullanılması inşayı güzelleştirir. Münşi, sağlam fikirli, doğru tabiatlı olup Arapçayı ve edebiyat ilmini yeterince bilmeli, belagat sahibi ediplerin terkiplerini ve fesahat sahibi şairlerin şiirlerini tetkik edip ezberlemeli, gerekli kullanımları devam ettirip, konuları usulüne uygun bir şekilde birbirine bağlamalıdır; ancak bu şekilde sözleri eleştiriye maruz kalmaz. Veyahut da kâtip, hoşa giden ve günlük dilde kullanılan tabirleri seçerek meramını en güzel bir biçimde ifadeye muktedir olmalıdır. Bu tarzda yazılan yazılar günümüzde revaç bulmuştur. Nitekim günümüzde çok münşiyâne veya âmiyâne yazılan mektuplar okunmamaktadır."

Tâ'ib, manzum ve mensur eserlerinde bazen lafız ya da anlam tekrarlarına düşmüştür. Eserlerinde de yer yer sanatlı ifadelere yer verilmekle birlikte tarihleri nispeten sade bir dille yazılmıştır. Mesela, Âlî’nin Mehâsinü’l-Edeb’ini özetleyen Tâ'ib, sözü karışık ve anlamsız ifade tekrarlarıyla uzattığı gerekçesiyle Âlî’yi eleştirir. Tâ'ib, dönemin seyrine uyarak Safâyî Tezkiresine takriz de yazmıştır. Râmiz, Tâ'ib’in inşasının “hıyre-zen-i çeşm-i Nergisî” olduğunu, yani Nergîsî’yi şaşırtacak kadar güzel olduğunu söyler.

Kaynakça

Akbayar, Nuri (hzl.) (1996). Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmânî. C. 5. İstanbul: Türk Tarih Vakfı Yay. 1621.

Aşgın, Sait (2003). “Hadîkatü’l-Vüzerâ Üzerine Bir İnceleme”. Osmanlı Tarih Araştırmaları Merkezi Dergisi (OTAM). Ankara. 14: 145-162.

Babinger, Franz (1992). Osmanlı Tarh Yazarları. çev. Coşkun Üçok. Ankara: KB Yay. 279-281.

Banarlı, Nihat Sami (1983). Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. C. II. İstanbul: MEB Yay. 74-750.

Çanaklı, Celal (1999). “Osmanzâde Ahmed Taib Efendi”. Türk Dünyası Araştırmaları. Aralık: 229-234.

Çapan, Pervin (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l-Âsâr Min Fevâ’idi’l-Eş’âr İnceleme-Metin-İndeks. Ankara: AKM Yay. 114-124.

Erdem, Kenan (1999). Osmanzâde Tâib: Simarü'l-Esmar, İnceleme-Metin. Yüksek Lisans Tezi. Malatya: İnönü Üniversitesi. 

Erdem, Sadık (1994). Râmiz ve Âdâb-ı Zurefâsı: İnceleme-Tenkidli Metin-İndeks-Sözlük. Ankara: AKM Yay.

Horata, Osman (2007). “Tâib”. Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi. C. 8. Ankara: AKM Yay. 159-160.

Horata, Osman (2006). "Klasik Estetikte Hazan Rüzgârları: Son Klasik Dönem". Türk Edebiyatı Tarihi. C. II. Ankara: KB Yay. 437-542.

Horata, Osman (2009). Has Bahçede Hazan Vakti XVIII. Yüzyıl: Son Klasik Dönem Türk Edebiyatı. Ankara: Akçağ Yay. 437-542.

İnce, Adnan (2005). Tezkiretü’ş-Şu’arâ Sâlim Efendi. Ankara: AKM Yay. 251-254.

İpekten, Halûk, M. İsen, T. Karabey, M. Akkuş (2004)."XVIII. Yüzyıl Dîvân Nazmı". Büyük Türk Klâsikleri. C. 6. İstanbul: Ötüken Söğüt Yay. 214-219.

Karahan, Abdulkadir (1993). “Osmanzâde Tâib”. İslam Ansiklopedisi. C. 9. Ankara: MEB Yay. 453-456.

Kaya, Abdullah (2004). Osman-Zâde Ahmed Tâib'in Tuhfetül Müluk Adlı Yazma Eseri, Transkripsiyon ve Değerlendirme. Yüksek Lisans Tezi. Konya: Selçuk Üniversitesi. 

Köprülü, Mehmet Fuad (1926). “Osmanzâde Tâib'e Dair”. Türkiyat Mecmuası II. İstanbul: 427-430.

Kurnaz, Cemal -Mustafa Tatçı (hzl.) (2000). Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri. C. II. Ankara: Bizim Büro Yay. 116-117.

Kurnaz, Cemal -Mustafa Tatçı (hzl.) (2001). Nail Tuman, Tuhfe-i Nâilî. C. I. Ankara: Bizim Büro Yay. 123-124.

Küçük Çelebizâde Âsım İsmail (1282). Âsım Tarihi. İstanbul.

Menzel, Thedor (1936). “Othmân-zâde Ahmed Tâ'ib”. The Encyclopedıa of Islam. Vol. VIII. 188-189.

Oğraş, Rıza (2001). Esad Mehmed Efendi ve Bağçe-i Safâ-Endûz’u. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-219113/h/bahce.pdf [erişim tarihi: 16.11.2013]

Özcan, Abdülkadir (hzl.) (1989). Şeyhî Mehmed Efendi, Şakâyık-ı Fuzalâ ve Zeyilleri, Vekâyiü’l-Fuzalâ. C.4. İstanbul. 562-564.

Özcan, Abdulkadir (2007). “Osmanzâde Ahmed Tâib”.  İslâm Ansiklopedisi. C. 34. Ankara: TDV Yay. 2-4.

Robischon, D. (1969). Hadikatü’l-Vüzerâ. (der Garten der Wesire) Osmanzade Taib Ahmed. Freiburg.

Sadâvî, Salih (1987). Osman-zâde Tâ’ib Hayatı, Eseri ve Edebi Kişiliği. Doktora Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Sevgi, Ahmet (2004). “Reîs-i Şâirân Osman-zâde Tâib Divanı Üzerine”. Türk Edebiyatı. İstanbul: XXXII/369.

Yatman, Mustafa (1989). Osman-zâde Tâib Divanı'ndan Seçmeler. Ankara: KB Yay.

Yöntem, Ali Canip (1928). “Reis-i Şâirân Osmanzâde Ahmed Tâib Efendi”. Türkiyat Mecmuası. C. 2. İstanbul: 103-129.

DOÇ. DR. İBRAHİM HALİL TUĞLUK
Madde Yazım Tarihi: 21.11.2013
Güncelleme Tarihi:

Eserlerinden Örnekler


Dîvân

Gazel  

mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün

O tıfl-ı nâz-perverdin cefâsı artar eksilmez

Velî pek şûhtur kim mübtelâsı artar eksilmez

 

Gönül deyr içre bir tersây ile zünnâr-bend oldu

O kâfir-mâcerâdır mâcerâsı artar eksilmez

 

Harâbât-ı elestin mesti olmak hayli müşkildir

Egerçi bâde-i kâlû belâsı artar eksilmez

 

Belî bezm-i visâlin nağme-i şevkı de var ammâ

Ne çâre sûziş-i vâ hasretâsı artar eksilmez

 

Nice vakt oldu Tâ’ib biz ki mehcûr-ı Sıtanbuluz

Hayâl-i dîdede âb u hevâsı artar eksilmez

İpekten, Halûk, M. İsen, T. Karabey, M. Akkuş (2004)."XVIII. Yüzyıl Dîvân Nazmı". Büyük Türk Klâsikleri. C. 6. İstanbul: Ötüken Söğüt Yay. 218.

 

Kaside

Aceb mi ba'd-ez-in teshîr edersem mülk-i irfânı

Ki oldu sözlerim şâyân-ı istihsân-ı sultânî

 

Bana hatt-ı hümâyûn ile tevcîh etdi hünkârım

Fezâ-yı kişver-i nazmı fezâ-yı nükte-sencânı

 

Bu lutfu görmedi nazm-âverân-ı zümre-i eslâf

Bu rütbe iltifâta olmadı kimse erzânî

 

Tanîn-endâz-ı gûş-ı çarh iken âvâze-i Bâkî

Çıkarmışken sipihre medh ile Sultan Süleymânı

 

Ne oldu böyle bir hatt-ı hümâyûn ile nâm-âver

Ne buldu sâye-i devletde böyle şöhret ü şânı

 

Bana şimden gerü kimdir idenler pâyede ta'rîz

Sudûrun bile yokdur pâye emrinde bu ünvânı

 

Edâ-yı şükrü mümkin mi bu eltâf u atâyânın

Sücûd-i şükr içün ser-tâ-kadem olsam da pîşâni

 

Ne devletdir bu kim tahsîn edip şâhenşeh-i âlem

Ki dir târihime sad âferîn ilhâm-ı Rabbânî

 

O şâhenşeh ki Mevlâ eyledi ahd-i şerîfinde

Zamîme kişver-i Osmâniyâna mülk-i irfânî

 

Hudâvend-i cihân-dâver muti’-i şer’-i Peygamber

Metâ-ı heft kişver kâr-fermâ-yı cihân-bânî

 

Sütûde-menkabet Hân Ahmed ol Sultân-ı Gâzî kim

Eder zât-ı hümâyûnuyla fahr-ı evreng-i Osmânî

 

Yegâne sâhib-i seyf ü kalem kim hem-dem olmuşdur

Zebân-ı tîz-nâvek hâmesiyle tîğ-i bürrânı

 

Güzîn-tâc-dârân-ı felek-mesned ki âlîdir

Ulüvv-i rütbede Keyvân’dan kem-pâye derbânı

 

Zamân-ı devleti kim nev-bahâr-ı kâmrânîdir

Unutturdu kef-i gevher-nisârı lutf-ı nisânı

 

Cemâl-i şevketi behcet-fezâ-yı bezm-i Cemşîd’i

Celâl-i satveti tâb-efgen-i rezm-i Nerîmân’ı

 

Nice tanzîr olur İskender ü Dârâ’ya dârâtı

Ki anlardan füzûndur haşmet-i erkân-ı dîvânı

 

Harem-rûb-ı dür-i gencûr-ı ikbâli murâd etse

Verir iksir-i hâkinden gedâya mâye-i kânı

 

Dem-i adlinde bîm-i sahne-i şemşîr-i kahrından

Degildir etmege bir kimse kâdir zulm u ‘udvânı

 

Umurûnda muvaffakdır mükerrem sâye-i Hak’dır

Dil-i feyz-âveridir mehbit-i ilhâm-ı Rahmâni

 

Yeter şâhid-i kemâl hüsn-i tevfik-i İlâhi’ye

Ki sadr-ı a’zamı dâmâd-ı âlî-kadr-ı zî-şânî

 

Mekârim-pîşe hayr-endîşe İbrâhim Pâşâ’dır

Ki dehre gelmemişdir öyle kâr âgâh-ı Hakkânî

 

Behiştâsâ makarr-ı emn ü râhat eyledi halka

Cihân olmuş iken suret-nümâ-yı haşr-ı insânî

 

Ola ahd-i hümâyûnunda devletle mede’l-eyyâm

Mühim-sâz-ı enâm ol akl-ı evvel Âsâf-ı sânî

 

Eger Firdevsî-i mu’ciz-edâ görseydi bu asrı

Getirmezdi lisâna midhat-ı şâhân-ı İrânî

 

N’ola güm-nâm-ı vâdi-i adem olduysa Firdevsî

Benim pîrâye-bahş-ı mesned-i vassâf-ı Hâkânî

 

Gubârın görmedin çâpük-süvârân-ı reh-i ma’nî

Semend-i hâmem aldı arsa-i medhinde meydânı

 

Niçe ündüller almış sâbık-ı sahn-ı belâgatda

Sıtabl-ı hâssa rabt etmek münâsibdir küheylânı

 

Bu cünbüş var iken rahş-ı sabâ seyr-i tabî'atda

Geçersem çok mudur tayy-i tarik etmekle akrânı

 

Benim ehliyyetim hatt-ı humâyun ile sâbitdir

Müsellemdir yed-i te'yîdime mülk-i sühandânî

 

Benim şimden gerü mahkûm-ı fermân-ı mutâ'ımdır

Gerek erbâb-ı tedrîs ü gerek küttâb-ı dîvânî

 

Velîkin Hüsrev-i mülk-i me'ânî Râşid ü Vehbî

Birisi nûr-ı çeşmimdir birisi cânımın cânı

 

Dahi perverde-i devlet-serâ-yı pâdişâhî kim

Degil teftiş-i şâmil-i müfâd-ı emr-i Hâkânî

 

Eger emr etseler ez-cümle Mahtûmî-i Serhengi

Ederim Fârisân-ı sâha-i nazma at oglanı

 

Mevâlî zümresin add eylemem şâir gürûhundan

Ki nâdir bulunur nazm-âşinâ merd-i sühandânı

 

Belî birkaç yeni şâirleri şimdi zuhûr etdi

 Ki zu’nmunca kimisi Germiyânî kimisi Kirmânî

 

Velî ben bildigim şâir fakat Neylî vü Kâmî'dir

Hatâdır gayre itmem şâiriyyet ile bühtânı

 

Müderrislerde ancak Âsım-ı hoş-gû müsellemdir

Ki nazm u nesr ü fazl u ma'rifetde yokdur akrânı

 

Eger meşk itse Mektubi-i Defterdâr İzzet Beg

Ederlerdi reîs-i zümre-i nazm-âveran ânı

 

Belâ bunda biraz etfal-i endek-sâl vardır kim

Dahi üstâddan görmüş degillerken Gülistân'ı

 

Önüne geçmek içün dâ'ima merdân-ı meydânın

Kemâl-i şevk ile teşmîr iderler sâk u dâmânı

 

Sadâ' îrâs ider nakli sayılmaz mahlâs erbâbı

Kimi şehrî kimi mâzenderânî kimi dihkânî

 

Egerçi selb-i küllî eylemem her fırkanın vardır

Sezâ-yı hüsn-i tevcih nazar-ı pâkîze-gûyânı

 

Reşîd ü Sâlim ü Şehrî vü Lem’î vü Rahmî’dir

Be-nâm-ı şâ‘irân-ı zümre-i küttâb-ı dîvânî

 

Velî şâyân odur kim ola mikdârınca her şahsın

Gerek ta’bîr ü takdîri gerek in’âm u ihsânı

 

Olur ise eger mîzân-ı temyiz-i sühan der-kâr

Bilinir herkesin ol dem kemâlâtıyla noksânı

 

Bu taklîd ile taslakçı mukallidler kırıp köstek

Misâl-i tavla-zâde kaldırılar belki tâbânı

 

Ederdim Tâ’ibâ her fırkanın erbâbını ta’rîf

Velî havfım budur şâyed ki dil-gîr ede yârânı

 

Vekîlimdir benim Vehbî-i mu'ciz-dem beyân etsin

Sunûf-ı tâze-gûyânı gürûh-ı yâve-destânı

 

 'Ayârın herkesin ta'rîf edip ol bildirir haddin

 Verir mânend-i Ta'rîfât-ı Seyyid başka unvânı

 

Hulûs-ı kalb ile ben eyleyem pirâye-i evrâd

Duâ-yı devlet-i şâh-ı cihânı sadr-ı zî-şânı

 

Heman Bârî karîn-i rütbe-i hüsn-i kabûl etsin

Ki dem-sâz-ı du'âdır kudsiyân-ı arş-ı Rahmânî

Oğraş, Rıza (2001). Esad Mehmed Efendi ve Bağçe-i Safâ-Endûz’u. http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-219113/h/bahce.pdf [erişim tarihi: 16.11.2013]

 

Resim ve Minyatür Bulunmamaktadır.

Bestelenmiş Eser Bulunmamaktadır.

Seslendirilmiş Eser Bulunmamaktadır.